Önce Kendi Evimizin Önü: Aynadaki Yabancı ve Ahlakın Terazi Ayarı

Önce Kendi Evimizin Önü: Aynadaki Yabancı ve Ahlakın Terazi Ayarı

İnsanoğlunun en mahir olduğu zanaat, başkalarının hayatına terzi kesilip kendi söküklerini görmezden gelmektir. Hayat sahnesinde hepimiz birer eleştirmen, hepimiz birer ahlak bekçisiyiz; tabii konu "öteki" olduğu sürece.

Gündelik yaşamın pratiklerine baktığımızda bu çifte standardın en çarpıcı örneklerini aile ve toplum ilişkilerinde görürüz. Hatayı kendi çocuğu yapınca, meseleyi sarıp sarmalayan, üstünü örten ve "Zamanla düzelir" diyerek iyimserliğe sığınanlar; aynı hatayı komşunun çocuğu yaptığında "Bu gençlik nereye gidiyor, bu işler asla düzelmez" karamsarlığına bürünür. Kendi evladı edep sınırlarını zorladığında acizliğini gizlemek için "Ne yapayım, baş edemiyorum, bu da benim imtihanım" tesellisine sığınan ebeveyn, başkasının evladı aynı potu kırdığında "edepsiz" damgasını vurmaktan, hakkında demediğini bırakmaktan geri durmaz.

Halbuki bu toprakların irfanı, kadim büyüklerin diliyle bizleri hep şu temel ilkeye davet eder: "İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır."

Sokağın kirliliğinden, çevrenin düzensizliğinden feryat figan şikayet edenlerin, önce kendi kapısının önünü süpürmesi gerekmez mi? Kendi düğününde, kendi eğlencesinde ahlaki ya da toplumsal tüm sınırları "Hayatta bir kere oluyor" bahanesiyle mübah görüp geçiştirenler, bir başkasının benzer seremonisinde eleştirinin dibine kadar gidebiliyorlar. Kendimize gösterdiğimiz bu sonsuz müsamaha, başkalarına karşı neden acımasız bir yargıçlığa dönüşüyor? Cevap net: Başkalarını eleştirmek kolay, kendini eleştirmek, yani o çetin özeleştiri aynasına bakmak zor iştir. Zira insan, doğası gereği kendi hatasını görmekte en çok zorlanan varlıktır.

Büyük şair Ziya Paşa, asırlar öncesinden tam da bu ikiyüzlülüğün röntgenini çekerek şöyle seslenir:

"Onlar ki verir lâf ile dünyaya nizâmât / Bin türlü teseyyüp bulunur hânelerinde" (Dünyaya lafla düzen vermeye kalkışırlar, oysa kendi evlerinde bin türlü ihmal ve düzensizlik vardır.)

Bugün toplum olarak içine düştüğümüz en büyük yanılgı, birbirimizi karalamakla temizleneceğimizi zannetmektir. Oysa çamur atarak beyazlanamazsınız; aksine, birbirini yok etmenin zilletini yaşarsınız. Günümüzde nasihat üslubunun hiçbir meyve vermemesinin, söylenen sözlerin kulaklardan öteye geçmemesinin sebebi tam olarak budur: Samimiyetsizlik ve üslup bozukluğu.

Unutmamak gerekir ki; bu hayatta taş atanlara gülle atarlar. Çamura çamurla karşılık verilmez. "Herkese anlayacağı dilden konuşmalı" diyerek kendi ahlaki seviyemizi ve üslubumuzu bozmaya hiç gerek yoktur. Söz söylenecekse edeple söylenmeli, eğer ortamı ve muhatabı yoksa sükut edilecekse de yine edeple sükut edilmelidir. Hz. Mevlana’nın o derin ufkuyla kulaklarımıza küpe yapması gereken uyarısı ne kadar da manidardır: "Kelp (köpek) seni ısırdı diye senin de onu ısırman gerekmez."

İnsanlara yaklaşım, üslup ve dil her şeydir. Boşuna "Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır" denmemiştir. Bu noktada inananlar için ilahi ikaz çok açıktır. Saf Suresi 2. ayette Rabbimiz şöyle buyurur: "Ey iman edenler! Yapmadığınız ve yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?"

Yine bir başka ayet-i kerimede Efendimiz’in (s.a.v) şahsında bizlere şu evrensel iletişim metodu hatırlatılır: "(Habibim) Sen onlara sırf Allah’ın lütfettiği merhamet sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi..." (Ali İmran 159)

Bülbül ile karganın sesi bir değildir. Birini dinlerken ruhunuz huzur bulur, diğerinden ise sadece rahatsız olursunuz. Bugün sokakta, sosyal medyada, kahvehanede "atar gider yaparak" konuşan, bağıran çağıran çok insan görebilirsiniz. Belki anlık bir gürültü çıkarırlar ama asla kalplerde karşılık bulamazlar. Üstelik bu üslubu bozuk tavırlarla kimse toplumsal sorumluluğunu yerine getirmiş de olmuyor.

Büyük alim İmam-ı Azam Ebu Hanife, ekonomiden ahlaka uzanan köprüyü kuran o meşhur sözünde der ki: "Paranın nereye gittiğini öğrenmek istiyorsanız, nereden geldiğine bakın." Biz de bu vizyonla bakarak diyebiliriz ki; ahlakın nereye gittiğini, neden aşındığını öğrenmek istiyorsak, ahlaksızlığın ve samimiyetsizliğin nereden beslendiğine bakmalıyız.

Her birimiz, parmağımızı başkalarına uzatmadan önce kendimize ait sorumlulukları yerine getirip getirmediğimize bakmalıyız. Kendimizin de bu toplumun bir ferdi, bu bütünün bir parçası olduğunu unutmamalıyız. Aksi takdirde, başkalarını eleştireyim derken kendi defolarını ifşa edenlerin durumuna düşeriz. Yani atalarımızın dediği gibi: "Merd-i kıpti şecaat arz ederken sirkatin ele verir." (Kıptinin merdi, şecaatini/kahramanlığını anlatırken hırsızlığını söyler.)

Başkalarının kirinden şikayet ederek, kendi üstündeki çamuru temizleyebilen tek bir kimseye rastlanmamıştır. Temiz bir toplum, temiz bir sokak ve ahlaklı bir gelecek istiyorsak; işe aynadaki o ilk yüzü düzelterek başlamak zorundayız.

Vesselam.

#KöşeYazısı #Özeleştiri #Ahlak VeÜslup #İnsaniDeğerler #Samimiyet #ToplumsalSorumluluk #ZiyaPaşa #Mevlana

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.