Bir Sendikacının Anatomisi: “Şikâyetmatik”
YILDIRIM DEMİRCİ yazdı...
Aynı konuları sürekli şikâyet ederek şikâyet hakkını kötüye kullanan Ali Yalçın adli ve idari mercileri gereksiz yere meşgul etmektedir. Bulunduğu 7 ayrı suç duyurusuna takipsizlik kararı verildi ve bu kararlara yaptığı tüm itirazlar da reddedildi. Buna rağmen yine bulunduğu 2 ayrı suç duyurusunda da bağımsız Türk Yargısı kararını verdi.
Bazı sendika üst yöneticilerinin kurucu değerlere aykırı ve kişisel menfaatleri önceleyen uygulamalarını yapıcı ve seviyeli bir şekilde eleştirdik ve sendikamızın gelişmesi için öneriler sunduk. Sendika genel başkanı ise şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim anlayışının gereği olarak cevap vermesi gerekirdi. Ancak Ali Yalçın, kurucu üyesini adli ve idari mercilere şikâyet üstüne şikâyet etti ve dava üstüne dava açtı.
Şikâyet konusunda ısrarcı olan Ali Yalçın, iş çalışanların haklarını iyileştirmeye gelince, maalesef aynı ısrarını göstermedi. Sendikal mücadele; mahkeme salonlarında, soruşturma dosyalarında ve şikâyet dilekçelerinde değil; emeğin, emekçinin ve ekmeğin yanında verilmelidir. Anlaşılan o ki, Ali Yalçın’ın asli görevi olan emekçilerin geçim sıkıntısı umurunda değil; varsa da yoksa da onun tek derdi, sendika genel başkanlığı koltuğunu korumaktır. Yaklaşmakta olan seçimler, Ali Yalçın’da panik havası oluşturmuştur.
Devlet Büyüklerimizin açıklamalarıyla sözlerimize devam edelim:
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın 21.12.2013 tarihli X paylaşımında: “Biz yola çıkarken 3Y ile mücadele dedik; yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar.” buyurmuşlardır. Adalet Bakanımız Sayın Akın Gürlek: “Savcılarımız dosyanın kapağındaki isme bakmaz. Güçlüye dokunulmuyor, algısını yıkacağız.” ifadelerini kullanmıştır. Eski Adalet Bakanımız Sayın Yılmaz Tunç: “Yargı gücünü bağımsızlığından, meşrutiyetini tarafsızlığından, saygınlığını ise vicdanlardan alarak millet adına karar verir. Bağımsız Türk Yargısı, karanlıkta ışık arayan herkesin umududur.” dedi ve bu sözler hukuk devletine duyduğumuz güven bakımından çok kıymetlidir.
Merhum Akif İnan abimizin bizlere bir dava hareketi olarak emanet ettiği sendikanın, rant ve zenginleşme aparatına dönüştürülmesini, anayasal bir hak olan ifade özgürlüğü çerçevesinde, yasal sınırlılıklar içerisinde ve kişilik haklarına riayet ederek eleştiren üyesine karşı Ali Yalçın’ın tarifi imkansız bir şekilde baskı ve mobbing uygulaması ne hukukidir ne insanidir ne de İslamidir. Ali Yalçın, sendikanın örgütsel gücünü arkasına alarak aynı konuları tekrar tekrar şikâyet etmesi bir hak arama değil, sendikal konulardaki eleştirileri susturma çabasıdır.
Sendikal konularındaki eleştirel yazılarımızla ilgili olarak Ali Yalçın daha önce bulunduğu 7 ayrı suç duyurusunun tamamında “Kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına” karar verilmiş ve bu kararlara yapılan tüm itirazlar reddedilmiştir. Buna rağmen yine bulunduğu 2 ayrı suç duyurusuna da bağımsız Türk Yargısı kararını verdi. Bu gerçekliğe rağmen Ali Yalçın teşkilatına davaları kazandığını hâlâ söyleyebiliyorsa işte bunun adı algı oluşturmaktır. Bu zamana kadar Ali Yalçın teşkilatı; korku iklimi ve oluşturduğu algılar üzerinden yönetmedi mi? Artık gelinen noktada cesaret korku iklimini ve hakikat da algıları yıkmıştır.
Ali Yalçın’ın ülkesi ve milleti için fedakârca çalışan bir devlet memuruna karşı yaptığı tüm şikâyetlerde, Yargı’nın yazılarımızın hukuka aykırılık oluşturmadığına karar vermesine rağmen aynı konuları defaten şikâyet ederek, şikâyet hakkını kötüye kullanmak suretiyle adli ve idari mercileri gereksiz yere meşgul etmektedir. Kin, nefret ve garez duygusuyla hareket eden Ali Yalçın’ın kamu görevlilerinin hak ve menfaatlerini koruyacağına hiç inanılır mı? Korunan marka statüsündeki Memur-Sen’imize en büyük zararı Ali Yalçın’ın bizatihi kendisi vermektedir.
Sendikamızın daha fazla irtifa ve itibar kaybetmemesi için Ali Yalçın bir an evvel istifa etmelidir. Zaten bu soylu dava hareketin öz suyu olan değerli üyeler ve kıymetli delegeler yaklaşmakta olan seçimde Ali Yalçın’ı göndermekte kararlıdır, azimlidir ve inançlıdır.




