HADDİNİ BİLMEZ SAHNE SOYTARILARINA GEÇİT YOK
Türkiye, ne idüğü belirsiz odakların fonladığı, ad adına "sanatçı" ya da "komedyen" denilen türedilerin fütursuzca saldırabileceği sahipsiz bir memleket değildir. Son olarak Deniz Göktaş isimli şahsın YouTube üzerinden milyonlara ulaştırılan "Ölü Deniz" adlı sözde stand-up gösterisinde sergilediği rezaletler, bu ülkenin sabrını artık son raddesine getirmiştir. Temmuz 2026 başı itibarıyla bu şahsın, "halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama" ve "Cumhurbaşkanına hakaret" suçlamalarıyla tutuklanarak cezaevine gönderilmesi, ardından da İfade Özgürlüğü Derneği'nin duyurduğu üzere söz konusu video rezaletine "milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması" gerekçesiyle erişim engeli getirilmesi; adaletin tecellisi adına olması gerekendir ama asla yeterli değildir!
Yaptığı işi tamamen çığırından çıkarıp açıkça bir soytarılığa, toplumsal bir provokasyona dönüştüren bu şahıs, sahneleri adeta bir düşman cephesi gibi kullanmıştır. Toplumu birbirine düşürmeyi, kutuplaştırmayı hedefleyen bu aleni düşmanca tavırların arkasına "şaka yapıyorum", "bu sadece mizah" diyerek sığınamazlar. Zira bu yapılanların ne aklen ne de vicdanen geçerli tek bir izahı yoktur. Kendine meze yapacak başka bir konu bulamayıp, ısrarla ve inatla bu aziz milletin en hassas mukaddes değerleri üzerinden pirim yapmaya çalışmak, başlı başına en ağır suç unsurudur!
Bulunduğun sahne senin kirli siyasetini kusacağın, bu ülkenin seçilmiş Cumhurbaşkanına "diktatör" yakıştırması yapabileceğin bir meydan değildir. Dünyanın hiçbir yerinde devlete ve devletin başına hakaret etmenin adı "özgürlük" olmamıştır, olamaz da! Bu topraklarda soytarılığa "sanat", mukaddesata ve lidere hakarete "özgürlük" etiketi yapıştırmaya kalkanların maskesi düşmüştür.
Dahası, aile geçmişindeki karanlık noktalar da ortadayken, bu şahsın sahneden fırlattığı aşağılayıcı pisliklere bakıp gülenler, onu "şaka yapıyor" diye savunanlar da en az onun kadar bu organizedir, bu soytarılığın doğrudan birer parçasıdır. Kadim kültürümüzün o muazzam sözü tam da bu kitleyi tarif etmektedir: "Üslubu beyan ayniyle insan." Yani insanın üslubu, onun kalitesinin ve içinin aynasıdır. Yine bir diğer hakikat tokat gibi yüzlerine inmektedir: "Merd-i kıptî şecaat arz ederken sirkatin ele verirmiş." Bunlar güya özgürlük, güya sanat savunacağım derken, içlerindeki o müzmin İslam ve millet düşmanlığını, kendi kirli niyetlerini bizzat ele vermektedirler.
İçeride deist olursunuz, ateist olursunuz, dinsiz olursunuz; bu sizinle yaratıcı arasındadır. Fakat bu topraklarda yaşayıp, bu ülkenin ekmeğini yiyip, Müslümanların mukaddes değerlerini, inançlarını alenen aşağılama hakkını size kimse vermez! Ne yapıp edip lafı evirip çeviren, her gösterisinde işi Müslümanların inançlarına getirip bunu ucuz bir eğlence malzemesi yapan bir mahlukata kelimelerin en ağırı bile hafif kalır. Sahne soytarısı demekten başka elden ne gelir?
Bu vatanı, cepheden cepheye "Allah Allah" nidalarıyla koşan, "Ölürsem şehit, kalırsam gazi" diyerek göğsünü düşmana siper eden imtiyazlı ecdat kurtardı. Bu ülkeyi, bugün köşe başlarında sahne alan hadsizler, ne idüğü belirsiz kirli odakların taşeronluğunu yapanlar kurtarmadı!
Açık ve net söylüyoruz: Bu şahsın pervasızca sarf ettiği o sözleri bir Yunan, bir Ermeni çıksa meydanda söylese, tereddüt etmeden "Düşman" derdik. Şimdi sırf ismi bizden, pasaportu bizden diye bu haince dile "Dost" mu diyeceğiz?
Haddini bilmeyen utanç yoksunlarına Samsun’dan, Anadolu’nun kalbinden cevabımız şudur: Bu devlet, haddini bilmeyene haddini bildirmeyi çok iyi bilir. Bu sergilenen oyun net bir hezeyandır. Ve bu hezeyana ortak olup salonda alkış tutanlara, ekran başında destek verenlere de yazıklar olsun! Adalet yerini bulmuştur, bu soytarılık hak ettiği parmaklıklar arkasına gönderilmiştir.
#samsunbülten #denizgöktaş #gündem #mizahdeğilhakaret #kutsalasaygı


