MAZİDEN ATİYE: TARİHİYLE BARIŞIK BİR NESİL

MAZİDEN ATİYE: TARİHİYLE BARIŞIK BİR NESİL

YILDIRIM DEMİRCİ yazdı...

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, mirasını taşıdığı Osmanlı'nın devamıdır. Kadim medeniyetimizin kodlarından aldığımız özgüvenle daha büyük işler başarabilme cesaretini kendimizde bulacağız.

Millî Eğitim Bakanımız Sayın Yusuf Tekin, 17.07.2026 tarihinde bir dizi ziyaret ve incelemede bulunmak üzere Rize'ye gitti. Sayın Bakanımız, Rize programında şu ifadeleri kullandı:

"Osmanlı ile Cumhuriyet'i barıştırmamız lazım. Eski Türk devletleriyle Cumhuriyet'i barıştırmamız lazım. Çocuklarımızın Osmanlı'yı da ataları olarak bilmesi lazım. Osmanlı'ya da sahip çıkması lazım."

Sayın Bakanımız, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında müfredatta yapılan değişikliklere de değinerek, çocuklarımızın millî ve manevi değerlere bağlı bireyler olarak yetişmesini hedeflediklerini ifade etti.

Çok geriye gitmeye gerek yok. 1974-1986 yılları arasında okullarda Osmanlı padişahları "astığı astık, kestiği kestik" anlayışıyla zalim yöneticiler olarak anlatılmıştır. Sultan II. Abdülhamid'e "Kızıl Sultan" denilerek olumsuz bir algı oluşturulmuş, son Osmanlı Padişahı Sultan Vahdettin ise "vatan haini olduğu" ve "İngilizlere kaçtığı" yönündeki değerlendirmelerle nesillere aktarılmıştır.

Bugün ise arşivlerin önemli ölçüde araştırmacıların erişimine açılması, vesikaların, belgelerin ve hatıratların incelenebilmesi, gelişen iletişim imkânlarıyla birlikte tarihimizi farklı kaynaklardan ve daha objektif bir bakış açısıyla değerlendirme fırsatı sunmaktadır. Osmanlı padişahlarının mutlak ve sınırsız bir yetkiye sahip olmadığı; devlet işlerinin Dîvân-ı Hümâyun ve Meşveret Meclisi gibi kurullarda istişareyle yürütüldüğü, Şeyhülislamın da alınan kararların şer'î hukuka uygunluğu konusunda önemli bir denetim görevi üstlendiği bilinmektedir.

II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesinden sonra devlet yönetiminde etkili olan İttihat ve Terakki döneminde Osmanlı Devleti 10 yılda topraklarının % 95’ini kaybetti. 1909 yılında yaklaşık 6,5 milyon kilometrekare olan devletin toprakları, 1918 yılına gelindiğinde 250 bin kilometrekareye kadar gerilemiştir.

Sultan Vahdettin’in vatan haini olmadığını ve aksine zor şartlar altında devleti kurtarmaya çalışan bir "vatansever" olduğunu tarihçiler açıklamaktadır. Vahdettin Han vefat ettiğinde yastığının altında parasızlıktan alamadığı ilaç reçetesi çıktı. Eğer Sultan, vatandan ayrılırken Topkapı Sarayı’ndan sadece bir tane kaşıkçı elmasını almış olsaydı sürgünde çok rahat yaşardı. Ancak imkânı olmasına rağmen yanına bir toplu iğne bile almadı. Beytülmala dokunmayan bir insan nasıl vatan haini olabilir?

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın da ifade ettiği gibi, resmî tarihimizi yıllarca tam da İngilizlerin istediği gibi düzenledik! Eğer iki yıl boyunca çekirge yiyerek Medine'yi teslim etmeyen Fahrettin Paşa'nın destansı direnişi daha güçlü şekilde anlatılsaydı, Peygamber sevgisinin ve fedakârlığın ne anlama geldiğini daha derinden kavrayabilirdik.

İzmir'in işgali sırasında "Yaşa Venizelos" demeyi reddettiği için şehit edilen Albay Süleyman Fethi Bey öğretilseydi, vatan sevgisini daha güçlü hissederdik. Kut'ül Amâre Zaferi'nin kahramanı Halil Kut Paşa'nın mücadelesi daha fazla anlatılsaydı, inancın ve kararlılığın neleri başarabileceğini daha iyi görebilirdik. Mısır’daki Seydibeşir Kampı’nda esir tutulan 15 bin Osmanlı askerimiz, krizol dolu havuzlara zorla sokularak kör edildi. İngilizlerin bu insanlık dışı işkencesini de tarih kitapları yazmadı.

Altı asrı aşkın süre boyunca üç kıtada hüküm süren Osmanlı Devleti; adalet, merhamet, cömertlik ve şefkat anlayışıyla hafızalarda yer edinmiş büyük bir medeniyettir. Yönetim merkezi olan Topkapı Sarayı'nın kapısında yer aldığı ifade edilen "Tüm Mazlumların Sığınağı" sözü de bu anlayışın sembollerinden biri olarak görülmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, mirasını taşıdığı Osmanlı'nın devamıdır. Kadim medeniyetimizin kodlarından aldığımız özgüvenle daha büyük işler başarabilme cesaretini kendimizde bulacağız. Türkiye Yüzyılı hedeflerine emin adımlarla ilerlerken, maziden atiye uzanan medeniyet yürüyüşümüzde tarihte olduğu gibi bugün de mazlumların umudu olmayı sürdüreceğiz.