2026’NIN EŞİĞİNDE BÜYÜK MUHASEBE: İNSANSIZ BİR DÜNYA MÜMKÜN MÜ?
Ahmet SEVEN
Takvimler 1 Ocak 2026’yı gösteriyor. Yeni yılın ilk sabahında meydanlar yine ışıl ışıl, yine bir kutlama telaşı, yine bir "hız" yarışı... Ancak durup nefes alacak, aynadaki suretimize bakacak mecalimiz kaldı mı? Bugün, neşeyle zıplamak yerine derin bir muhasebeye, ruhsal bir envanter dökümüne ihtiyacımız var. Çünkü bir soru artık zihnimizin duvarlarını yumrukluyor: İnsansız bir dünya gerçekten mümkün mü?
İnsanlığı kalmayan bir dünya da insan olmak...
Geriye dönüp baktığımızda gördüğümüz manzara ürkütücü: İnsansız hava araçları gökyüzünü, insansız fabrikalar üretimi, insansız otomobiller yolları ele geçirdi. "Kolaylık" diye alkışladığımız her yenilik, aslında insanı hayatın merkezinden bir adım daha dışarı itti. İnsan; tarladan, fabrikadan, hatta kendi evinden yuvasından sürgün edildi. Geldiğimiz noktada acı bir gerçekle yüzleşiyoruz: İnsan, kendi icat ettiği aletlerin aleti haline geldi.
Kim Kimin Emrinde?
Eskiden teknoloji insana hizmet ederdi; şimdi insan, teknolojinin kesintisiz çalışması için ömrünü feda ediyor. Kontrolü kaybettiğimiz o meşhur eşiği çoktan geçtik. Ruhsuz demir parçalarına, algoritmalara ve ekranlara duyulan saygı; kanlı canlı insana duyulmaz oldu.
İnsanı inşa etmek yerine imha etmeye odaklanan bir küresel akıl; savaşlarla bitiremediği nesilleri uyuşturucuyla, dijital uyuşmayla ve manevi boşlukla dizayn ediyor. En acısı da ne biliyor musunuz? İnsanoğlunun bu büyük kuşatmayı, kasabın bıçağını yalayan bir kurban sakinliğiyle seyretmesi. Kedinin, kendisine tasma olacak iple oynaması gibi, biz de bizi yok eden imkanlarla eğleniyoruz.
Kıymet Kaybolunca Kıyamet Başlar
Bir kesimin açlıkla, diğer kesimin ise tokluğun getirdiği azgınlıkla imtihan edildiği bu 2026 dünyasında; şefkat kaybetti, gaddarlık kazandı. Eskiden bir kuş öksürse yaşaran gözler, zerre hata yapsa kızaran yüzler vardı. Şimdi ise ne gözde yaş kaldı ne yüzde hayâ. Muhakeme yeteneğimizi, elde ettiklerimizi kaybetmeme korkusuna kurban verdik.
Peki, ne yapmalıyız? Hemen şimdi, şu yazıyı bitirdiğinizde sadece 10 dakika susun. Telefonu bir kenara bırakın, ekranları karartın.
-
"Ben bu sistemin neresindeyim?" diye sorun.
-
"Ben mi teknolojiyi yönetiyorum, yoksa bir algoritma mı benim kararlarımı veriyor?" diye sorgulayın.
-
İnsanlığımızı kaybettiğimiz bu gaddar yarışta, bir gönle dokunmanın, bir yarayı sarmanın kutsallığını hatırlayın.
Eğer insan kendi kıymetini yeniden fark etmezse, korkarım ki "insansız dünya" projesi başarıya ulaşacak. Ve o dünya, üzerinde milyarlarca biyolojik varlık olsa bile, aslında ölü bir gezegenden farksız olacak.
2026; uyanışın, muhasebenin ve yeniden "insan" olmaya dönüşün yılı olsun. Çünkü kıymet kaybedilince, ardından gelen tek şey kıyamettir. İnsansız bir Dünya mümkün mü? Hiç insan olsaydı Dünya da bunları konuşup tartışmak mümkün olabilir miydi? Kaybolup giden insanlık neredesin? Ondan geriye kalan et ve kemik onu da yok etme yarışındalar...Uyan!
Konuyu Mehmet Akif Ersoy'un beyitinde ifade ettiği:
"Gitme ey yolcu beraber oturup ağlaşalım.
Elemim bir yüreğin karı değil paylaşalım"
Bu elemi yaşamaya ve taşımaya bir yürek yetmez. Vakit birlikte düşünüp hareket etme vaktir.
Yoksa evet yoksa sonuç vahimdir.
Yine Mehmet Akif Ersoy'un mısralarıyla yazımıza nokta koyalım.
"Ey yolcu uyan yoksa çıkarsın ki sabaha,
Önünde kupru bir çöl ne ışık var ne de vaha!"
Düşünerek kalın...
#KöşeYazısı #AhmetSeven #2026 #İnsanlıkMuhasebesi #TeknolojiVeİnsan #Gelecek #Felsefe #Toplum



