Sıra Sendika Ağalığında!
YILDIRIM DEMİRCİ Yazdı...
Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarında yıllardır süren yönetim anlayışı artık ciddi biçimde sorgulanıyor. Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken’in uzun yıllar süren başkanlığının sona ermesiyle başlayan yenilenme tartışmalarının, Eğitim-Bir-Sen yönetiminde 15 yıldır aralıksız görev yapan Ali Yalçın’ın da dört ay sonra yapılması beklenen kongrede değişmesiyle devam etmesi gerektiğine inanıyoruz.
Sendikacılık Saltanat Değil, Hak Mücadelesidir!
Sendika yöneticilerinin yüksek maaşları, lüks makam araçları, şatafatlı odaları, yıllara yayılan başkanlıkları ve mal varlıkları kamuoyunun gündeminden düşmüyor.
Sendikacılık, kişilerin zenginleştiği, ayrıcalıklı bir hayat sürdüğü veya ömür boyu koltuk sahibi olduğu bir meslek değildir. Sendikacılık; emeğin, ekmeğin, adaletin ve çalışanların ortak haklarının savunulduğu bir mücadele alanıdır.
Düne kadar sıradan bir memur gibi yaşayanların, bugün şoförlü ve korumalı makam araçlarıyla dolaşması; bir zamanlar eleştirdikleri seçkinci hayat tarzının bir parçası hâline gelmesi elbette sorgulanmalıdır.
Bir memur maaşıyla çıkılan sendikal yolculuk, nasıl oluyor da böylesine ayrıcalıklı bir hayatın kapısını aralıyor?
Dün kendilerini ötekileştiren elitlerden şikâyet edenlerin, bugün eleştirdikleri ayrıcalıklı düzenin yeni temsilcilerine dönüşmesi, sendikal mücadelenin ruhuyla bağdaşmaz. Ekranlarda hak ve hukuk söylemiyle kürsülerde adalet çağrısı yapmak kolaydır. Asıl mesele, savunulan ilkeleri yönetim anlayışına ve kişisel yaşama da yansıtabilmektir.
Türkiye Vesayetlerle Mücadele Etti. Sıra Sendikal Vesayette!
Türkiye, çeyrek asra yaklaşan süreçte sivil, askerî, siyasi ve bürokratik vesayet odaklarıyla mücadele etti. Bu mücadelede önemli mesafeler alındı. Ancak sivil toplum kuruluşlarında, özellikle sendikal yapılarda, değişmez yöneticiler ve dar kadrolar etrafında şekillenen yönetim anlayışı hâlâ tartışılmayı bekliyor.
Üyelerin iradesinin dar bir delege çevresine sıkıştırıldığı, yöneticilerin yıllarca değişmediği, hesap sormanın zorlaştığı ve makamların kişisel nüfuz alanlarına dönüştüğü bir yapıda demokratik yenilenmeden söz edilemez.
Sendikal ağalık düzeni, yalnızca bir yönetim sorunu değildir. Aynı zamanda temsil adaletini, kurumsal hesap verebilirliği ve üyelerin iradesini ilgilendiren bir demokrasi meselesidir.
Bu nedenle açıkça söylüyoruz: Sendikal vesayet sona ermeden, sivil toplum kuruluşlarında demokratikleşmenin tamamlandığı iddia edilemez!
Sendikal Reform İçin Beş Temel Adım
Sendikaları ayrıcalık ve zenginleşme alanı olmaktan çıkarıp yeniden üyelerinin hak mücadelesinin merkezine taşımak için köklü bir reforma ihtiyaç vardır.
1. Sendika şube ve genel merkez yöneticileri; sadece delegelerin oylarıyla değil, tüm üyelerin katılımlarıyla tek dereceli seçim sistemiyle seçilmelidir.
2. Sendika kurullarında aralıksız en fazla görev yapma süresi iki dönemle sınırlandırılmalıdır.
3. Sendika üye aidatını devlet değil, üye kendi cebinden ödemelidir.
4. Sendikalara üye olma ve üyelikten çekilme işlemleri e-devlet üzerinden yapılmalıdır.
5. Şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim anlayışının gereği olarak sendikalar kurumsal gelir-gider hesaplarını ve kişisel mali durumlarını üyelerine ve kamuoyuna açıklama zorunluluğu getirilmelidir.
Sözün Özü: Koltuklar Değil, İlkeler Kalıcı Olmalıdır!
Sendikalar birilerinin kariyer basamağı, kişisel ikbal aracı veya ayrıcalıklı hayatların finansman alanı değildir. Sendikalar, alın terinin örgütlü gücü ve çalışanların ortak iradesidir.
Bir sendikanın büyüklüğü, yöneticisinin kaç yıl koltukta kaldığıyla değil; üyelerinin hakkını ne ölçüde koruduğuyla, yöneticilerinin ne kadar hesap verebildiğiyle ve demokratik işleyişinin ne kadar güçlü olduğuyla ölçülür.
Kimse sendikaları kişisel mülkü, üyeleri de değişmez bir yönetimin onay makamı olarak göremez. Makamlar geçici, kurumlar kalıcıdır. Koltuklar el değiştirir; fakat adalet, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri yaşatılmalıdır.
Şimdi sıra sendika ağalığında!
Üyelerin iradesini güçlendiren, yönetimlerde yenilenmeyi sağlayan, mali şeffaflığı zorunlu kılan ve sendikal vesayete son veren bir reformun zamanı gelmiştir.
Çünkü sendikalar yöneticileri yaşatmak için değil, emekçilerin haklarını savunmak için vardır.
Sendika üyelerinin iradesi özgürleşmeden sendikalar özgürleşemez. Sendikal vesayet sona ermeden de gerçek demokratik yenilenme tamamlanamaz!




