Haftanın Röportajı: Şair Hatice Demir

Şair Hatice DEMİRCİ (Suskun) ile Gönül telinden, şiir dilinden
Celalettin Tutkun: 1- Hatice Hanım, öncelikle sohbet teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Okurlarımız sizi daha yakından tanımak ister. Kendinizden bahseder misiniz?


Hatice DEMİRCİ (Suskun): 1964 yılında Artvin’in Ardanuç ilçesinde, doğanın kalbinde dünyaya geldim. Şiirle henüz beş yaşındayken, "Bu Vatan Kimin?" dizelerini dinleyerek tanıştım. O gün ruhumda uyanan bu tutku; hayatın tüm zorlu mücadelelerine karşı sığındığım bir liman, duygularımı büyüttüğüm "kirlenmemiş, temiz bir dünya" oldu.


Hayat yolculuğum Artvin’den Iğdır’a, ardından 2014 yılında tedavi sürecim vesilesiyle yerleştiğim Samsun’a uzandı. Yaşadığım her zorluğu sabırla karşıladım ve bu sabrı "Suskun Damlalar" adını verdiğim şiirsel bir birikime dönüştürdüm. İlk eserim olan *"Kadın Gözüyle Hayat"*ı 2006 yılında okurlarla buluşturdum.


2023 yılında Artvin Kültür Sanat Ustaları Derneği (AKSU) bünyesinde hece vezni üzerine çalışmalarıma hız verdim; usta şairlerin desteğiyle edebi yolculuğumu derinleştirdim. 2025 yılında, "Suskun Damlalar -1- Mesele" (yetişkin şiir kitabı) ve "Minik Heceler" (çocuk şiir kitabı) adlı eserlerimi yayımladım. 2026 yılında ise bu seriyi "Suskun Damlalar -2- Zamanın Fısıltısı" adlı yetişkin şiir kitabı ve çocuklara yönelik "Renkli Düşler" şiir kitaplarıyla taçlandırdım.


"Daha sözüm bitmedi" diyen Suskun; çocuklarına, halkına ve ülkesine kalıcı eserler bırakmayı gaye edinen üç çocuk ve üç torun sahibi bir anneyim. Hâlen Samsun’da yaşamaktayım ve 2027 yılında yayımlanması planlanan "Aklımda Kalanlar" adlı anı kitabım üzerine çalışmalarıma devam etmekteyim.

Celalettin Tutkun: 2- Sizi yazmaya, özellikle de şiire yönelten sebepleri merak ediyorum.
Hatice DEMİRCİ (Suskun): Görüp de görmezden geldiğimiz hayatın sırlı gerçekleri, yıllar içerisinde yüreğimde demlendi. Aklımda her zaman, insanlık alemine bir gönül borcum olduğu sorumluluğu vardı. "Suskun Hecelerim"; her insanın aklına bahşedilen ilmin, bilimin ve yeteneğin, bugünün ve geleceğin "kul hakkı" olduğu düşüncesiyle kaleme alındı.


"Dünyaya gönül gözüyle bakmaktır şiir yazmak; okumak ise gönül insanıyla göz göze gelmektir."
"Ne için yaşıyorum?" sorusunu kendime sorduğumda henüz 8-10 yaşlarındaydım. Hatasız ve kusursuz bir insan olma kararını daha o çocuk yaşlarımda almıştım. Bebek olan küçük kardeşimin eline parmağımı verdiğimde, onu sımsıkı tuttuğunu fark ettim; bunun bir "yaşama umudu" olduğunu o an anladım. Acıkınca ağlıyor, güvenmediği biri tarafından sevilmek istemiyor ve kendini koruyordu. Henüz hayatın ne olduğunu bilmeyen o sabiye yaşama arzusunu veren, onu dünyadan ve içindekilerden koruyup yaşatan bir güç vardı. O güç, beni de nice tehlikelerden korumuştu.
Her canlı gibi her insan da ölecekti. Peki, yemek için mi yaşıyorduk, yoksa yaşamak için mi yiyorduk? Düşünmeyen canlılar sadece yaşamak için yerler. Oysa insan, düşünen bir varlıktır. Düşünürsek; dünyanın tüm nimetleri insan içindir ve insana emanettir.


Benim varlığım da bana emanetti. Ruhumun emanet edildiği fıtratım, aklıma tevdi edilmişti. Dünyaya "insan" olarak gelmiştim; insan her canlıdan üstündü. İnsan kalabilmenin inceliği vicdanıma nakış nakış işlenmişti. Nefsim aklımın kölesi olmalıydı, aklımı nefsimin oyuncağı etmemeliydim. Yaradan’ın koyduğu kurallara uygun yaşamak, insan olmanın en büyük sorumluluğuydu.


Ben de Allah’ın bana bahşettiği karakterimi; bozulmadan, kirlenmeden ve değişmeden "ben" olarak yaşamak istiyordum. Bu çok zor bir savaştı, çok yara alacağımı biliyordum. Ancak her insan gibi ben de kutsal bir değerdim. Allah’ın yarattığı o saf hali korumanın, dünya nimetlerinden çok daha değerli olduğunu anlamıştım.

Celalettin Tutkun: 3- Çok ilginç bir mahlasınız var. Neden "Suskun" mahlasını seçtiniz?
Hatice DEMİRCİ (Suskun): Yaradan her canlıya kendine has bir fıtrat bahşetmiştir; benim fıtratım da bana özeldi. Fakat yaşadığım zamana uyum sağlayamadı. Fıtratım elimden alındı, karakterim adeta bir zindana kapatıldı... Tıpkı Hz. Yusuf misali... Ancak benim cezam yedi yıl değil, tam elli dört yıl sürdü.
Kendim gibi konuşabilmek, sevinince özgürce gülüp üzülünce bir çocuk gibi ağlayabilmek en büyük özgürlüktü. Bana kendim gibi yaşamak yasaklanınca, ben de susmayı seçtim. Her tebessümüm gözyaşına mahkûm oldu; sesimi yutup içime hapsettim.


Dünyaya gözlerimi açtığım ilk günden beri hayatım bir ölüm kalım savaşıydı. Beni her ölümcül badireden inanılmaz mucizelerle koruyan bir Yaradan vardı. Ölümle yaşam arasındaki o ince çizgide hep dimdik yürüdüm. Beni düşürdüklerinde kimse elimden tutmadı; düştüğüm yerden tek başıma kalkmayı öğrendim. Kıskandılar, yine sustum ve yoluma devam ettim. Çevremdekileri mutlu edebilmek için adeta kendimden vazgeçtim.


Ta ki elli dört yaşıma kadar... Bir insanın sığınacağı ilk liman olan, en yakınındaki kişilerden aklın sınırlarını zorlayan o en korkunç ihaneti öğrendiğim gün, fıtratımı hapsedildiği o zindandan geri aldım ve dünyaya yeniden doğdum. O günden sonra kalemim, yıllarca sustuklarımı haykırmaya başladı. Yarım asırdır içimde biriken acılar, artık "Ben de varım!" diyordu. O unutulmaz anılar, içimde çağlayan binlerce şiire dönüştü. Bitti mi derseniz? Hayır, bitmiyor ve ölene kadar da bitmeyecek. Yazdıkça anlıyorum ki meğer içimde ne çok sustuğum anılar varmış...

Celalettin Tutkun: 4- Devamlı tebessüm etmenizin de bir sebebi olmalı, bu konuda neler söylersiniz?
Hatice DEMİRCİ (Suskun): Elli yaşımda kanser düşmanıyla savaşmış ve onu yenmiş biriyim. Beni kül etti belki ama kökümü kurutamadı; küllerimden dünyaya bu benim üçüncü gelişimdi. Sesim çıkmadan akan gözyaşlarım ve çektiğim bunca acıdan sonra, artık hep gülmeye karar verdim. Hayata olan bu borcu ödemek için de çok gülmem gerekiyor.


Kendime bir sözüm var; her sabah aynaya bakıyor, "Özür dilerim Suskun, seni çok seviyorum" diyorum. Ve ekliyorum: "Affet beni, seni bir daha hiç kimsenin üzmesine izin vermeyeceğim, söz veriyorum." Güne böyle gülümseyerek başlıyorum; bu niyetin, bu gülüşün tadına doyum olmuyor. Yanıma üzgün gelen mutlu dönüyor. Çevremde psikolojisi bozulan, başı ağrıyan kim varsa "Suskun’a gidelim, kendimize geliriz" dediklerini çok duydum. İnanın, sonrasında iyileştiklerini söylüyorlar; ben de onlara yine gülerek eşlik ediyorum.


Hatta Azrail’i bile gülerek karşılamayı düşünüyorum. Çocukluğumda ve gençliğimin en güzel yıllarında onu çok bekledim; gelseydi boynuna sarılacak, koynuna sığınacaktım. "Niye o zaman gelmedin?" diye soracağım. Canımı alırken aramızda bir küslük olmasın diye belki onu bile güldürürüm.

Celalettin Tutkun: 5- Sizin için şiir nedir, sizce şair kime denir?
Hatice DEMİRCİ (Suskun): 
Şiir sanattır, şair ise sanatçı.
Adaletin yoludur,
Duyguların gülüdür,
Şiir sözün balıdır,
Suskunların dilidir.
Zamana uyamadım... Sustum ve sustukça yaralandım. Her hücreme bir ok saplandı; saplandığı yerde kaldı ve kaldıkça paslandı. Emanet ruhum üzülüyor, canımı yakıyordu. Bu acıyı ancak "suskun cümlelerle" dışarı atabilirdim. Çıkardığım her ok bir şiir oldu; bir derken bin şiir oldu. Bitmedi... Yaraların yerleri kapansa da izleri asla geçmiyordu.
Yaşamak beklemekti; yaşamak binbir umuttu ve bu umutları sabırla gözlemekti. Yaşamak sevgiydi; sevdiğinden sevgi beklemekti. Yaşamak varlığını kanıtlamak, sesini duyurmaktı. Duyurmak için seslenmek, duyulmayınca bağırmaktı. Hâlâ duyan bir dost çıkmayınca; yaşamak, Suskun cümlelerle şiir yazmaktı. Bir kitaba imza atmak, umuda bir gün ulaşmanın adresiydi.
"Şiir; ben de bu dünyada yaşadım" demek içindi. Şiir yazmak, varlığımı haykırmaktı. Ben ölsem de bir gün birileri, "Suskun bu dünyadan geçmiş" bir iz kalacaktı, şiirlerim varlığımın ispatı olacaktı. Ben de vardım bu dünyada, kanıtı:*"Suskun Damlalar"*da yerini almıştır. 
Belki de başlangıcı yok sayılmaktan bir kurtuluştu, varlığımı ve değerimi görmeyenlere duyurmaktı.


Celalettin Tutkun: 6- Toplumumuz şiir ile ne kadar barışık, şiiri ne kadar yaşıyoruz, hissediyoruz? Yani şiir ne kadar hayatımızda?
Hatice DEMİRCİ (Suskun): Gençlerimiz, yoğun eğitim müfredatının ve hayatın peşinden koşuyorlar. Bu eğitim maratonu içinde şiir dünyasına yolu düşenleri ise maalesef veliler o dünyadan çekip çıkarıyor. Eğitim camiasında, anne babaların çocuklarını adeta bir yarış atı gibi görerek "Benim çocuğum birinci olsun" dedikleri amansız bir maraton var; haliyle duygular, eğitimden sonraya erteleniyor.
Kendi adıma konuşursam; şiir okumayı ve yazmayı çok sevmeme rağmen, bu duyguya tam anlamıyla erişmem beş yaşımdan kırk yaşıma kadar sürdü. Geçmişte kadın olmanın getirdiği bazı dezavantajlar ve "diploma yoksulluğu", hedefe giden yollarımı engelliyordu. Şiir dünyasına giden o engebeli yollarda önce kız çocuğu olmanın engeli çıktı karşıma; devamında kadın ve anne oldum, engeller her geçen gün artarak büyüyordu.


Çocuklarım büyüyüp okula başlayınca benim de okuma arzularımın önündeki engeller kalktı. Çocuklarımla birlikte hem onları okutuyor hem kendim okuyordum. Onların çocuk kitaplarından başladım, onlarla birlikte eğitim gördüm. Onlar büyüdü, diplomalarını aldı; öğretmen, hemşire oldu. Çünkü ben vardım onların arkasında; oysa benim arkamda kimse yoktu. 


Otuz yaşıma gelmiştim. Kendimce iyi bir Müslümandım, inancımı kalbimde taşıyordum ama Kur’an’ı kendi asıl dilinden, Arapçasından okumayı henüz öğrenememiştim. Bu eksiklik içimde hep bir mahkumiyet gibiydi; sanki kutsal kelam, o dönemin görünmez okuma yasaklarının sınırları içinde hapis kalmıştı.


Günün birinde mahallemizin kadın muhtarı, evinin kapılarını açarak bir Kur’an kursu başlattı. Tam da o günlerde kolumdaki bağ dokularından ciddi bir ameliyat geçirmiştim. Ağrılarım sızım sızım sızlıyordu ama içimdeki o hasret, fiziksel acımdan daha baskındı; o ağrılarla düştüm kursun yoluna. Zihnimde büyüttüğüm, öğrenilmesi imkansız sandığım o mukaddes elif-be harfleriyle tanıştım. Mucizevi bir gayretle, sadece beş gün içinde alfabeyi ve heceleri bitirip Kur’an’ı kerim okumaya geçtim. İlk kez gördüğüme, sıfırdan başladığıma kurstaki kimse inanmadı. İkna etmeye çalışmadım; sadece sustum, şükrettim.


Zaman su gibi aktı, içimdeki o cezbe beni daha öteye, hafız olmaya doğru çekti. Niyet ettim, ezberlere başladım ve yolun çeyreğini büyük bir aşkla tamamladım. Fakat hayatın imtihanı bitmiyordu; beşinci kez ameliyat masasına yatmak zorunda kaldım. Bu amansız sağlık sorunları yakamı bıraktığında, kendimi yeniden o eski, kadim dostumun kollarında buldum: Şiir.
Hafızlık yolculuğum yarım kaldı, ondan mecburiyetle vazgeçtim ama şiirden asla vazgeçemedim. Bu tercih, içimde hâlâ ince, sızılı bir üzüntü taşır. Belki hafızlık tacını başıma takamadım ama kelamın sarhoşluğu, ruhuma şiir olup akmaya devam etti.


Ben tanıdık bildik herkesin yardımına koşan, fedakar bir ev hanımıydım ama bir gün şair olacaktım; bunun için belge gerekmiyordu. Âşık Veysel hiç okumamıştı ve gözleri görmüyordu ama o, namı diğer Âşık Veysel’di. Ben de bir şair olabilirdim, neden olmasın?
Bitmeyen hayallerim umuduma yoldaştı. Huzur için, mutluluk için, gülmek için sabrımı eğitmiştim; güçlü karakterim kadim yoldaşım olmuştu. Kararlı duruşum beni nihayet hedefime ulaştırdı; bunun adı, vaktini bekleyen kaderdi.
Aslında yazacağım kitaplar zihnimde çoktan basılmıştı; kalemim sadece onları okurlarımla buluşturdu. Yaradan, yarattığı her kulu farklı bir ilim, bilim ve felsefe ile donatmıştır. Nitekim "Hayat paylaşınca güzeldir" sözü de şiirlerimin temel konusu oldu. Şiirlerimde hayatın içinden gelen, hayata yön veren, düşündürücü ve eğitici konulara yer vermek her zaman önceliğimdir.

Celalettin Tutkun: 7- Biz sizi Samsun Yazarlar Derneği çatısı altında tanıdık. Dernek hakkındaki düşünceleriniz ve katıldığınız kültürel etkinlikler hakkında bilgi verir misiniz?
Hatice DEMİRCİ (Suskun): Ahmet Seven; araştırmacı, yazar, şair ve gazeteci kimliğiyle Samsun’un adeta kültür öncüsüdür. Samsun'un şair, yazar ve sanatçılarına zamanını adamış bir kültür adamını tanımaktan onur duydum. Gönül dostlarını bir çatı altında toplamak, bir kültür meclisi kurmak; halka hizmet, Hakka hizmetti. Programlar düzenleyen Ahmet Seven’in insana yakışan ilim ve felsefe sohbetleri gerçekleştirmesi, Suskun umudumun diğer elinden tutmuş oldu.
Güvenilir gönül dostu Ahmet Seven yönetiminde, Samsun Kent Konseyi bünyesinde yapılan "Cumartesi Sohbetleri" kültür yolumuzu aydınlatıyor. İlkadım Belediyesi bünyesindeki Acem Tekkesi’nde düzenlenen şiir akşamları, sıcak ve samimi bir kültür meclisinde yer almanın, o özel insanları tanımanın tarifsiz mutluluğunu yaşatıyor. Kültür meclisi, Allah’ın her insana bahşettiği ilmini en seçkin cümlelerle paylaşmanın yeriydi. Şiir yazmak özel insanlara ikram edilmiş bir hazinedir; bu hazinede, bundan yoksun olanların da hakkı vardır. Şiir okumak, dinleyenin ruhuna bir ikramdır; nefes gibi huzur verir.


Beş yaşımdayken Suskun yüreğimin "Şiir başka bir dünya olmalı" dediği yerdeyim şimdi. Artık bana o dünyanın kapıları açıldı; altıncı hissime her zaman güveniyorum. 
Kitap fuarlarında okuyucularla buluşmak, kitaplarımı okurlarımın adının altına imza atarak sunmak, hayallerimin adresine ulaşması demekti. "İyi insan az kaldı" diyorlar ama o iyi insanların yolları, benim gibi yine iyi insanlarla kesişiyor.

Celalettin Tutkun: 8- Bundan sonrası için yaşamınızda hayalleriniz var mı? Yeni kitaplar okuyacak mıyız kaleminizden?
Hatice DEMİRCİ (Suskun): Beş kitabımın devamında, 2027 yılında okurlarımla buluşacak olan anı kitabımı yazıyorum. Yine bunun ardından, iki yüz şiirden oluşan ve iki ayrı kitap olarak hazırladığım şiir çalışmalarım sırasını bekliyor. 2028'de 7. kitabımı, 2029'da ise 8. kitabımı sırasıyla yayımlamak planlarım arasında yer alıyor.
Allah ömür verirse daha sözüm bitmedi. Dünya gözüm gördükçe, elim kalem tuttukça bu sevda bitmez; yazmazsam yüzüm gülmez, yazmazsam uyuyamam, yazmazsam içten içten çürürüm, yazmazsam hayatımın anlamı olmaz. "Suskun" böyle düşünüyor. Fiziğim aklıma emanettir; aklım kul hakkıdır, paylaşmazsam vebaldir.


Yazmak, okuma zamanımı biraz azaltsa da yine de Kur'an-ı Kerim’i yılda bir kere hatmediyorum. Dört defa Türkçe mealini baştan sona kadar okuyup yüreğime işledim. Anlamadığım ayetlerin altını çizdim, cevabını bulana kadar araştırdım. İnsani kurallarda Yaradan’ın neleri emredip neleri yasak ettiği, insan kalmanın yegane kuralları olarak Allah’ın kitabında insanlık alemine sunulmuştur. "Ben bilmiyordum" demek insanı kurtarmaz, "okusaydın" derler; "Ben zamana uydum" gafleti kurtarmaz, "uymasaydın, örnek olsaydın" derler. Çağımız insanlık şerefimizi kirletmesin, inşallah duamız bu olsun. Amin.
Hatice Demirci Suskun’un iç dünyası, tertemiz bir yüreği vardır; asla bir insanı veya bir canlıyı incitmek istemez. Bir canı üzerse, kendisi onun beş katı üzülür. Kırmamak ve kırılmamak adına, haddini bilmeyenlerden uzak durmayı rehber edinmiştir; adına tecrübe diyelim. Suskun bacının yanlış işi olmaz; o namusunu, güzel ahlakını edeple ve sınırlarını koruyarak yaşar.
Yücelerden gelen bir ses,
"Yaz" dedi de yazıyorum...

Celalettin Tutkun: 9- Şiir yazmayı isteyen, şiiri seven genç kardeşlerimize neler tavsiye edersiniz? Nasıl yazsınlar, kimleri okusunlar?
Hatice DEMİRCİ (Suskun): Türk edebiyatında geçmişten bugüne kadar on binden fazla şair olduğu bilinmektedir. Burada sadece birkaç şairin ismini verirsem diğer şairlerimize karşı mahcup olurum; şairlerimiz bizim asil değerlerimizdir, hepsini saygıyla selamlıyorum.
"Suskun Damlalar" serisi hece ölçüsüyle yazılmıştır. Hatice Demirci, anlamlı kısa metinlerle şiirlerini taçlandırmış; hayatın içinden en derin konuları okurlarına nezaket kurallarıyla ulaştırmıştır. Şiir yazmaya yeni başlayan bir gönül insanı, önce bir ustasından şiir yazma kurallarının dersini almalı. Tıpkı benim gibi... Ben, Mustafa Bilir’in (Âşık Obalı) çırağıyım. İki temiz yürek birbirini daha iyi tanıyınca, o benim iki cihan kardeşim oldu; ben de onun anası oldum. Aramızda güvenilir, böyle güzel bir dostluk bağı kuruldu.


Dünya gözümüz maddeyi görür, gönül gözümüz ise manayı... Maddenin içinde manayı görenler şair olur ve gördüklerini dünya alemiyle paylaşmak ister. Aklı paylaşmak armağandır; bilgiyi paylaşmak erdemliliktir, mutluluktur, özgürlüktür, adalettir, vefadır, dostluk bağıdır ve insan kalmanın yegâne adresidir.
Şiirlerimde siyaset yoktur; dostlar meclisinde siyaset muhabbetini doğru bulmuyorum ve şahsım adına siyaset konuşmayı hiç sevmem. Düşünürsek oyumuzu gizli kullanıyoruz; siyaset için dostlarımızın gönlünü kırmaya değmez. Üstelik en cahilini bile ikna edemezsiniz; en çok da söyleyecek sözü olmayanlar siyaset konuşuyor ve bu ruhumu rahatsız ediyor. İnsan görmek istediğini görür; siyaset sevdiğini yüceltir, sevmediğini küçültür. Siyaset insani değerlerin ayarını bozar. Oy kullanmak vatandaşlık görevimdir; kullanma vakti geldiğinde Türkiye Cumhuriyeti devletine kim daha güzel hizmet ederse bunu düşünür, değerli oyumu güvendiğim yönde kullanırım.

Celalettin Tutkun: 10- Son söz olarak ne söylersiniz dostlara, şiir sevenlere, edebiyat aşıklarına?
Hatice DEMİRCİ (Suskun):

Şiir kalpten gelen bir sestir,
Şiir, dilde renkli süstür.
Şiir bir anının özetidir,
Şiir aklın rozetidir.
Şiir gönle yoldaştır,
Şiir dosttur, arkadaştır.
Şiir sevgidir, şiir aşktır,
Şiir kalbe yar, zihne yarendir.
Şiir canandır, cana candır,
Şiir zararsız intikamdır,
Şiir huzurdur, şiir makamdır.
Şiir ruha giden hattır,
Şiir Suskun muhabbettir.

Benim için şiir; hiç kirlenmeyen, içinde huzur bulduğum vazgeçilmez bir hazinedir. Yaradan’ın kalbime bıraktığı bu sevgi hazinesini, onu en çok hak eden çocuklara iki çocuk şiir kitabımla sundum. Saf sevginin hiç ziyan olmadığı o masum gönüllerde buluşmak için çocuk şiirleri yazdım. Şiirlerimi kâğıda dökerken hayalimde milyonlarca çocuğun gözlerinin içine baktım; neler hissettiklerini, dünyaya ne kadar güzel baktıklarını gördüm.
2025 yılının Nisan ayında "Minik Heceler" isimli kitabımı yazarken ben de 10–14 yaşlarında bir çocuk oldum! Kitabım bitene kadar o masumiyet duygusu beni on yaş gençleştirdi, şiirlerle birlikte büyüdüm. 2026 yılında ise en masum duygularımla hazırladığım "Renkli Düşler" adlı yeni çocuk şiiri kitabımla 8–12 yaşındaki çocukların tekrar aralarına katıldım.
Çocuklara küçücük bir tavsiyem var: Büyümek için hiç acele etmeyin. Elbet bir gün büyük olacaksınız ama bir daha asla çocuk olamayacaksınız. Sevilmeyi beklemeden önce sevmeyi öğrenin; çünkü sevmek, mutluluğun en gizli anahtarıdır.
Hayallerinin peşinden koştukları kadar umutları da olsun; "Minik Heceler ve Renkli Düşler" kütüphanelerinde yerini alsın. Sevgi ile kuşatılmış hayaller hayatın yoldaşı olsun. En değerli varlığımız olan çocuklarımızı sevgilerimle kucaklıyorum.
Dünyayı gönül gözüyle görenlere selam olsun.
Kalpten kalbe köprü kuranlara saygılarımı sunuyorum.
Sevgilerimle...

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.
  • Eren Demir19 Haziran 2026 16:36

    Gerçekten kaliteli ve hayata dair çok güzel şiirleri var.