Bu Devletin Polisine Saygısızlık Edenler, Sokakların Akreplere Teslim Olmasını mı İstiyor?
AHMET SEVEN - SAMSUN BÜLTEN
Toplumun huzuru, can ve mal güvenliği için gecesini gündüzüne katan emniyet mensuplarımızın son dönemde karşı karşıya kaldığı haksızlıkları, uğradığı rencide edici muameleleri gördükçe sormadan edemiyoruz: Sahi, nedir bu polisin çektiği?
Polis, kanunların kendisine verdiği yetki sınırları içerisinde, canı pahasına görevini ifa etmeye çalışıyor. Ancak ne hikmetse bu görev, sokakları kendi kuralsızlığına mahkum etmek isteyen bazı çevrelerin işine gelmiyor. Bakıyorsunuz, sokakta görevini yapan memura hakaret ediliyor, karşı konuluyor, kafa tutuluyor. İnsan hayret ediyor; devletin asayişini sağlayan, üzerinde o şerefli üniformayı taşıyan polis memuruna karşı gelme, ona meydan okuma cesareti nereden, kimlerden alınıyor?
"Sen Benim Kim Olduğumu Biliyor musun?" Absürtlüğü
Hemen her gün ana haber bültenlerinde, sosyal medya mecralarında benzer manzaralarla karşılaşıyoruz. Polisimiz gün boyu ayyaşla, berduşla, kendini bilmez hadsizlerle baş etmek zorunda kalıyor. Bu da yetmezmiş gibi, o sokak serserileri kalkıp polise atar gider yapıyor. Yaşanan arbedelerde polislerimiz yaralanıyor, hatta ne acıdır ki şehit düşüp canından oluyor. Neden mi? Çünkü suçluya karşı polisin yetkisi sınırlı kalıyor, eli kolu bağlanıyor. Yaşanan hadiseler bize açıkça gösteriyor ki, polisin selahiyetlerinin (yetkilerinin) acilen artırılması gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki; polis demek, devlet demektir. Devletin polisine el kaldıran, doğrudan devletin otoritesine el kaldırmış sayılır.
Polisimizin vatandaşa uzanan şefkat, sevgi ve merhamet elini her zaman gururla görüyoruz. Ancak asayişi sağlarken karşılaştığı engeller sadece sokaktaki magandalarla da sınırlı kalmıyor; maalesef arkası sağlam olanların bürokratik hamleleri de devreye giriyor. Suçlu olarak belirlenen bir şahıs, hemen tanıdığı bir siyasiyi veya nüfuzlu birini arayarak polisin görevini engellemeye yelteniyor. "Benim adamım", "Bizim çocuk" gibi iltimas kokan ifadelerle suçlular koruma altına alınmaya çalışılırken, devletin onurlu polisi rencide ediliyor.
Daha da vahimi, sırtında cübbe veya cebinde unvan taşıyan bazı kimselerin; avukatlık, savcılık, hâkimlik, siyasetçilik yahut başkanlık kimliklerini polise karşı birer kalkan olarak kullanmaya yeltenmesidir. Ağızlardan dökülen o meşhur ve absürt cümle hep aynı: "Sen benim kim olduğumu biliyor musun?" Bu unvanları kuşananlar, kanun önünde her vatandaşın eşit olduğunu ne çabuk unutuyorlar?
Meclis Çatısı Altındaki Hadsizlik Kahrımızdan Öldürüyor
Bu pervasızlık, siyasi eylemlerde çok daha net ve acı verici bir hal alıyor. TBMM çatısı altında "milletvekili" sıfatıyla görev yaptığını iddia eden bazı art niyetli figürlerin, dokunulmazlık zırhına bürünerek sokakta polise el kol hareketi yaptığını, abuk sabuk cümlelerle onları rencide ettiğini, hatta fiili müdahalede bulunduğunu gördükçe kahrımızdan ölüyoruz. Milletin vekili, milletin polisine düşmanlık edemez!
Bırakın da polis görevini yapsın. Eğer siz polisimize görevini yaparken ket vurur, onu engellerseniz, yarın o sokaklar adeta birer akrep yuvasına döner. Önüne gelen birbirine saldırır, orman kanunları devreye girer. Unutmayalım ki, disiplinsiz ve otoritesiz bir toplumda hiç kimse için fayda ve huzur yoktur.
Polis Emir Kulu Değil, Devletin Onurlu Memurudur
Zaman zaman hepimizi derinden sarsan polis intiharlarına şahit oluyoruz. Genç yaşta hayatının baharında canına kıyan o vatan evlatlarını bu noktaya sürükleyen nedenler arasında; sokakta uğradıkları bu mobbinglerin, maruz kaldıkları bu ağır stresin ve yıpranmanın payı yadsınamaz derecede büyüktür. Polisin de bir insan olduğunu, bir ailesinin, yuvasının ve çocuklarının bulunduğunu, onlara karşı sorumluluk taşıdığını kimse aklından çıkarmasın.
Bu ağır risk altında çalışan on binlerce polisimizin lojman sorunu ivedilikle çözülmelidir. Lojman imkanı sunulamayan memurlarımıza ise günümüz şartlarına uygun ciddi bir kira yardımı yapılmalıdır. Çünkü polis sıradan bir masa başı memuru değildir; hayatı her an risklerle doludur ve risk almayan hiçbir polis görevinde başarılı olamaz. Öyleyse onların hem can güvenliğine hem de mesleki itibarına saygı duyulmalıdır. Çalıştıkları birimlerde ast-üst ilişkisi adı altında ezilmelerine, yıpratılmalarına ve itibar kaybı yaşamalarına asla müsaade edilmemelidir. Tekrar vurgulamak gerekir: Polisimiz körü körüne bir emir kulu değil, görevinin ve devletinin onurlu memurudur.
Sendikası Olmayan Polisin Sahibi Milletidir
Kamudaki en sade memurun dahi hakkını arayabilen, sesini duyuran sendikaları mevcuttur. Ancak emniyet mensuplarının haklarını savunacak, meydanlara çıkacak bir sendikası yoktur. Peki, polis derdini kime anlatacak? Kendini nasıl savunacak?
Polisin sendikası yoktur; çünkü onun sahibi doğrudan Devlettir, onun sahibi aziz Milletidir.
Toplumun huzuru ve güvenliği için canını dişine takan polisimizin kendi iç huzuru, refahı ve çalışma konforu mutlaka sağlanmalıdır. Emniyet teşkilatımızın omuzlarındaki toplumsal stres yükü hafifletilmeli, moral ve motivasyonlarını artıracak yapısal tedbirler alınmalıdır. Kısacası, polisimize her türlü endişe, kaygı ve gelecek korkusundan uzak, arkasında devletinin çelikten iradesini hissederek görev yapma hakkı tam manasıyla teslim edilmelidir.
Polisimize yönelik her türlü saygısızlığı şiddetle kınıyor, tüm emniyet teşkilatımıza görevlerinde muvaffakiyetler diliyorum.
Ahmet SEVEN
Samsun Bülten
#SamsunHaber #Polis #EmniyetGenelMüdürlüğü #PolisiminYanındayım #Asayiş #AhmetSeven #SamsunBülten #TürkPolisi #DevletOtoritesi #PolisHakları #LojmanSorunu


