Samsun Haber
Yayınlanma : 05 Haziran 2026 00:23
Düzenleme : 05 Haziran 2026 01:00

Çay Rize'de Yetişir Vezirköprü Semaveriyle İçilir

Çay Rize'de Yetişir Vezirköprü Semaveriyle İçilir
Karadeniz’de çay denince akla ilk Rize gelir, doğru. Yeşil yamaçlardan toplanan o yaprakların kokusu burnumuza kadar gelir. Ama o çayın hakkını vererek içmek denince, durup bir düşünmek gerekir.

Ateşin Şekil Bulduğu Yer: Vezirköprü’nün "Yassı" Sevdası

AHMET SEVEN

Karadeniz’de çay denince akla ilk Rize gelir, doğru. Yeşil yamaçlardan toplanan o yaprakların kokusu burnumuza kadar gelir. Ama o çayın hakkını vererek içmek denince, durup bir düşünmek gerekir. Bu hususta  "Çay Rize’de yetişir, Vezirköprü’de semaverle içilir" dersek haksızlık yapmış olmayız. 

Yolunuz Samsun’un Vezirköprü ilçesine düştüyse ne demek istediğimi çok iyi anlarsınız. Burada çay, alelade bir demlikte kaynatılıp geçiştirilecek bir içecek değildir; bir sevdadır, hayat biçimidir. Evde, dükkanda, sokakta... Hatta öyle ki, köylünün tarlaya, bağa bahçeye giderken bile azığının yanına ilk koyduğu şeydir semaver. Vezirköprü’de semaverde demlenmeyen çaya çay gözüyle bakılmaz, rağbet edilmez. Çay, demini de lezzetini de o közün kokusunda, o bakırın ya da sacın sıcaklığında bulur.

Ancak Vezirköprü’nün semaveri, bildiğimiz o yuvarlak, silindirik semaverlere benzemez. Onun asıl alametifarikası, "yassı ve oval" gövdesidir. Yaklaşık 200 yıl önce Rus kökenli semaver kültürünün Vezirköprülü ustaların dehasıyla harmanlanıp yerelleşmesiyle doğmuştur bu form. Ustalar düşünmüş; bu insan tarlaya gidecek, dağa çıkacak... Yuvarlak semaveri sırtta taşımak zordur, heybeye sığmaz. Gövdeyi yassılaştırmışlar ki hem sırta kolay otursun, taşınırken yük olmasın hem de azıcık bir yakıtla, birkaç çalı çırpıyla hemen harlansın, suyu çabucak kaynatıp enerjiyi tasarruflu kullansın. İşte bu pratik zeka ve estetik, 2017 yılında hak ettiği değeri bularak coğrafi işaret tesciliyle koruma altına alındı.

Bugün Tarihi Bedesten Çarşısı’na girdiğinizde, kulaklarınızı dolduran o ritmik çekiç sesleri işte bu yassı semaverlerin doğum sancısıdır. Çekiç dövme tekniğiyle, santim santim, sabırla işlenir her biri. Bir semaver etrafında toplanan insanların sohbeti de bir başkadır orada. Çay bardakları dolup boşalırken, dostluklar pekişir, dertler paylaşılarak küçülür. İlçenin ekonomisinde de bacasız bir fabrika gibi çok önemli bir yer tutar semavercilik.

Fakat bu güzel tablonun ardında, içimizi sızlatan acı bir gerçek var. Her tık tık çekiç sesinde, aslında bir zanaatın son çırpınışlarını duyuyoruz. Son yıllarda el emeği göz nuru semaverler, yerini seri üretim fabrikasyon ürünlere bırakmaya başladı. Fabrikadan tek tip çıkan, ruhsuz metal yığınları çarşıyı istila ettikçe, o dükkanlarda ömrünü tüketmiş ustaların sayısı da bir elin parmaklarını geçmez oldu.

En acısı da ne biliyor musunuz? Çırak yetişmiyor.

Bugün Bedesten Çarşısı’ndaki dükkanların kapısına baksak, ustaların yanında terini silecek, örsün başında çekici devralacak bir tek genç göremiyoruz. Çırağı olmayan her meslek gibi, Vezirköprü’nün bu 200 yıllık yaşayan tarihi de sessizce can çekişiyor. Unutmayalım ki fabrikasyon semaver suyu kaynatır ama içine sinen o insan ruhunu, o sanatı, o köklü geçmişi asla kaynatamaz.

Vezirköprü’nün simgesi, sohbetlerin bahanesi olan bu yassı semaverlere ve onları yaşatan son ustalara sahip çıkmak sadece o ilçenin değil, hepimizin vefa borcudur. O çekiç sesleri susarsa, çayımızın tadı da kaçar, dostluğumuzun demi de...

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.