Rastgele Açılan Dükkânlar, Sönen Umutlar: Ticarette Yetkinlik Şart Olmalı!
Sokakta yürürken her gün yeni bir tabelanın asıldığına, birkaç ay sonra ise aynı cama "Devren Kiralık" ya da "Kapatıyoruz" yazısının yapıştırıldığına şahit oluyoruz. Eşten, dosttan alınan borçlarla, kıyıda köşede kalmış üç beş kuruş birikimle büyük heyecanlarla açılan dükkânlar, çok geçmeden hayal kırıklığıyla kepenk indiriyor. Sonuç? Sadece heba olan sermayeler değil; batan umutlar, dağılan aileler ve zedelenen toplumsal güven...
Peki, soruyorum size: Her şey bu kadar kolay olmalı mı?
Bir araç kullanmak için sürücü kursuna gidip ehliyet almak zorundayız. Bir mesleği icra etmek için yıllarca okul okuyor, staj yapıyoruz. Ancak iş dükkân açmaya, bir ticarethane işletmeye ve insan çalıştırmaya geldiğinde ne hikmetse "Tabelayı asan esnaf olur" mantığıyla hareket ediyoruz.
Artık bu "rastgelelik" devri sona ermeli.
İş yeri açmak, yalnızca bir dükkân kiralayıp içine mal koymaktan ibaret değildir. Bir insan ticaret yapacaksa, öncelikle ciddi bir hizmet içi eğitimden geçmelidir. Müşteriye nasıl davranılır, iletişim dili nasıl kurulur bilmelidir. Yanında çalıştırdığı emekçinin hakkını, hukukunu gözetmeyi ve ona insan onuruna yaraşır bir yönetici gibi davranmayı öğrenmelidir.
Sadece insani ilişkiler de yetmez; ticaretin usulü ve mevzuatı vardır. Esnaf dediğin, sattığı malın hukuki sorumluluğunu, vergi mevzuatını, tüketici haklarını bilmek zorundadır. Kasaya giren ile çıkanı kontrol edemeyen, gelir-gider dengesini kuramayan, kazancıyla yaşam giderini ayarlayamayan bir anlayışın ayakta kalması mümkün müdür?
Bugün yaşadığımız en büyük sorunlardan biri de denetimsizlik ve başıboşluktur. Bir işletme kurulduktan sonra kendi kaderine terk edilmemeli; belirli standartlar çerçevesinde takip edilmelidir. Dükkân açmak bu kadar zahmetsiz ve denetimsiz, kapatmak da bir o kadar kaçınılmaz olmamalıdır.
"Ahilik" kültüründen gelen bir toplum olarak "esnaf" kavramının içini yeniden doldurmak zorundayız. Esnaf; güven veren, işinin ehli olan, mahallesine ve kentine değer katan insandır. Sermayesini riske atan vatandaşımızı da korumanın yolu, onu daha yola çıkmadan eğitmekten ve yetkin kılmaktan geçer.
Kulaktan dolma bilgilerle, "Sermayeyi buldum, bir dükkân açayım" sığlığıyla atılan her adım hüsranla sonuçlanmaya mahkûmdur. Yazık günah değil mi o heba olan milli servete, giden emeklere?



