KARA TAHTADAN EDEBİYAT DÜNYASINA: ÖĞRETMEN YAZARLAR
Bizlerin yazar olarak tanıdığı ve eserlerini büyük bir beğeni ve keyifle okuduğu yazarların bir kısmı, bir dönem kara tahtanın önünde ülkemizin geleceğinin inşası için öğretmen olarak emek vermiştir.
Anadolu'da şu sözleri sıkça duyarsınız: “Çocuklarımı okuttum.”, “Okumuş da adam olmuş.”, “Bütün çocukları okudu.” Burada “okumak” kelimesiyle kastedilen elbette eğitimdir. Okumak, kitap ve yazmak gibi kavramlar en çok eğitim dünyasının içinde anlam kazanır. Bilgi kitaplar aracılığıyla kuşaktan kuşağa aktarılır.
Meslekler içerisinde öğretmenler kadar kitaba ve okumaya değer veren başka bir meslek bulmak kolay değildir. Demirci için örs ve çekiç, marangoz için ağaç ne kadar önemliyse öğretmen için de kitap o kadar değerli bir araçtır.
Kitapla bu kadar iç içe olan öğretmenlerimizin kitapla meşguliyeti elbette yalnızca okumakla sınırlı kalmaz. Gün gelir, okuma tutkusu yazma arzusuna dönüşür. Öğretmenin zihninde biriken bilgiler, sınıfta yaşananlar, öğrencilerle kurulan ilişkiler, Anadolu'nun farklı coğrafyalarında edinilen tecrübeler bir hikâyeye, romana, şiire veya denemeye dönüşür. Böylece öğretmen yazarların eserleri edebiyat dünyasında yerini alır.
Bana göre öğretmenlerin eser ortaya koyması yalnızca edebiyatımız açısından değil, eğitim dünyamız açısından da önemlidir. Çünkü öğretmenin eğitime katkısı yalnızca ders saatleriyle sınırlı değildir. Bir öğretmenin yazdığı kitap, sınıfın duvarlarını aşar; başka okullara, başka şehirlere ve başka kuşaklara ulaşır. Bu yönüyle öğretmen yazar, eğitim faaliyetini adeta yedi gün yirmi dört saate yayar.
Katıldığım kitap fuarlarında ve kültürel etkinliklerde çok sayıda öğretmen yazarla tanışıyor onlarla olmaktan ayrıca mutluluk duyuyorum. Bu karşılaşmalar bana şunu düşündürüyor: Öğretmenlik ile yazarlık birbirinden uzak iki meslek değil; aksine birbirini besleyen iki uğraştır.
Elbette günümüzden önceki dönemlerde de öğretmenlik yapan yazarlarımız vardı. Hatta Türk edebiyatının önemli isimleri arasında öğretmenlik veya hocalık yapmış pek çok şair ve yazar bulunmaktadır. Kimi bütün hayatını eğitime adamış, kimi ise kısa bir süre öğretmenlik yapmıştır. Ancak az veya çok sınıf havasını teneffüs etmiş, kara tahta önünde ders anlatmış, öğrencilerle aynı havayı solumuş bu yazarların eğitimci yönleri de edebî kimlikleri kadar dikkat çekicidir.
Ahmet Hamdi Tanpınar
“Huzur”, “Beş Şehir” ve “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” gibi Türk edebiyatının önemli eserlerine imza atan Ahmet Hamdi Tanpınar, aynı zamanda uzun yıllar öğretmenlik ve akademisyenlik yapmıştır.
Darülfünun Edebiyat Fakültesinden 1923'te mezun olan Tanpınar, Erzurum, Konya ve Ankara'daki liselerde öğretmenlik yaptı; daha sonra Gazi Terbiye Enstitüsünde ve İstanbul Kadıköy Lisesinde edebiyat dersleri verdi. 1939'da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Türk Edebiyatı Kürsüsü profesörlüğüne getirildi.
Tanpınar'ın öğretmenlik yılları yalnızca bir meslek dönemi olarak değerlendirilmemelidir. Onun öğrencilerle, eğitimle, şehirlerle ve kültürle kurduğu ilişkinin edebî dünyasını besleyen önemli deneyimler arasında olduğu düşünülebilir.
Üstelik Tanpınar'ın öğrencileri arasında ileride Türk edebiyatının önemli isimleri olacak kişiler de vardır. Bunlardan biri Tarık Buğra'dır.
Halide Nusret Zorlutuna
“Kadın yazarların annesi” olarak anılan Halide Nusret Zorlutuna, öğretmenliği hayatının merkezine yerleştiren edebiyatçılarımızdandır.
Öğretmenliğe 1924 yılında Edirne Darülmuallimatında başlayan Halide Nusret, daha sonra Anadolu'nun ve ülkenin farklı şehirlerinde görev yaptı. Öğretmenlik yıllarında öğrencilerine ilişkin gözlemlerini ve hatıralarını biriktirdi; bu birikim daha sonra “Benim Küçük Dostlarım” adlı kitabına dönüştü.
Onun hayatında öğretmenlik yalnızca geçimini sağlayan bir meslek değil, öğrencileriyle kurduğu güçlü bağın da adıydı. Bu nedenle Halide Nusret'in öğretmenlik hayatı ile yazarlığı arasında doğrudan bir ilişki görmek mümkündür.
Arif Nihat Asya
“Bayrak” şiiriyle geniş kitleler tarafından tanınan Arif Nihat Asya da öğretmen-yazarlarımız arasında özel bir yere sahiptir.
Adana, Malatya, Edirne, Tarsus, Ankara ve Kıbrıs'taki liselerde edebiyat öğretmenliği yapan Arif Nihat Asya, milletvekilliği döneminin ardından yeniden öğretmenliğe dönmüş ve 1962 yılında Ankara Gazi Lisesindeki görevinden emekliye ayrılmıştır.
Şiirlerinde tarih, vatan, bayrak, millet ve kültür gibi temalara geniş yer veren bir şairin aynı zamanda gençlerle yıllarca sınıf ortamında buluşmuş olması dikkat çekicidir.
Refik Halit Karay
“Memleket Hikâyeleri” ile Anadolu insanını ve Anadolu coğrafyasını edebiyatımızın güçlü anlatım dünyasına taşıyan Refik Halit Karay da öğretmenlik deneyimi bulunan yazarlarımızdandır.
Onun eserlerinde gözlem gücünün önemli bir yer tuttuğu düşünüldüğünde, farklı insanlarla ve farklı çevrelerle kurduğu ilişkilerin yazarlığını besleyen unsurlardan biri olduğu söylenebilir.
Tevfik Fikret
Şairliğinin yanında öğretmenlik ve okul yöneticiliğiyle de tanınan Tevfik Fikret, eğitim dünyasına özel önem veren edebiyatçılarımızdandır.
1892'de Mekteb-i Sultani'ye Türkçe öğretmeni olarak atanan Fikret, daha sonra aynı okulda müdürlük görevinde de bulundu.
Tevfik Fikret'in eğitim anlayışı, onun yalnızca ders veren bir öğretmen olmadığını; gençlerin yetişmesine ve geleceğin şekillenmesine kafa yoran bir aydın olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.
Mehmet Akif Ersoy
İstiklâl Marşı'mızın şairi Mehmet Âkif Ersoy'un hayatında öğretmenlik ve hocalık önemli bir yer tutar.
Âkif, 1906'dan itibaren Halkalı Ziraat Mektebinde kitâbet-i resmiyye dersleri verdi; 1907'de Çiftlik Makinist Mektebinde Türkçe öğretmenliği yaptı. 1908'de Dârülfünun Edebiyat Şubesinde Osmanlı edebiyatı müderrisliğine getirildi. Daha sonraki yıllarda Dârülhilâfeti'l-aliyye Medresesinde de Türkçe ve edebiyat dersleri verdi.
Dolayısıyla Mehmet Âkif'i yalnızca büyük bir şair olarak değil, aynı zamanda uzun yıllar eğitim kurumlarında görev yapmış bir hoca olarak da değerlendirmek gerekir.
Yahya Kemal Beyatlı
Öğretmenlik ile şairlik arasındaki ilişkinin en dikkat çekici örneklerinden biri de Yahya Kemal Beyatlı'dır.
Yahya Kemal, 1913-1915 yılları arasında Darüşşafaka'da tarih ve edebiyat öğretmenliği yaptı. Bunun yanında Medresetü'l-Vâizîn'de medeniyet tarihi, Haydarpaşa'daki Osmanlı İttihat Mekteplerinde ise Türkçe dersleri verdi.
Yahya Kemal'in öğretmenlik yaptığı öğrenciler arasında geleceğin edebiyatçılarını da düşünmek, onun eğitimci yönünün edebiyat tarihimiz açısından önemini daha iyi anlamamızı sağlar.
Rıfat Ilgaz
Ve elbette Rıfat Ilgaz...
“Hababam Sınıfı” denildiğinde aklımıza gelen ilk isimlerden biri olan Rıfat Ilgaz, öğretmenlik mesleğinin içinden gelen bir yazardır.
1931'de Gerede'de ilkokul öğretmeni olarak göreve başlayan Ilgaz, daha sonra Akçakoca ve Gümüşova'da da öğretmenlik yaptı. Gazi Eğitim Enstitüsünü tamamladıktan sonra Adapazarı'nda Türkçe öğretmeni olarak görevine devam etti; ilerleyen yıllarda İstanbul'daki okullarda da öğretmenlik yaptı.
Şimdi burada insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Rıfat Ilgaz öğretmenlik yapmasaydı “Hababam Sınıfı”nı bu kadar gerçekçi ve etkileyici yazabilir miydi?
Bu sorunun kesin cevabını elbette bilemeyiz. Fakat sınıf ortamını, öğrencileri, öğretmenleri, okul koridorlarını ve eğitim dünyasının gündelik hayatını yıllarca yakından gözlemlemiş bir yazarın, “Hababam Sınıfı”nın dünyasını oluştururken kendi deneyimlerinden beslenmiş olması kuvvetle muhtemeldir.
Öğretmenlik yazarlığı besler mi?
Burada asıl üzerinde durulması gereken nokta belki de budur.
Öğretmen, insanı gözlemleyen bir mesleğin sahibidir. Her gün onlarca farklı karakterle karşılaşır. Çocuğun heyecanına, korkusuna, başarısına, başarısızlığına, hayallerine ve hayal kırıklıklarına tanıklık eder.
Bir yazar için bundan daha zengin bir insan malzemesi düşünülebilir mi?
Öğretmen aynı zamanda farklı aileleri, farklı sosyal çevreleri ve farklı hayat hikâyelerini tanır. Anadolu'nun bir köyünde görev yapan öğretmen ile İstanbul'un bir lisesinde görev yapan öğretmenin karşılaştığı hayatlar birbirinden çok farklıdır. Fakat ikisinin de ortak bir noktası vardır: İnsan.
Belki de öğretmen-yazarların eserlerini değerli kılan unsurlardan biri budur. Öğretmenlik onlara yalnızca bilgi aktarma imkânı vermez; insanı tanıma fırsatı da verir.
Bu nedenle öğretmenlik ile yazarlık arasında görünmez ama güçlü bir bağ vardır.
Bir öğretmen sınıfta konuşur, yazar kâğıtta.
Öğretmen öğrencisine ulaşır, yazar okuruna.
Öğretmenin dersi bir ders saatiyle sınırlıdır; yazarın eseri ise bazen nesiller boyunca yaşamaya devam eder.
Kara tahtadan kitap raflarına
Türk edebiyatında öğretmenlik yapmış yazarların sayısı elbette burada saydıklarımızdan ibaret değildir. Daha pek çok şair ve yazar, hayatının bir döneminde öğretmenlik veya hocalık yapmıştır.
Onları ortak bir noktada buluşturan şey ise yalnızca aynı mesleği yapmış olmaları değildir.
Hepsi bir dönem sınıfa girmiş, öğrencilerle aynı havayı solumuş, gençlerin gözlerindeki merakı görmüş ve geleceklerine küçük de olsa bir katkıda bulunmuştur.
Sonra bir gün ellerine kalemi almışlardır.
Kimi şiir yazmıştır, kimi hikâye, kimi roman, kimi deneme...
Kara tahtaya yazılan dersler zamanla kitap sayfalarına dönüşmüş; sınıfta anlatılanlar edebiyatın kalıcı dünyasına taşınmıştır.
Belki de öğretmen-yazarların en güzel tarafı burada gizlidir:
Onlar yalnızca öğrenci yetiştirmemiş, aynı zamanda okur da yetiştirmişlerdir.
Ve yetiştirdikleri öğrenciler kadar yazdıkları eserler de gelecek kuşaklara ulaşmıştır.
Kara tahtanın önünde başlayan bir emek, yıllar sonra bir kitabın sayfalarında karşımıza çıkmıştır.
Bu yüzden öğretmen-yazarlarımızı yalnızca edebiyat tarihimizin bir parçası olarak değil, aynı zamanda eğitim tarihimizin de önemli isimleri olarak hatırlamak gerekir.
Çünkü bazı öğretmenler derslerini sınıfta bırakmaz.
Kalemlerini ellerine alır ve derslerini kitaplarla anlatmaya devam ederler.




