Şehirlerin gürültüsüyle kirlenen zihinlerin, sözün asaletine sığınacağı fırtınasız bir koydur edebiyat. İşte bu yüzden "Cumartesi Edebiyat Sohbetleri", sıradan bir buluşma takviminden öte, ruhlarımızın haftalık sığınağı ve fırtınalı okyanuslardan dönen gemilerin demir attığı o huzurlu limandır.
Burası, söyleyecek sözü olanların ama sesini duyurmakta zorlananların kendilerini yeniden inşa edeceği bir atölyedir. Bizler bu mecliste, içimizde uyuyan yeni kitapların doğumuna şahitlik edecek; bir define avcısı titizliğiyle gönüllerde saklı kalmış cevherleri gün yüzüne çıkaracağız. Mevlânâ’nın "Dünle birlikte gitti cancağızım, ne varsa düne ait... Şimdi yeni şeyler söylemek lazım" nidasına kulak verip, geçmişin tecrübesiyle geleceğin ufkunu birleştiren sağlam köprüler kuracağız.
Bu halka, sadece tüketilen değil, alınan her fikrin misliyle geri verildiği bir maya mutfağıdır. Elde unun, suyun, şekerin bulunup da helvanın pişirilemediği o tıkanıklığı burada aşacak; ustalıkla, emekle ve gönül teliyle o helvayı karma sanatını öğreneceğiz. Sözün arasına serpiştirdiğimiz türkülerle, Tanpınar’ın "Yalnızız" çığlığına derman olacak, hiçbir ruhun bu gökkube altında yalnız olmadığını hissettireceğiz. Sözün ve bazen de sözden daha derin olan sükutun en zarif halini burada icra edeceğiz.
Cemil Meriç’in uyarsına kulak vererek; yeldeğirmenleriyle savaşarak tükenen enerjimizi, şehri ve insanı ihya edecek doğru hedeflere yönlendireceğiz. Bakıp da göremediğimiz bu şehrin taşında, toprağında saklı olan ruhu; bizi biz yapan mimarları ve gönül erlerini keşfedeceğiz. Kimi şiirin misralarıyla dile gelecek, kimi bir öykünün kıvrımlarında arayacak kendini. Fakat günün sonunda hepimiz, bugünden yarına unutulmayacak birer iz, silinmeyecek birer hatıra bırakacağız.
Çünkü okyanusları aşan kaptanlar limana çekildiğinde anlatacak bir hikayesi olmalı insanın. Cumartesi sohbetlerimiz, karanlıkla kavga etmek yerine bir mum yakma derdinde olanların, kendi hikayesini yazmak ve dinlemek isteyenlerin sarsılmaz durağıdır.



