Samsun Haber
Yayınlanma : 09 Haziran 2026 01:09
Düzenleme : 09 Haziran 2026 01:17

Şehir ve Şair İlişkisi

Şehir ve Şair İlişkisi
Bir şehrin kimliği nerede başlar? Yüksek katlı lüks binalarında mı, son teknolojiyle donatılmış muazzam yollarında mı, yoksa devasa meydanlarında mı?

MİMARLAR PLANI ÇİZER, ŞAİRLER RUHUNU ÜFLER: ŞEHİR VE ŞAİR

AHMET SEVEN 

Bir şehrin kimliği nerede başlar? Yüksek katlı lüks binalarında mı, son teknolojiyle donatılmış muazzam yollarında mı, yoksa devasa meydanlarında mı?

Eğer bir şehir sadece taştan, betondan ve asfalttan ibaretse, orası ancak gelişmiş bir şantiyedir, şehir değil. Bir yerleşim yerinin gerçek manada "şehir" kimliği kazanması; sokaklarından sapan, caddelerinde yürüyen bir şaire ilham vermesiyle, bir yazarın kalemiyle buluşmasıyla başlar. Eğer bir şehrin sokakları oradan geçen bir sanatkâra şiir yazdırmıyor, bir fikir adamına derin muhasebeler yaptırmıyorsa, o mimaride, o yönetimde çok büyük bir eksiklik var demektir.

Çünkü binalar eskir, yollar yıpranır, köprüler zamanın acımasız dişlileri arasında kaybolur gider. Fakat bir şairin şiiri, bir yazarın kitabı daima taze, daima kalıcıdır.

Şehirler Taşıyla Toprağıyla Değil, Şahsiyetleriyle Anılır

Dikkat edin; tarih boyunca şehirler taşlarıyla, topraklarıyla değil, bağrından çıkardığı veya kendisine ruh katan abidelerin kimlikleriyle anılmıştır. Bugün Konya denilince akla ilk gelen Mevlânâ’dır; orası "Mevlânâ Şehri"dir. Sivas denilince kulaklarımızda Âşık Veysel’in tınıları yankılanır. Bir şehre şahsiyetini veren, onun fiziki büyüklüğü değil, içinde barındırdığı edebi ve fikri derinliktir.

Bu gerçek dünya edebiyatında da böyledir. Bugün dünyanın dört bir yanından binlerce insan, Prag’ın puslu sokaklarında Franz Kafka’nın izini sürmek için yollara düşüyor. İskoçya’nın Edinburgh kenti, sönmüş bir volkanik dağın eteğindeki kasvetli ama büyüleyici atmosferiyle 500’den fazla romana can suyu olmuştur. Dostoyevski, Gogol, Turgenyev denilince St. Petersburg’un caddeleri gözümüzde canlanır; Charles Dickens Londra’yı, Baudelaire ve Victor Hugo ise Paris’i kelimeleriyle yeniden inşa etmişlerdir. Gezginler bir şehre gittiklerinde sadece binaları izlemezler; o büyük ediplerin yaşadığı evleri, onlara ilham veren sokakları sükunetle ve saygıyla adımlarlar.

"Kalem Dokunan Şehirler Medeni, Çekiç Dokunan Şehirler Moderndir"

Şehirler insanlar için kâh bir ana kucağı kâh bizi büyüten bir beşiktir. İnsan ruhuna doğrudan tesir ederler. Şehrin doğurduğu yazarlar olduğu gibi, yazarların dünyaya duyurduğu, adını ölümsüzleştirdiği şehirler de vardır. İşte tam bu noktada zihnimize kazınması gereken o muazzam ölçü devreye giriyor: "Kalem dokunan şehirler medeni, çekiç dokunan şehirler moderndir" 

Bizler bugün çekiç sesleriyle yükselen modern ama ruhsuz kentler yerine, kalemin zarafetiyle yoğrulmuş medeni şehirlere açız. Şairin bakışında ifadesini bulmayan, sanata ilham kaynağı olamayan şehirler, dili lal olmuş, dilsiz şehirlerdir.

Bakınız; Nedîm, “Bu şehr-i Sıtanbul ki bî-misl-ü behâdır / Bir sengine yek-pâre Acem mülkü fedâdır” derken; Yahyâ Kemâl o şehre sıradan bir gözle değil, yüreğiyle bakıp "Azîz İstanbul" sıfatını bahşederken şehre bir ruh üflüyorlardı. Necip Fâzıl, İstanbul’u ruhunun kalıbında eritip toprağa kondurulan bir sevgili olarak görürken; Ahmet Hamdi Tanpınar Bursa’ya zamanın ötesinde bambaşka bir derinlik katıyordu. Cahit Sıtkı Diyarbakır’a, Nâbî Urfa’ya, Fuzûlî Bağdat’ta, Attila İlhan İzmir’e kalemleriyle dokunarak buraları sadece birer coğrafi konum olmaktan çıkarıp birer his atlası haline getirdiler.

Mimarlar ve Şairler Yan Yana Yürümeli

İşte bu yüzden, bir şehri imar ederken, sokaklarını tasarlayıp caddelerini açarken yalnızca mimarlara ve mühendislere danışmak asla yetmez. O şehrin şairlerinin, fikir adamlarının, ediplerinin de düşüncesine başvurmak zorundasınız. Estetikten, ruh zenginliğinden, sanattan yoksun bir imar planı eksik kalmaya mahkumdur.

Keşke şehirleri planlayan mimarlarımızın yanında şairlerimiz de olsaydı; ya da mimarlarımız aynı zamanda birer şair duyarlılığına sahip olabilseydi. O zaman sokaklarımız beton yığınları arasında boğulmaz, her köşesinde ruhumuza dokunan, "Bu şehir insanı şair eder" dedirten yapılar yükselirdi.

Coğrafya ne kadar insanın kaderiyse, şairler ve yazarlar da coğrafyalarının kaderidir. Şair mi doğurur şehirleri, yoksa şehirler mi şairleri bilinmez ama ortada bir gerçek var: İçinde sanatın, şiirin ve estetiğin nefes almadığı şehirler, sakinlerine huzur veremez. Şehirlerimize sadece çekiçle değil, kalemle de dokunmayı öğrendiğimiz gün, gerçek medeniyeti yeniden inşa etmiş olacağız.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.