Aramızdan Kayıp Giden Nesiller: Üniversite Kapısında Başlayan Büyük Dönüşüm

Zaman, her şeyi hızla tüketirken değerlerimizi, iddialarımızı ve en acısı da geleceğimiz olan gençliği de beraberinde sürüklüyor. Bugün sokaklarda, meydanlarda ve özellikle üniversitelerin mezuniyet törenlerinde şahit olduğumuz sahneler, toplum olarak geldiğimiz son durumun adeta acı birer fotoğrafı niteliğinde. Üniversiteye Başlarken Ayrı Mezun Olurken Ayrı Fotoğraf
Soruyoruz kendimize: "Neden bu hale geldik? Bize ne oldu?"
Daha dün denecek kadar yakın bir geçmişte, bu topraklarda inançları uğruna akıl almaz bir başörtüsü mücadelesi veren, bedel ödeyen, üniversite kapılarından geri çevrilen bir neslin çocukları, bugün o mücadeleyi adeta yok sayarcasına bambaşka bir kimliğe bürünüyor. Ailelerin büyük bir ümitle, binbir emekle ve "mütedeyyin" bir iklimde büyütüp üniversiteye tesettürle, vakarla teslim ettiği evlatları; mezuniyet günü geldiğinde bambaşka bir silüetle karşımıza çıkıyor.
Girişte başörtülü, çıkışta ise geçmişte o mücadeleyi verenlerin tepki gösterdiği, değerlerine yabancı hayat tarzlarının birer kopyası haline gelmiş bir gençlik… Bu sadece kıyafetlerin değişimi değil; zihniyetin, aidiyetin ve ruh kökünün de ne denli büyük bir erozyona uğradığının en somut göstergesidir.
Sorumluluk Sadece Gençlerde mi?
Burada suçu sadece popüler kültürün girdabına kapılan gençlerde aramak, resmin büyüğünü görmemek demektir. Esas şaşkınlık verici ve can acıtıcı olan, düne kadar çocuklarının ahlaki ve manevi çizgisini her şeyin üstünde tutan velilerin sergilediği tavırdır.
"Biz çocuğumuzu teslim ederken böyle değildi" diyerek serzenişte bulunan anne babaların, mezuniyet günü geldiğinde o inanç dünyasıyla taban tabana zıt manzaralar karşısında hiçbir şey olmamış gibi davrandıklarını, hatta o törenlerde yan yana durup gururla poz verdiklerini, sosyal medyada boy gösterdiklerini görüyoruz. Bu kabulleniş, bu sessiz onay, tehlikenin boyutunu daha da derinleştiriyor. Evlatlarımızı modern dünyanın cazibeli ekranlarına, dijital dünyasına teslim ederken, onlara şahsiyet ve kalıcı bir şuur aşılayamadığımız gerçeğiyle yüzleşmek zorundayız.
Nerede Hata Yaptık?
Şekli başarıları, diplomaları ve kariyer basamaklarını inançtan, ahlaktan, edep ve adab-ı muaşeretten daha öne koyduğumuz gün kaybetmeye başladık. Çocuklarımızın zihnini bilgiyle doldururken, kalplerini ve ruhlarını boş bıraktık. Sosyal medyanın, tek tipleştirici popüler kültürün ve modern sekülerizmin evlatlarımızı içten içe kemirmesine göz yumduk.
Günün sonunda karşımıza çıkan bu acı tablo; diplomalarını alırken kendi değerlerinden mezun olan, geçmişine ve ailesinin savunduğu kutsallara yabancılaşan bir nesildir.
Eğer özümüze dönmez, dijital çağın getirdiği bu ahlaki ve kültürel yozlaşmaya karşı aile içinde güçlü bir kale inşa edemezsek, sadece kıyafetleri değil, geleceğimizi ve kimliğimizi de tamamen kaybetmekle karşı karşıya kalacağız. Bu gidişata dur demek, sadece sitem etmekle değil; kaybettiğimiz o köklü şuuru ve nesil yetiştirme idealini yeniden kuşanmakla mümkündür.
#ToplumsalDeğişim #GençlikVeDeğerler #AileYapısı #KültürelYozlaşma #EğitimVeAhlak
İŞTE GERÇEK EROZYONUN FOTOĞRAFI


