Samsun Haber
Yayınlanma : 27 Nisan 2026 02:49
Düzenleme : 27 Nisan 2026 02:52

Vakit Köklere Dönüş Vakti

Vakit Köklere Dönüş Vakti
Muhakeme yeteneğimizi, kavgayı çözüm sanan bir öfkeye kurban verdik. Anne babanın evlada, evladın anne babaya yabancılaştığı bir çağda; saygı ve sevgi sessizce evi terk etti.

Vakit Köklere Dönüş Vakti

AHMET SEVEN

Bir toplumun en büyük sermayesi binaları, yolları ya ama parası değil; birbirine bakarken gözlerinde parıldayan o kadim merhamettir. Ancak ne yazık ki bugün, aynaya baktığımızda tanıyamadığımız bir çehreyle karşı karşıyayız. Takdir etmeyi lüks, eleştirmeyi ise bir zırh haline getirdik. Bardağın dolu tarafını görmeyi "safdillik" sayıyor, karamsarlığı ise "gerçekçilik" sanıyoruz. Daha da kötüsü, bu hırçınlığa, bu sevgisizliğe alıştık.

Hani derler ya; "Kuşlar gibi uçmasını öğrendik, balıklar gibi yüzmesini ama bir şeyi unuttuk: Kardeşçe yaşamayı." Gökyüzündeki zifiri karanlığa odaklanmaktan, oradaki yıldızların zarafetini göremez olduk. Oysa bizi bu topraklarda "millet" kılan, bizi biz yapan o görünmez bağ, birbirimizin yarasına merhem olma irademizdi.

Neyi Yitirdik, Nerede Yanıldık?

Biz böyle değildik. Bir yara görsek sarmadan geçmez, yıkık bir yuva görsek imar etmeden duramazdık. Mehmet Akif’in o gür sesiyle haykırdığı gibi:

"Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım! Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu..." diyen bir neslin varisleriydik. Merhametin ve şefkatin timsaliydik. Kendi ihtiyacımız varken bile lokmasını bölüşen, komşusu açken tok yatmaktan haya eden o asil ruhu, eşyanın kölesi olarak takas ettik.

Bencilleştik. Çok konuştuk ama uygulamada sınıfta kaldık. Kendi yapmamız gerekeni başkasından beklerken, arayan ama bir türlü "aranan insan" olamayan figürlere dönüştük. Muhakeme yeteneğimizi, kavgayı çözüm sanan bir öfkeye kurban verdik. Anne babanın evlada, evladın anne babaya yabancılaştığı bir çağda; saygı ve sevgi sessizce evi terk etti.

Kökler Hala Sağlam: Yeniden Doğuş Mümkün mü?

Peki, "Güzel insanlar güzel atlara binip gitti" diye arkalarından ağıt yakıp oturacak mıyız? O atların dizginlerini alacak, o ahlakı yeniden kuşanacak birer "insan" kalmadı mı aramızda?

Dal kurumuş, meyve çürümüş olabilir; ancak unutmayın ki kökler hala sağlamdır. Bu toprakların mayasında Yunus Emre’nin hoşgörüsü, Akif’in azmi, Mevlana’nın daveti var. Toparlanmak için dışarıdan bir mucize beklemeye gerek yok. İhtiyacımız olan tek şey, içimizdeki o uyuyan devin, yani vicdanın gözlerini açmasıdır.

Şimdi Değilse Ne Vakit?

Yunus Emre’nin asırlar öncesinden gelen çağrısı bugün her zamankinden daha hayati:

"Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım, sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz."

Dünya kimseye kalmıyor. Hırsımızla kirlettiğimiz bu hayatın sonunda, yanımızda götürebileceğimiz tek şey, bir gönülde bıraktığımız hoş bir sada olacak. Eğer bugün uyanmazsak, Akif’in uyardığı o "kupkuru çöl" hepimizin sonu olacak. Ne bir ışık bulabileceğiz ne de sığınacak bir vaha.

Toparlanın, kalkıyoruz. Yeniden birbirimize uzanan el olmaya, yeniden mazluma kalkan, zalime set olmaya niyet ediyoruz. Gören gözü kör etmemeye, tatlı sözü dilden düşürmemeye söz veriyoruz.

Haydi, vira Bismillah! Özümüze, kökümüze ve birbirimize dönme vakti geldi.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.