Samsun Bülteni
Yayınlanma : 16 Aralık 2025 22:17
Düzenleme : 16 Aralık 2025 22:20

Kedi olmayı düşleyen insanlar insan olmayı düşleyen kediler!

Kedi olmayı düşleyen insanlar insan olmayı düşleyen kediler!
Modern dünyada, insan doğasının sınırlarını zorlayan ve geleneksel etik anlayışımızı sarsan bir akımın yükselişine şahit oluyoruz.

Kedi olmayı düşleyen insanlar insan olmayı düşleyen kediler!

Modern dünyada, insan doğasının sınırlarını zorlayan ve geleneksel etik anlayışımızı sarsan bir akımın yükselişine şahit oluyoruz. Sabah uyandığında en sevdiği evcil hayvanının kılığında olmayı hayal edenlerden, servet harcayarak yüzünü o hayvana benzetmeye çalışanlara kadar... Bu, sıradan bir hayvan sevgisinin çok ötesinde, benliğimizden kopuşun ve kendini yeniden tanımlama arayışının çarpıcı bir tezahürüdür. Allah'ım ne günlere kaldık! 

"Doktor Moreau’nun Adası" filmi aklıma geliyor. Orada dehşet verici olan, insanların zorla hayvan suretine sokulmasıydı. Oysa bugün, insanlar kendi istekleriyle ve büyük bir maliyetle insanlıklarından çıkabilmek için çabalıyorlar. Bu durum, aradaki farkı daha da ürkütücü kılıyor.

 Sevgi mi, Yerine Koyma mı?

Tartışma, basitçe "hayvan sevgisi" etiketiyle geçiştirilemez. Hayvanlara duyulan şefkat ve sevgi, insanlığın yüceliklerinden biridir ve bu, kimsenin itiraz edeceği bir durum değildir. Ancak miraslarını sevdikleri evcil dostlarına bırakıp, zor durumdaki bir insanı görmezden gelmek; annesini huzurevine yollayıp kedisinin dışkısının rengi bozuldu diye gözyaşı dökmek... Bu, sevgi değil, bir tür ikame etme, boşluğu doldurma ve sorumluluktan kaçınma eylemidir.

İnsan sevgisi ve hayvan sevgisi, bir terazinin iki kefesi değildir; biri diğerini unutturmamalıdır. Eğer aralarında bir zıtlaşma doğarsa, o zaman toplumun temel direkleri sarsılmaya başlar. Bugün yaşadığımız tartışma da tam olarak bu zıtlaşmanın bir ürünüdür.

Neden Buraya Geldik?

Peki, insanlık nasıl oldu da bu kadar geninden ve benliğinden uzaklaştı? Bu akıl ötesi davranışların ardında yatan temel nedenler nelerdir?

Bireyciliğin Aşırı Yükselişi: Geleneksel toplum bağlarının zayıflamasıyla, kişi kendini yalnız ve yabancılaşmış hissediyor. Bu boşluğu, koşulsuz sevgi ve yargılamama vaadi veren bir evcil hayvanla doldurmaya çalışıyor. İnsani ilişkilerin karmaşık, beklenti dolu ve hayal kırıklığına açık doğasından kaçış, daha "saf" ve basit bir varlığa sığınmayı kolaylaştırıyor.Kimlik Krizi ve Sosyal Medya: Post-modern çağda kimlikler akışkanlaştı. İnsanlar, dikkat çekmek, farklı olmak ve onaylanmak için sürekli yeni roller arıyor. Bir hayvana benzemek ya da tüm ilgiyi evcil hayvana yöneltmek, bireye "özel" bir hikaye ve sosyal medyada anında kabul görme imkanı sunuyor.Doğaya Dönüş İsteğinin Çarpıtılması: Tüketim kültüründen, yapaylıktan ve betonlaşmadan bıkmış modern insan, doğaya dönme isteği duyuyor. Ancak bu dönüş, sağlıklı bir çevrecilik yerine, kendini doğanın bir parçası olarak görme arzusunun radikal bir biçimine, yani hayvanlaşmaya evriliyor. Nereye Gidiyoruz?

Şüphesiz, içinde yaşadığımız bu dünya, normallik kavramının sürekli yeniden tanımlandığı bir yer. Bir zamanlar "dehşet" veren davranışlar, bugün "kişisel tercih" adı altında normalleştiriliyor.

Eğer insan, en temel kimliği olan "insan" olmaktan bu denli soğuyorsa, insana dair tüm değerler de aşınacaktır. İnsan hakları, merhamet, toplumsal dayanışma gibi kavramların sorgulandığı bir çağda, bu durum sadece bireysel bir tuhaflık olarak kalmayacak, toplumsal yapının çürümesine zemin hazırlayacaktır.

Sonuç, bireyin kendini reddettiği bir toplumdur. Bu akıl ötesi davranışların sonu, sadece yalnızlık ve kimliksizlik olacaktır. Bize düşen, insan sevgisinin değerini yeniden hatırlamak, hayvan sevgisini yüceltirken insanlık sorumluluğumuzdan taviz vermemek ve en önemlisi: İnsanlığımızdan çıkmak için harcadığımız serveti ve enerjiyi, insan kalabilmek için harcamaktır.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.