BOLLUK İÇİNDE YOKLUK ÇEKEN PARTİ!
Kimden mi bahsediyorum?
AK Parti’den…
Çarşıya çıkıyorum, sokağa çıkıyorum, parklara, kahvehanelere, cami önlerine bakıyorum…
AK Parti adına çalışan, konuşan, mücadele eden birçok insan görüyorum.
Peki sorun nerede?
Neden bu insanlar bir araya getirilmiyor?
Neden ortak bir program oluşturulmuyor?
Neden sahada birlikte hareket edilmiyor?
Birçoğu kendi imkânlarıyla, kendi çevresiyle, kendi duyduğu ve gördüğü bilgiler üzerinden mücadele ediyor.
Teşkilatlar bunları görmüyor mu?
Yoksa görüyor da değerlendiremiyor mu?
Toplantılar yapılıyor, ziyaretler gerçekleştiriliyor… Ama çoğu zaman aynı yüzler, aynı yöntemler ve aynı çevre içinde dönüp durulmuyor mu?
Halk tipi siyaset nerede?
Vatandaşın arasına karışmadan, vatandaşın derdini birebir dinlemeden, çayını içmeden, sofrasına oturmadan halkın nabzını tutmak mümkün mü?
AK Parti’nin kendi teşkilat anlayışında bile vatandaşın sesini dinlemek, esnafı, STK’ları ve farklı kesimleri ziyaret etmek ve halkın taleplerini ilgili yerlere taşımak önemli bir görev olarak tanımlanıyor.
Peki uygulamada bunu ne kadar başarabiliyoruz?
Ben şahsen yıllardır neredeyse günün büyük bölümünü halkın içinde geçiriyorum.
Ama kendi adıma soruyorum:
İki yıldır nedense bir milletvekiliyle doğru dürüst yüz yüze görüşme imkânım olmadı?
Teşkilat yöneticileriyle karşılaşıyoruz…
Bir selamı bile esirgemek neden bu kadar kolaylaştı?
Oysa mesele sadece benim meselem değil.
Sokakta, parkta, cami önünde, çarşıda AK Parti seçmeni var.
Konuşuyorlar.
Bazen kızıyorlar.
Bazen eleştiriyorlar.
Bazen kendi aralarında sertleşiyorlar.
Akşam oluyor, herkes evine gidiyor.
Peki o konuşulanlar kime ulaşıyor?
Genel Merkez ne bilir Çınar ağacının altında vatandaşın ne konuştuğunu?
Genel merkezden hazırlanan programlar, raporlar ve çalışmalar elbette önemli.
Ama siyaset sadece merkezden yürütülebilir mi?
Sahadaki insanı dinlemeden, yerel aktörleri sürece katmadan, farklı sesleri aynı masada buluşturmadan gerçek bir saha fotoğrafı ortaya çıkabilir mi?
Bugün AK Parti’nin en büyük imkânlarından biri aslında yine kendi insanıdır.
Çarşıdadır.
Pazardadır.
Parktadır.
Kahvehanededir.
Cami çıkışındadır.
Mahallededir.
Peki biz bu insanlardan ne kadar faydalanıyoruz?
Bolluk içindeyiz ama neden yalnızları oynuyoruz?
İnsan çok…
Gönüllü çok…
Konuşacak insan çok…
Sahada anlatacak insan çok…
Ama ortak akıl nerede?
Ortak program nerede?
Birlikte çalışma kültürü nerede?
AK Parti’nin yeniden halkın arasına daha güçlü şekilde dönmesinin zamanı gelmedi mi?
Çünkü seçmenin önemli bir bölümü partiyi sadece teşkilat yöneticileriyle değil, doğrudan Recep Tayyip Erdoğan ile özdeşleştiriyor ve Erdoğan’a duyduğu bağlılığı sandık tercihlerine yansıtabiliyor.
Fakat şu soru da sorulmalı:
Sadece lider sevgisiyle siyaset nereye kadar yürür?
Teşkilat sahada yoksa, halkla arasındaki mesafe büyürse, vatandaşın sesi yukarıya ulaşmazsa ne olur?
Bence artık mesele belli:
Daha çok toplantı değil, daha çok halk.
Daha çok fotoğraf değil, daha çok samimiyet.
Daha çok makam ziyareti değil, daha çok vatandaş ziyareti.
Daha çok konuşmak değil, daha çok dinlemek.
AK Parti'nin 2026'yı “mahalle çalışmaları yılı” olarak ilan ettiğini ve mahallelerdeki varlığını güçlendirmeyi hedeflediğini Cumhurbaşkanı Erdoğan da ifade etti.
O halde soruyu bir kez daha soralım:
Mahalle gerçekten dinleniyor mu?
Çünkü siyasetçinin en büyük çalışma ofisi bazen teşkilat binası değil;
Çınar ağacının altındaki vatandaş sohbetidir.
Orada konuşulanı duyabilirsek, halkın ne düşündüğünü anlayabilirsek, belki de “bolluk içinde yokluk” görüntüsünü değiştirebiliriz.




