HAKİKATİN PANKARTINI ALKIŞLARLA BOĞAMAZSINIZ

HAKİKATİN PANKARTINI ALKIŞLARLA BOĞAMAZSINIZ: SİZİN DERDİNİZ DOĞRULUKLA MI, AYETLE Mİ?

Geçtiğimiz günlerde Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezuniyet töreninde yaşananlar, bu ülkenin sözde "aydın", özde ise kendi toplumunun değerlerine yabancılaşmış zihniyetinin maskesini bir kez daha aşağı indirmiştir. Genç bir hukuk mezununun, kürsüde Yüce Yaratıcımızın Hûd Suresi 112. ayetinde buyurduğu o muazzam ve sarsıcı ilahi ikazı, yani "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol" kelamını bir pankartla sessizce sergilemesi, salondaki bir güruhta adeta infiale sebep oldu. Birileri apar topar o pankartı kapatmaya yeltendi, bir diğeri bu sessiz ve asil mesajı yobazca bir refleksle, çiğ alkış tufanlarıyla boğmaya çalıştı.

Şimdi sormak gerek: Ne var o pankartta? Hangi suçunuzun yüzünüze vurulmasından, hangi çarpıklığınızın açığa çıkmasından korktunuz da o kutsal kelam karşısında bu kadar gocundunuz, bu kadar efelendiniz?

Bu ülkenin harcını yoğuran her anne, her baba evladını yetiştirirken "Doğru ol, dürüst ol" telkiniyle büyütmüyor mu? Eğitimin, hukukun, adaletin temel gayesi insanı dürüstlüğe sevk etmek değil mi? Hele ki o kürsüden mezun olanlar yarın bu ülkenin adalet terazisini tutacak olan geleceğin hukukçularıyken, "dosdoğru olma" bilincinden daha elzem ne olabilir? Toplum olarak bugün binbir çeşit ahlaki ve hukuki sorunla boğuşurken, kurtuluş reçetemiz tam da bu cümlenin altında gizliyken, bu neyin hazımsızlığı, bu nasıl bir arsızlıktır?

İşin asıl acınası ve riyakar tarafı ise bu zihniyetin çifte standartlı ahlak anlayışıdır. ODTÜ mezuniyetlerinde ya da benzeri üniversitelerde, bu aziz milletin inancına, devletine, kültürüne ve aile yapısına hakaret eden, utanç verici, edep sınırlarını zorlayan o şımarık ve saygısız pankartları "gençlik enerjisi", "ifade özgürlüğü" ve "modernlik" diyerek hararetle savunanlar, alkış tutanlar, konu Kur'an-ı Kerim’in bir ayeti olunca birdenbire sansürcü kesiliyorlar.

Açık konuşalım: Eğer o pankartta "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol" cümlesinin altında bir ayet numarası değil de Batılı bir filozofun, Nietzsche’nin, Kant’ın ya da Marx’ın ismi yazılı olsaydı, o pankartı kapatmaya çalışanlar bugün o genci ayakta alkışlar, entelektüel derinliğinden ötürü taltif etme yarışına girerlerdi. Sizin derdiniz cümlenin manasıyla değil; sizin derdiniz, sizin hazımsızlığınız o sözün sahibiyledir! Altında bir ayet ibaresi görmek, içinizdeki o gizli ve müzmin kompleksi, İslam’a ve Müslüman topluma olan o ilkel alerjinizi harekete geçirmeye yetti.

Burası Müslüman bir ülke. Bu toprakların mayası, o beğenmediğiniz, kapatmaya çalıştığınız ayetlerle, o mukaddes değerlerle karıldı. Kendinize sıra gelince "özgürlük", "hoşgörü", "akademik serbesti" naraları atanların, işlerine gelmeyen bir hakikat yüzlerine çarpılınca nasıl birer diktatöre dönüştüklerini, insanlık ve medeniyet anlayışlarının ne kadar sığ olduğunu tüm kamuoyu bir kez daha ibretle izlemiştir.

O pankartın önüne geçmekle, o asil mesajı çiğ çığlıklarınızla ve alkışlarınızla susturmaya çalışmakla hakikatin sesini kısamazsınız. Ne yaparsanız yapın, bu toplumun ve özellikle bu ülkenin hukuk sisteminin "emrolunduğu gibi dosdoğru olmaya" ihtiyacı vardır. Yaşanan her toplumsal dejenformasyonun, her adaletsizliğin tek ve mutlak çözümü bu ilahi düsturdur. Kendinize gelin, aynaya bakın ve içinizdeki bu karanlık hazımsızlıkla yüzleşin. Hakikat, sizin sığ salon alkışlarınızdan çok daha büyüktür!

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.