Diyanet’te Liyakat Sancısı ve Çürüyen Mizan: İbrahim Kadıoğlu’nun Çıkışı Ne Anlama Geliyor?

Yayınlanma : 24 Eylül 2026 22:18

Diyanet’te Liyakat Sancısı ve Çürüyen Mizan: İbrahim Kadıoğlu’nun Çıkışı Ne Anlama Geliyor?

Samsun basını ve kamuoyu, bürokrasi ile sivil toplumun kesişim alanlarındaki seslere aşinadır. Ancak geçtiğimiz günlerde Samsun İl Müftü Yardımcısı İbrahim Kadıoğlu’nun kaleme aldığı metin, alışılagelmiş bir kurum içi sitemin çok ötesinde, adeta muhafazakâr bürokrasiye tutulmuş sert ve samimi bir ayna niteliğinde.

İslam inancında nizamın, toplum huzurunun ve mülkün temeli "adalet" ve "emanetin ehline verilmesi" (liyakat) ilkesidir. Yüce Kelam'da sarih bir şekilde emredilen bu kural, hedefine ilk olarak din hizmetini yürütmekle mükellef olan kurumları koyar. Tam da bu noktada, Samsun İl Müftü Yardımcısı Kadıoğlu’nun yayımlanan son İl Müftüleri Kararnamesi’nin ardından Diyanet İşleri Başkanlığı teşkilat yapısına ve atama mekanizmalarına yönelttiği eleştiriler, şehirde ve kamuoyunda geniş bir yankı uyandırdı.

Samsun Bülten olarak, toplumsal hafızaya not düşmek ve Diyanet camiasındaki bu derin sancıyı analiz etmek adına meseleyi masaya yatırıyoruz.

Siyasetle Gelenin Feryadı: İronik Bir Bürokratik Dair

İbrahim Kadıoğlu’nun analizindeki en dikkat çekici tahlillerden biri, makamlarını kaybedince feryat eden veya daha küçük illere çekilince "isyan" bayrağı açan il müftülerine dair yaptığı teşhistir. Kadıoğlu, adeta bir özeleştiri kırbacını eline alarak şu can alıcı soruyu soruyor:

"Siz il müftüsü olmak için hangi sınava girdiniz de diğer meslektaşlarınızdan daha başarılı oldunuz? Hangi ilmi kariyerinizle fark attınız? Siyasetle il müftüsü oldunuz, siyasetle de gittiniz..."

Mesele tam da budur. Yıllarca siyasi lobicilikle, aracıların elini eteğini öperek, hak eden nice liyakatli din adamının hakkını gasp ederek o koltuklara oturanların, günün sonunda yine aynı çarkın dişlileri arasında ezilince adalet çığlıkları atması rasyonel bir duruş değildir. Düne kadar kendilerini o makamlara taşıyan siyasi erke medhiyeler düzüp şiirler yazanların, bugün görev yerleri değişince velvele koparmaları, Kadıoğlu’nun ifadesiyle bir "vebal" feryadıdır.

Diyanet’in "Sınavsız" Atama Paradoksu

Bir camide müezzinlik yapabilmek için dahi en ince detayına kadar mülakat ve sınavlardan geçilen bir sistemde; yüzlerce din görevlisini, binlerce cemaati ve koskoca bir ilin manevi idaresini sevk ve idare edecek "İl Müftüsü" unvanının hiçbir objektif sınava tabi tutulmadan atanması, sistemin en büyük gediğidir.

Nitekim Diyanet İşleri Başkanlığı'na yöneltilen sorular oldukça nettir:

  • Hangi kıstasa göre bu atamalar yapılıyor?

  • Neden 20-25 yıl boyunca aynı isimler il müftülüğü koltuklarında parlatılırken, Anadolu’nun dört bir yanında ilmiyle, irfanıyla temayüz etmiş ilçe müftülerinin önü kapatılıyor?

  • Camiye görevli alırken kılı kırk yaran irade, il müftüsü belirlerken neden siyasi lobilerin ve aracıların listelerine teslim oluyor?

Sayın Kadıoğlu’nun ifade ettiği gibi; "Allah’ın dinini anlatmak için Allah’ın razı olmadığı yollara başvurarak o makamlara gelenlerin, bu topluma verebileceği hiçbir manevi rehberlik olamaz."

Sayın Cumhurbaşkanı’na Sunulan Listeler ve Kırılan Adalet Terazisi

Müftü yardımcısının metninde belki de en cesur vurgu, Cumhurbaşkanlığı makamına kadar uzanan aday belirleme süreçlerine dair yapılan tespittir. Kadıoğlu, Cumhurbaşkanı'nın önüne konulan listelerin mevcut adaylar içerisindeki "en liyakatli, en birikimli, en alim" isimlerden oluşmadığını; aksine bürokratik, ticari ve siyasi bağlantıları en güçlü kişilerden müteşekkil olduğunu açıkça dile getiriyor.

Bu durum, iktidarın ve devlet aklının da gözden kaçırmaması gereken ciddi bir zafiyettir. Cumhurbaşkanı'na ulaştırılan listeler "sadakat ve liyakat" süzgecinden değil, "arkasındaki lobi gücü" süzgecinden geçiyorsa, orada kurumsal çürüme kaçınılmaz hale gelir.

Çözüm Mümkün mü? Kadıoğlu’nun Reçetesi

Sadece eleştirmekle kalmayan İbrahim Kadıoğlu, Diyanet teşkilatının yeniden adalet ve liyakat eksenine oturması için son derece somut ve uygulanabilir bir "reform paketi" de sunuyor:

  1. Objektif Sınav Şartı: İlçe müftülerinin il müftülüğüne yükselebilmesi için şeffaf, ölçülebilir ve liyakati esas alan bir imtihan mekanizması kurulmalıdır.

  2. Rotasyon ve Süre Sınırı: Bir müftünün 25 yıl boyunca il müftüsü kalmasının önüne geçilmeli; sınavı kazananlar hizmetlerinin son 5 yılını il müftüsü olarak tamamlayarak daha fazla nitelikli isme imkân tanınmalıdır.

  3. Kıdem ve Yaş Dengesi: En az 55 yaş veya 30 yıl hizmet gibi tecrübe kriterleri aranmalıdır.

  4. İlmi Derinlik ve Dil Şartı: Klasik İslam ilimlerine ve Arapça dil hakimiyetine sahip olma zorunluluğu getirilmelidir.

  5. Kurumsal Hafıza: Kurumu ve saha dinamiklerini tanımayan dışarıdan atamaların önüne geçilmelidir.

  6. Siyasi Vesayetin Kırılması: Müftü atama süreçleri siyasilerin ve aracıların inisiyatifinden tamamen çıkarılarak özerk ve liyakat esaslı bir kurul yapısına devredilmelidir.

Sonuç: Manevi Erozyonun Temel Sebebi

Son yıllarda toplumda yaşanan ahlaki yozlaşma, dünyevileşme hastalığı ve gençlerin maneviyattan uzaklaşması hususunda hemen her gün paneller, konferanslar düzenleniyor. Ancak çuvaldızı başkasına batırmadan önce iğneyi kurumsal bürokrasiye batırmak zorundayız.

Cumhuriyet tarihinin manevi değerlere en duyarlı iktidarı döneminde dahi toplumda yaşanan ahlaki erozyonu tartışırken; Diyanet gibi bir kurumda "emanetlerin ehline verilip verilmediği" sorusunu es geçemeyiz. Eğer dinin temsil makamında ehliyetsiz, liyakatsiz ve siyasi manevralarla koltuk kapmış isimler oturuyorsa; o isimlerin sokağa, gençliğe ve topluma verebileceği hiçbir ilham yoktur.

Samsun İl Müftü Yardımcısı İbrahim Kadıoğlu’nun bu haykırışı, kişisel bir ikbal kaygısının değil, Diyanet camiasının içindeki samimi din adamlarının sessiz çığlığının söze dökülmüş halidir. Hakikati konuşan kalemi ve cesareti dolayısıyla kendisini kutluyor; bu uyarının başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere karargâhta karşılık bulmasını temenni ediyoruz.

Çünkü "Samsun Bülten yazıyorsa doğrudur" düsturuyla biliyoruz ki: Adaletin olmadığı yerde ne dini ihya edebilirsiniz ne de devleti abat edebilirsiniz.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.