Haftanın Röportajı: Şair Gülüzar Saygılı

Eğitimci Yazar Celalettin Tutkun'un hazırladığı haftanın röportajı konuğu Şair Gülüzar Saygılı oldu.

'Bu hafta Edebiyat dünyasının güçlü kadın şairlerinden Gülizar Saygılı ile, şiir serüvenini, ilham kaynaklarını, Samsun'un kültürel zenginliklerini ve gelecek planlarını konuştuk. Keyifli okumalar dilerim' Celalettin Tutkun.

1-Gülüzar hanım öncelikle röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim, sizi daha yakından tanımak isteriz, bize kendinizden bahseder misiniz?

1968 Nevşehir doğumluyum. İlk, orta ve liseyi Nevşehir’de okudum. Daha sonra Selçuk Üni. Eğitim Fakültesi Almanca Bölümü’ne başladım,ve ikinci sınıfta tesettür yasağı sebebiyle yarım bıraktım.Üniversite aşkım bitmediğinden yıllar sonra AÖF Kamu Yönetimi ve İktisat Bölümü’nü bitirdim. İki çocuk annesiyim ve memurum.

2-Şiirle ilk buluşma anınızı hatırlıyor musunuz; sizi "kelimelerin derinliğine" çeken ilk kıvılcım neydi?

Lisedeyken milli bayramlar için kompozisyon ve şiir yazmamız istenirdi. Benim yazdıklarım edebiyat öğretmenimce beğenilirdi ve il çapında derece alırdı. Kendimi  böyle keşfettim. Evimizde mevcut   Mehmet Akif Ersoy’un Safahat ve Necip Fazıl’ın Çile kitaplarıyla da şiirin anlamlı dünyasına ve kelimelerin derinliğine adımımı attım.

3- Bu soruyu tüm şair ve şaire arkadaşlara soruyorum, sizce şiir nedir şair kimdir?

İnsan beyninin dört çıktısı vardır: Bilim, din, felsefe ve sanat. Şiir; toplumun ve bireyin   ihtiyacından neşet eden  edebi ve estetik bir türdür. Şair de derdi olandır. Özel olarak ben kendi şiirimi “yüreğimin doğurduğu” olarak tanımlıyorum.

4- İlham kaynaklarınız nelerdir, ilhamı bir bekleyiş olarak mı görüyorsunuz, yoksa şiir sizin için disiplinli bir dil işçiliği mi?

İnsanlık tarihi bir arayış  tarihidir. Bu arayışların hakikate çıktığı da olmuştur çıkmadığı da.

Ders kitapları beni  ikna etmemişti. 14-15 yaşlarımda arayışa  girmiştim. Bu arayışın adı “Hakikat nedir ?" imiş… Ortaokul yıllarımda Sefiller’i, Kelile ve Dimne’yi, Sinekli Bakkal’ı vb. okumuştum. İlham kaynağım önce kendi adıma hakikatin peşine düşmüşlüğümdür. Malumunuz Anadolu coğrafyası geçiş coğrafyasıdır. Kadim kültürlere beşiklik yapmış. Böyle bir coğrafyada doğup büyümenin etkilerini farkına vararak veya varmayarak hepimiz yaşıyoruz. Bize benzer bir de Mısır coğrafyası vardır. Arap baharı orda pik yaptı. Siyonizme kök söktüren Hamas orda kuruldu.El Ezher ordadır. Coğrafya hakikaten kaderdir. İradeni başkalarının eline vermezsen o kaderden doya doya beslenirsin.  Bu yaşıma kadar arayışım ve merakım hiç bitmedi.Yoruldum ama usanmadım.

Böyle bir coğrafyanın çocuğu olarak şiirlerimi şöyle yazıyorum: Suda boğulurken suyun yüzeyine anlık çıkıp aldığım oksijenle hayata dönmek gibi... Bu sebeple de dil işçiliğinden çok anlamı önemsiyorum. Bundan olsa gerek hece derdim olmadı. Derinlerdeki derdimi  anlatmak istiyorum. Şiirimi beni hayata döndüren oksijene benzetirim. Yazmasaydım ölmezsem de çıldırırdım.

5- Yazarken duygular mı toplum ve yaşam mi sizi etkiliyor?

Üçü de etkiliyor. Şiirlerimi yazarken, kırk yıldır, bir başıma düşe kalka  emek verdiğim fikir yolculuğuma duygularım da eşlik etti. Hayatım boyunca insanlığın  problemlerine hem kafa hem de yürek yordum. Hayat beni kendisini sorgulamaya itti. "O mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler"  olmadıysak Kur’an’ın elimizden tutmuşluğundandır. Anlam dünyamı Kur'an ile inşaa ettim. Bundan sonrasını söylemek cesaret istemezdi, belki hamiyyet isterdi. Kur'an beni yalnız koymadı, yanıltmadı. Yalnızdım. Derdimi  şiirle beyan ederken de Kur'an’dan beslendim…

6-Edebiyat tarihinde eserleriyle size en çok ilham veren, yolunuzu aydınlatan kadın şairler hangileridir?

Edebiyat tarihinde sesi yüksek kadın olmaması lise çağlarında dikkatimi çekmişti. Yalnız Halide Edip Adıvar’ın Sultanahmet Meydanı’nda  konuşma yaptığını tarih kitaplarından okuyunca çok şaşırmıştım. Geleneksel bir ailede büyüyen ve horlanan bir kız çocuğu olarak, kadınların  görevinin sadece ev işlerinden ibaret olmadığını fark etmek ve topluma yön verecek güçte olduğumuzu görebilmek beni heyecanlandırmıştı.

7- Biz sizi samsun yazarlar derneği çatısı altında tanıdık, dernek hakkında düşünceleriniz, katıldığınız kültürel etkinlikler hakkında bilgi verir misiniz?

Dernek son derece samimi, düzeyli, güzide insanlardan müteşekkil. Bilhassa Ahmet Hoca ve Bekir Hoca’yı  tanımaktan çok mutlu oldum. Kendilerinin  öteden beri derneğe emek verdikleri  Onlardan ve sizlerden  öğrenecek çok şey var.Dernek şahsıma  güven ve keyif veriyor. Edebiyat tadı alıyorum. Buraya emek veren herkese müteşekkirim.

8- Bundan sonrası için yaşamınızda hayalleriniz var mı, bir hayal kuruyor musunuz, yeni kitaplar okuyacak mıyız kaleminizden?

Hayalsiz olmaz… Hayal bitmişse hayat bitmiştir. Değil mi ki hepimiz Cenneti hayal ederiz… Özel olarak “Yüreğimi Bıraktım” adlı ilk şiir kitabımın ardından öyküler yazmaya başladım. Bir sonraki kitabım, bu aforizma tarzı küçürek öykülerden oluşacak diye ümit ediyorum.

9- Yaşadığımiz şehir olan Samsunun kültürel zenginlikleri için neler söylersiniz?

Her şehir gibi Samsun’un da sporda, edebiyatta, tiyatroda, müzikte, siyasette marka isimleri var. Cemal Safi, Yıldıray Çınar, Orhan Gencebay, Ferhan Şensoy gibi isimler Samsun'un kültürel zenginliğidir. Fakat ben acizane bozkırın çocuğu olarak Neşet Baba’nın türkülerini dimağımda ve damağımda anne sütü gibi taşıyorum. Biz bozkırın bozlak havasıyla büyüdük. 19 yıldır Samsun’da yaşayan birisi olarak kemençeyle bağlamanın avazını mukayese edebilmeyi kendime kültürel bir zenginlik addediyorum.

10-Şu sıralar sizi en çok heyecanlandıran, üzerinde çalıştığınız yeni bir dosya veya şiir teması var mı? Ayrıca edebiyat dünyasına ilk adımı atan genç kadın şair adaylarına vereceğiniz en büyük tavsiye ne olurdu?

Gerçekleştirebilirsem mutlu olacağım bir hayalim var : Yukarıda dediğim gibi şiirler yüreğimin çocuklarıdır. Şiirlerimin öyküsünü yazmak istiyorum. Çünkü beni düşündükçe okumaya okudukça düşünmeye iten aileden, toplumdan, dinden ve tarihten gelen sebepler/etkiler vardı. Bunları biraz açmak istiyorum:

Aileden gelen etkiler: “Neden kız çocuğu olarak doğmuştum, ben neden gereksiz ve değersizdim? Toplumdaki ve ailedeki yerim/görevim ne olmalıydı?”

Tarihten gelen etkiler: “Büyük medeniyetler kurmuş bir milletin çocukları iken babam Almanya’da niçin işçi olarak çalışıyordu?” Bu kanıma dokunurdu ve sorgulardım. (Babamın  anlattıklarını ve yaşadıklarını da Alamancı hikâyeleri olarak ayrıca yazmak isterim.)

Sosyolojik etkiler: Ülkedeki 80 darbesine , sağ-sol çatışmasına, yoksulluğa, din karşıtlığına, köylü/şehirli ayrımına 12 yaşlarında tanık olmuş biri olarak “Ülkem neden bu durumdaydı?” Oysaki biz büyük medeniyetler kurmuş Müslüman Türklerdik.Yeraltı ve yer üstü kaynaklarımız Avrupa’dan fazlaydı. “Neden Fransız İhtilali’nin etkisinde kalmıştık? Cihan savaşları ne idi? Biz neden edilgendik de onlar etkendi?”

Dini etkiler: O yıllardaki din karşıtlığı beni dini araştırmaya itmişti. Birilerinin dinle sıkıntısı vardı. Bu basit bir köylü-şehirli çatışmasına benzemiyordu. Derinliğinde ne olduğunu merak ettim. Hurafeden, gelenekten, kültürel etkilerden uzak bir din arayışı içine girdim, kendimi tefsirin kucağında buldum. Aynı zamanda Kur’an beni edebi üslubu ve güçlü kavramlarıyla  kavramlar dünyasının içine çekti. Daha 18’li  yaşlarımda iyi bir  arkadaş grubuyla tefsir çalışmalarıyla birlikte kavram çalışması da yapmıştık. Fikrimi de şiirimi de dizayn eden o kavram çalışması oldu. Berrak  bir pınar gibi yıllarca o birikimden beslendim. Bunaldığım dönemlerde o kavramlara tutundum. Tam da bu sebeple kitabımın ilk sayfasına 8 senede revize ettiğim “Kelimeler” şiirimi koydum. Çünkü kelimelerle hem kavgalıydım hem de onlar benim yoldaşlarımdı.

Yukarıda saydığım tüm sebep-sonuçlarla “Öyküm sebeptir, şiirim sonuçtur.” şeklinde şiirlerimin öyküsünü anlatan ; şiirle öyküyü sentezleyen bir kitap çıkarmak istiyorum.

Genç kadın şairlere tavsiyem de bu sebep/ sonuçlardan hareketle hissedilmeden yazılmaz, yazılmak için yazılmaz… Derdiniz olmalı...

11- Şiirin gücüyle ilgili söyleyecekleriniz nelerdir?

Tefsir okumalarımda şiirle ilgili çok şaşırdığım bir realiteyi paylaşmak istiyorum: Kız çocuklarını öldüren, çöl yasasıyla yaşayan bedevi Arap toplumunun, yıllık panayırlarında şiir yarışmaları yapıp Kabe’nin örtüsüne şiir asması beni çok şaşırtmıştı. Çünkü kız çocuklarını öldüren vahşi bir toplumdan duygu beklemiyordum. Bunu şöyle yorumladım: İnsan  vahşileştikçe duyguya ihtiyacı artar. Malumunuz haddini aşan zıddına rücu eder. Biliyor musunuz; Hitler kedisi ölünce ağlamış…

   Hepimizi bekleyen robotik çağa karşı, şiirin ve sanatın bir numaralı kurtarıcı olacağını düşünüyorum. Aklın miadı dolmamıştır, zaferi  bitmiştir. Salt akılla olmaz. Tam da burada Kur’an  "akleden kalpten"  bahseder.  Yaşadığımız küresel kaosun sebebi, duygusuz ve ahlaksız bir aklın hakim edilmesidir. Şiirin koruyucu gücüne inanıyorum. Çanakkale Harbini hangi tarihçi Akif’ten daha iyi anlatabildi?

Amatör ve naçiz şahsıma,  kıymetli vaktinizi ayırıp röportaj yapmaya layık gördüğünüz için müteşekkirim. Güzide şahsınızı dernek çatısında tanıdım. İyi ki böyle bir dernek var. Nefes alıyoruz. "İnsan olmaya geldim, insan tanımaya geldim.” Sizi ve diğer arkadaşları tanıdım. Kardeşliğimiz baki olsun.