Sendika Saltanatı Ne Zaman Bitecek?

Yayınlanma : 02 Ekim 2026 11:18
  • Samsun Taş Dünyası

Efendiler, Sendika Saltanatı Ne Zaman Bitecek?

Araştırma Servisi

Yıllardır her seçim döneminde aynı nakaratı dinliyoruz: "Sendika ağalığı bitecek, sendikalarda arınma olacak..." Sonuç? Sıfıra sıfır, elde var avuç. Bir dönem "sendika sultasından", "ağalıktan" dert yananlar; koltuğa oturdukları an, eleştirdikleri sistemin en sadık uygulayıcısı, hatta en gözü dönmüş aristokratı haline geldiler. Demokrasinin arkasına sığınarak "Seçimle geldik, seçimle gideriz" diyorlar. Oysa herkes biliyor ki o seçimler, sandık daha kurulmadan kazanılıyor.

İşte adına "seçim mühendisliği" dedikleri o çark böyle işliyor: Delegeleri kendi elleriyle belirle, muhalif her sesi vaatler ve hediyelerle sustur, ardından çıkıp "Alnımızın teriyle kazandık" de! Sormak lazım; alnınızın teriyle kazandığınız o şey sandıktan çıkan oylar mı, yoksa altına imza attığınız devasa gayrimenkul tapuları mı?

Düne kadar binecek bisikleti olmayanların, bugün şoförlü ve korumalı lüks makam araçlarından inip topluma parmak sallamasını izliyoruz. Bir memur maaşıyla girilen bu yolda, kısa sürede erişilen bu devasa servet nereden geliyor? Akrabaların, yandaşların üzerine geçirilen gayrimenkullerle kendilerince iz kapatmaya çalışıyorlar. Bir zamanlar "bizi ötekileştirdiler" diye dert yandıkları elitlerin kulvarına fırtına gibi dalıp, sosyeteleştiler, aristokratlaştılar. Her şeyleri değişti; değişmeyen tek şeyleri, ne yazık ki tutundukları o tükenmez yüzsüzlükleri kaldı. Üstelik bu yüzsüzlüğü sermaye yapıp, televizyon ekranlarında ve meydanlarda hâlâ "hak ve hukuk" naraları atabiliyorlar.

Asıl felaket ise bunun kamu bürokrasisine ve devlet terbiyesine vurduğu darbedir. Bugün devlet memuru sendikaları, devlet içindeki devlet haline gelmiştir. Amir-memur ilişkisini parçalamış, kamu hizmetinin altına adeta dinamit koymuşlardır. Disiplin, liyakat ve nezaket rafa kalkmıştır. Artık kamu çalışanı kendisinin ve vatanın hamisi olarak devleti değil, üyesi olduğu sendikayı görüyor. Sendikalar hizmet kapısı olmaktan çıkmış; iltimasın, torpilin ve hatta tehdidin merkezi haline gelmiştir. Kısacası, memurlar artık devletin değil, sendikanın memuru olmuştur!

Sorulmayan o tek soru yüzünden bu kadar cüretkarlar: "Nereden buldun?"

Kimse bu soruları sormadığı için efelenip, üstünlüklerini pazarlamaya devam ediyorlar. Devletin denetim mekanizmaları açık ve şeffaf bir şekilde bu yapılara girmedikçe, mal varlıkları kuruşu kuruşuna araştırılmadıkça ve başkanlık dönem sınırlaması getirilmedikçe bu sarmal bitmeyecektir.

Bu zehirli iklimin en acı bilançosu ise kurumlarımızda yaşanan tahribattır. Aynı odada çalışan, aynı halka hizmet eden insanları sırf sendika rozeti yüzünden birbirine düşman ettiler. Hele ki edep, nezaket ve huzurun sembolü olması gereken Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurumda, sendikal çekişmeler yüzünden iş disiplininin ve huzurun yok olması bardağı taşıran son damladır. Din görevlilerinin sendikal kavgaya tutuştuğu bir vasatta, topluma hangi ahlaktan bahsedeceksiniz?

Gelinen nokta açık ve nettir: Kuruluş mantığı itibarıyla kamu etiğine uymayan, zamanla çığırından çıkan ve devlete alternatif bir güç odağına dönüşen bu yapıların mevcut hali sürdürülemez.

Ağalık düzeni yıkılmalı, bu yapılara radikal bir format atılmalıdır. Gerekirse kamu hizmetinin tarafsızlığını korumak adına belirli kurumlardan başlamak üzere radikal adımlar atılmalı, memurun yüzünü sendikaya değil, yeniden devlete ve millete dönmesi sağlanmalıdır. Aksi halde bu "sendika saltanatı", memuru da devleti de tüketmeye devam edecektir.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.