Samsun Hazinedarzade Süleyman Paşa Medresesi ve Camii'nin Tarihsel Gelişimi
Samsun ve çevresi, 13. yüzyıldan itibaren Anadolu Selçukluları, Pervaneoğulları, İlhanlılar, Candaroğulları ve Canik Beyleri’nin (Kubadoğulları, Bafra Beyleri, Taceddinoğulları, Taşanoğulları, Hacı Emiroğulları) egemenliğine sahne olmuştur. Sultan II. Murad devriyle birlikte kesin olarak Osmanlı idaresine giren bölge, 1774–1808 yılları arasında Canikli Ali Paşa ailesinin, 1807–1857 yılları arasında ise bir başka nüfuzlu ayan ailesi olan Hazinedarzadeler'in yönetimi altında kalmıştır. Kırım'ın kaybedildiği 1774 yılından sonra duraklama dönemine giren Samsun, 19. yüzyılın ortalarından itibaren ticari ve sosyo-kültürel açıdan yeniden hızlı bir gelişim sürecine girmiştir.
Yaklaşık 900 yıldır Türk-İslam kültürünün harmanlandığı Samsun'da, döneminin önemli ilim yuvaları olan pek çok medrese inşa edilmiştir. Ancak bu yapıların büyük bir kısmı zamanla ya tamamen yıkılmış ya da günümüze ciddi tahribatlarla ve işlev değişiklikleriyle ulaşabilmiştir.
Kuruluşu ve 19. Yüzyıl Vakıf Kayıtları
Söz konusu medrese yapısının 1813 tarihli inşa vakfiyesi, uzun yıllar Canik muhassıllığı ve Trabzon Valiliği yapan Hazinedarzade Süleyman Paşa (Süleyman Behram Paşa) tarafından hazırlatılmıştır. Yapı topluluğu hakkında erken dönemlere ait görsel ve yazılı belgeler oldukça sınırlıdır. Ancak 19. yüzyıl Samsun şer‘iyye sicilleri üzerinde yapılan araştırmalar, medrese ve caminin gelir yapısını ve sosyal hayattaki yerini ortaya koymaktadır:
-
Kasım 1833 (Evail-i Recep 1249): Aslen Bursalı olan Hacı Çetin İbrahim Ağa’nın zevcesi Fatma Hatun, Medrese Camii müezzinliğine 100 kuruş vakfetmiş; bu meblağ dönemin müezzini Güdülcü-zâde Hafız Hüseyin Efendi’ye teslim edilmiştir.
-
5 Ağustos 1830 (15 Safer 1246): Köprülü Terzi Usta Hasan Ağa, devir-hanlık hizmeti için Medrese Camii müezzini Güdülcü-zâde Hüseyin Hafız Efendi’ye 100 kuruş vakfetmiştir.
-
Aydınlatma Vakıfları: Büyükoyumca köyünden Karaköseoğlu Hüseyin’in eşi Fatma Hatun, emlakinden bağışladığı 300 kuruşun geliriyle; Pazar Mahallesi'nden Nalbant Usta Yakup ise Yüksek Kahve altındaki dükkânının kira geliriyle Medrese Camii’nde "üçer kıyye yağ yakılması" şartını koşmuşlardır.
Osmanlı Dönemi Onarımları ve Büyük Yangın
Osmanlı Arşivi’nde bulunan ve Müfettiş Ali Rıza Efendi’nin 1863-1864 yıllarındaki teftiş dönemini kapsayan kayıtlara göre, Sultan Abdülaziz döneminde yapıda kapsamlı bir genişletme çalışması yapılmıştır. Müftü Said Efendi tarafından her sabah Buhari-i Şerif okutulan cami, bu dönemde yaklaşık üç kat büyütülmüştür. Caminin sağ tarafına, orijinal mimariye uygun yeni bir kubbe eklenerek son cemaat mahalli genişletilmiş; avludaki medrese ve şadırvanın da tamir edilmesi kararlaştırılmıştır. Tahmini 60.390 kuruş tutan bu masraf, vakıf mütevellisi Abdülhamid Bey tarafından karşılanmıştır.
1869 yılında yaşanan ve "Büyük Samsun Yangını" olarak tarihe geçen felaket, şehrin neredeyse tamamıyla birlikte medreseyi de yok etmiştir. Yangının ardından kent, Fransız bir mimarın çizdiği, birbirini dik kesen cadde ve sokaklardan oluşan yeni bir imar planına göre yeniden inşa edilmiştir. Bu yangın sonrasında medresenin ilk inşa dönemindeki mimari kurgusu büyük ölçüde değişmiş ve yapı adeta yeniden ihya edilmiştir.
II. Abdülhamid Dönemi ve Neo-Klasik Dönüşüm
Medresenin günümüze ulaşan mimari karakteri, 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başındaki Birinci Ulusal Mimarlık Akımı (Türk Neo-Klasik üslubu, 1877-1930) özelliklerini taşımaktadır. Osmanlı'daki Batılılaşma etkilerine bir tepki olarak doğan bu akımda; sivri kemerler, at nalı kemerler ve geleneksel motifler yeniden ön plana çıkmıştır.
Araştırmacı Yıldıray Özbek’in "Son Dönem Osmanlı Medreselerine Bir Örnek Şıhlı Hamidiye Medresesi" adlı çalışmasında ve Şevki Duymaz’ın "II. Abdülhamid Dönemi İmar Faaliyetleri" başlıklı doktora tezinde şu önemli bilgilere yer verilmektedir:
"Son dönem Osmanlı medreseleri içinde en geç tarihli eserlerden biri olarak tespit edilen Samsun Süleyman Paşa Medresesi, üzerindeki kitabeye göre 1904 tarihlidir. 11 hücreli olduğu anlaşılan medrese iki katlı olup, revaklı avlu etrafına sıralanmış mekânlardan oluşmaktadır. Kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen bir plana sahip yapının üstü kiremit kaplı kırma çatı ile örtülüdür. Avlu revak kemerleri dikdörtgen payelere oturmaktadır. Yapıda, II. Abdülhamid dönemi mimarisinin tipik özelliklerinden ve neo-klasik akımın unsurlarından olan üçgen alınlıklar kullanılmıştır."
Yapının döşemelerinde görülen volta döşeme (demir putreller arası tuğla örgü) sistemi de mimaride modern malzemelerin kullanılmaya başlandığı Osmanlı'nın son, Cumhuriyet'in ise ilk yıllarına işaret etmektedir.
Cumhuriyet Dönemi ve Günümüzdeki Durumu
Medrese, 1914 yılına kadar asli işleviyle kullanıldıktan sonra, 1928 yılına kadar otel ve kahvehane gibi özgün yapısına uymayan ticari amaçlarla işletilmiştir.
1943 yılında meydana gelen ve Samsun'un Ladik ilçesi merkezli olan büyük deprem, bölgede çok ağır tahribata yol açmıştır. Saathane Meydanı'ndaki tarihi saat kulesinin yıkılmasına neden olan bu depremden, aynı meydanda bulunan Süleyman Paşa Medresesi ve Camii’nin de büyük ölçüde etkilendiği ve hasar gördüğü tahmin edilmektedir.
1974 yılından sonra bir dönem Vakıflar Bölge Müdürlüğü binası olarak hizmet veren yapı, ilerleyen yıllarda iş hanına dönüştürülmüştür. Bu süreçte yapılan niteliksiz muhdes (sonradan eklenen) eklentiler ve ticari kullanımlar, yapının iç mekan bütünlüğünü ve özgün estetiğini önemli ölçüde tahrip etmiştir.
Yangınlar, depremler, ideolojik imar hareketleri ve işlevsel müdahaleler neticesinde çok katmanlı bir tarihsel süreç geçiren Hazinedarzade Süleyman Paşa Medresesi, tüm bu dönüşümlere rağmen 19. yüzyıl sonu Osmanlı mimari mirasını ve şehir kimliğini yansıtan yaşayan en önemli belgelerden biri olarak değerini korumaktadır.


