HAFTANIN RÖPORTAJI MEVLÜT EŞGÜNOĞLU

  • Samsun Taş Dünyası

MEVLÜT EŞGÜNOĞLU: “ŞİİR, DİLİN ÇİÇEĞİDİR”

EĞİTİMCİ YAZAR CELALETTİN TUTKUN HAFTANIN RÖPORTAJI MEVLÜT EŞGÜNOĞLU 

Mevlüt Bey, öncelikle sohbet teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ediyorum. Sizi daha yakından tanımak isteriz. Bize yaşam öykünüzden ve edebiyat yolculuğunuzdan söz eder misiniz?

1958 yılında Giresun'un Alucra ilçesine bağlı Demirözü (Eşgüne) köyünde doğdum. İlkokulu Tirebolu'da, ortaokul ve lise öğrenimimi ise Şebinkarahisar'da tamamladım. 1983 yılında Erzurum Atatürk Üniversitesi Kâzım Karabekir Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Anabilim Dalından mezun oldum. Aynı yıl Bayburt İmam Lisesinde öğretmen olarak göreve başladım. Bu okulda 12 yıl öğretmenlik ve idarecilik yaptım.

1995 yılında Samsun'un Çarşamba ilçesindeki İmam-Hatip Lisesine atandım. Altı yıl burada görev yaptıktan sonra 2001 yılında Çarşamba Anadolu Lisesine tayin oldum. Bu okulda da 14 yıl öğretmen ve idareci olarak çalıştım. 2015 yılında Atakum Onur Ateş Anadolu Lisesine tayin edildim. Beş yıl da burada görev yaptıktan sonra 2020 yılında öğretmenlik mesleğinden emekliye ayrıldım.

36 yıllık meslek hayatım boyunca Millî Eğitim Bakanlığından, Samsun ve Bayburt valiliklerinden takdir, teşekkür ve aylıkla ödüllendirme belgeleri aldım. Samsunlu Sanatçılar Derneği (SASAD), Samsunlu Yazarlar Derneği ve Türkiye Dil ve Edebiyatı Derneği üyesiyim. 2021 yılında Ankara'da katıldığım mülakat sonucunda Kültür ve Turizm Bakanlığından Halk Şairi unvanı aldım. Hâlen Samsun'un Atakum ilçesinde ikamet ediyorum. Evli ve üç çocuk babasıyım.

Ömür Sandığı, Ateşler Güle Döndü, Yüreğime Yağmur Yağdı ve Sürgünler Ülkesinde adlarını taşıyan dört manzum kitabım yayımlandı. Bugüne kadar yaklaşık üç bin manzume kaleme aldım. Bunların ancak 320'sini kitaplarımda yayımlayabildim.

Manzumelerimin çoğu, teknik bakımdan âşık tarzı halk şiiri geleneğine uygundur. Bunun yanında aruz ölçüsüyle, divan edebiyatının nazım biçimlerinden yararlanarak da eserler yazdım. Yüz civarında gazel denemem var. Şiirlerimde dinî, sosyal, sevgi ve kahramanlık temalarının yanı sıra millî, manevi ve evrensel değerlere de yer verdim.

Samsunlu Sanatçılar Derneği tarafından yayımlanan Şiir Seçkisi adlı kitapta biyografim ve bazı manzumelerim yer aldı. Ayrıca Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretim üyelerinden Dr. Sait İlter'in yazdığı Koronavirüs Edebiyatı adlı eserde, dördü aruz, on üçü hece ölçüsüyle yazılmış toplam 17 eserim yayımlandı.

Şiire yönelmenizde sizi etkileyen özel bir kişi, olay veya duygu var mıydı?

Hayata, halk şiiri kültürünün hâkim olduğu bir ailede gözlerimi açtım. Osmanlı'nın son nesillerinden olan rahmetli dedem, bize Karacaoğlan'dan, Âşık Yunus'tan ve Âşık Ömer'den şiirler okurdu. Latin alfabesini kendi çabasıyla öğrenen merhum babamın da şiire özel bir ilgisi vardı. Vefatından sonra annemin çeyiz sandığında, askerlik döneminde yazdığı şiirlerin bulunduğu bir defter bulduk.

Daha ilkokul yıllarında şiir okumayı çok severdim. İlkokulun son sınıfındayken Cumhuriyet Bayramı töreninde okulum adına şiiri ben okumuştum. Ergenlik çağımda, her genç gibi ben de bir şeyler karalıyordum; ancak yazdıklarım oldukça amatördü.

Şiire benzeyen ilk manzumemi fakülte yıllarında yazdım. Faruk Nafiz Çamlıbel'in Çoban Çeşmesi şiirine, Göz Pınarları adıyla bir nazire yazmıştım. Bu manzumeyi Yeni Türk Edebiyatı dersimize giren hocamız Banı Çiçek Kırzıoğlu'na takdim ettim. Mezun olup öğretmenliğe başladıktan birkaç yıl sonra kendisini ziyarete gittiğimde, her yıl sınıfında Çoban Çeşmesi ile birlikte benim manzumemi de okuduğunu söyledi. Bu, benim için unutulmaz bir hatıradır.

Öğretmenlik yıllarımda öğretmen konulu şiir yarışmalarına katıldım ve katıldığım yarışmaların hemen hepsinde ödül aldım. Ancak bir şiir grubu çevresiyle iletişim kuramadığım için Bayburt'ta ve Çarşamba'da görev yaptığım yıllarda fazla şiir yazmadım.

Samsun'da şair arkadaşlarla tanışıp onların şiirlerini dinlemeye başlayınca benim de onlar gibi manzumeler yazabileceğimi gördüm. Bu durum bana özgüven kazandırdı. Manzumeler yazmaya ve şiir etkinliklerinde eserlerimi okumaya başladım. “Marifet iltifata tabidir.” anlayışıyla, yazdıklarım beğenilince gönlümden kopan duyguları mısralara dökmeye daha çok yöneldim.

Size göre şiir nedir, şair kimdir?

Şiir; bireyin ya da toplumun duygularının bir tema etrafında, ahenkli ve seçkin kelimelerle dile getirildiği, ritmi ve musikisi olan bir anlatım biçimidir. Fakültede bir hocamız şiiri, “Dilin çiçeğidir.” diye tarif ederdi. Bence de şiirde duygular ve imgeler ön plandadır.

Her şiir bir manzumedir; fakat her manzume şiir değildir. Aklın, bilginin ve düşüncenin ön planda olduğu, daha çok bir düşünceyi veya olayı anlatan eserler manzume niteliği taşıyabilir. Bununla birlikte, manzum eserlerde de şiirsel değer bulunabilir.

Düzyazı biçiminde kaleme alınan, şiirsel özellikler taşıyan eserlere mensur şiir denir. Dizeler hâlinde yazılan eserler ise manzumdur; bunlar ölçülü olabileceği gibi serbest nazımla da yazılabilir.

Bence şair, eserleri gerçek anlamda şiir niteliği taşıyan kişidir. Şiir yazmak özel bir yetenek ve ciddi bir emek ister. Bu nedenle şiir, güzel sanatların bir dalıdır. İsteyen herkes biraz çalışarak manzumeler yazabilir; ancak şiir yazmak bundan daha fazlasını gerektirir. Bu yüzden kendi eserlerime edebî anlamda şiir demekte zaman zaman tereddüt ediyor, kararı okurlara bırakıyorum.

Öte yandan, küfür, sövgü, müstehcenlik ve kaba ifadeler üzerine kurulu metinlere şiir denmesini doğru bulmuyorum. Şiirin ahenkli, zarif ve edepli bir anlatıma sahip olması gerektiğine inanıyorum. Hangi sanat dalı olursa olsun, güzellik ve estetik önemlidir.

Ayrıca Necip Fazıl, Yahya Kemal, Nâzım Hikmet, Sabahattin Ali, Namık Kemal veya Nedim gibi toplumca kabul görmüş şairlerin bile her yazdığı eser, sırf onların kaleminden çıktığı için şiir sayılmaz. Bir metin, biçim bakımından şiire benzese de edebî ve estetik niteliklerden yoksunsa şiir değerine ulaşamayabilir. Ne yazık ki bazen ideolojik kaygılarla veya yeterli edebî değerlendirme yapılmadan, beğenilen şairlerin her sözüne şiir gözüyle bakılabiliyor.

Şiirlerinizde hangi temalar ön plana çıkıyor?

Şiirlerimde daha çok din, vatan, millet, bayrak, hakiki ve mecazi aşk, gurbet, hasret, şehitlik ve gazilik temalarını işliyorum.

Sizin kaleminizden bir şiir nasıl doğar?

Tabiattaki her varlık, duygulu anlarımda sanki bana “Beni de yaz.” diye seslenir. Beni sevindiren veya üzen her olay karşısında içimden bir ses, buna kayıtsız kalmamam gerektiğini söyler. Bir süre sonra bu duygular mısralar hâlinde dilime dökülür. O anda mısraları yazmam gerekir; yoksa çekip giderler.

Şair, hamile bir kadın gibidir. Duygulanınca hamile kalır; zamanla duygular mısralara dönüşür. Bu süreç bazen bir anda, bazen de birkaç gün içinde tamamlanır.

Gündüz yollarda, geceleri elektrik direklerinin altında çok mısra karalamışımdır. Bazen gece yataktan kalkıp sabaha kadar mısralarla boğuştuğum olmuştur. Şiir, benim için çoğu zaman ertelenemeyen bir duygunun dile gelmesidir.

Türk şiirinde sizi etkileyen şairler kimlerdir?

20. yüzyıl şairlerinden Mehmet Âkif Ersoy, Yahya Kemal Beyatlı, Sezai Karakoç, Arif Nihat Asya, Abdurrahim Karakoç ve Ozan Arif (Arif Şirin), beni etkileyen başlıca şairlerdir.

Daha eski dönemlerden Yunus Emre, Fuzûlî ve Şeyh Galip'in şiirlerini severek okudum. Namık Kemal'in şiirleri de zevkle okuduğum eserler arasındadır.

Günümüz şiirini ve genç şairleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Doğrusunu isterseniz, kalemlerini yabancı ideolojilerin hizmetine sunanlarla pek işim yoktur. Gençlerin önemli bir bölümü ölçüsüz şiire meraklı; ancak bu türde başarılı eserler ortaya koymak sanıldığı kadar kolay değil. Ölçülü manzumeler, en azından teknik bakımdan belirli bir yapı ve ahenk sunar. Serbest şiirde ise bu yapıyı başka yollarla kurmak gerektiğinden yazmak daha da zor olabilir.

Bazı gençler, düzyazıdaki devrik cümleleri bölerek alt alta dizeler hâline getirmekle şiir yazdıklarını zannediyorlar. Oysa serbest şiir de dil işçiliği, imge, ritim ve anlatım bütünlüğü gerektirir. Şiirin biçimi ne olursa olsun, başarılı bir eser ortaya koymak için emek vermek ve edebî birikim kazanmak şarttır.

Samsun'un şiir ve edebiyat hayatını, Samsun Yazarlar Derneğinin çalışmalarını ve üç yıldan bu yana devam eden Cumartesi Edebiyat Sohbetlerimizi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Samsun bir kültür şehri olmasına rağmen maalesef şairlerinin sesini yalnızca Türkiye'ye değil, kendi halkına bile yeterince duyuramıyor. Şair adayları, Acem Tekkesi gibi mekânlar olmasa dernek adı altındaki oyun salonlarına muhtaç hâle geliyor. Daha ne diyeyim!

Son zamanlarda Samsun Yazarlar Derneğinin her cumartesi İlkadım Kent Konseyinde düzenlediği sohbetler takdire şayandır. Bu buluşmaların edebiyatımızın gelişmesine ve şairlerin bir araya gelmesine katkı sağladığına inanıyorum.

Türkiye Dil ve Edebiyatı Derneğinin Atakum Gençlik Merkezinde, eğitim düzeyi yüksek akademisyenlerin katılımıyla düzenlediği haftalık sohbetler de sanatseverlere nezih bir ortamda buluşma imkânı sunuyor. Samsunlu Sanatçılar Derneği ise şiirin yanı sıra sanatın diğer dallarıyla da ilgileniyor.

Bu tür etkinliklerin süreklilik kazanması, şair ve yazarlarımızın birbirlerini tanımaları ve eserlerini paylaşmaları bakımından son derece önemlidir.

Şairin toplum karşısında bir sorumluluğu var mıdır?

Aklıma Namık Kemal, Mehmet Emin Yurdakul ve Mehmet Âkif gibi toplumu etkileyen, yönlendiren güçlü kalemler geliyor. Toplumun dertlerini ve isteklerini dile getirmek, bunları şiir düzeyine ulaştırmak ince bir işçilik gerektirir.

Mehmet Emin Yurdakul'un şu dizeleri, şairin toplum karşısındaki sorumluluğunu çok güzel anlatır:

Bırak beni haykırayım, susarsam sen mâtem et;

Unutma ki şâirleri haykırmayan bir millet,

Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir;

Bununla birlikte, şiirin toplumculuk adına milleti kargaşaya sürükleyen bir araca dönüştürülmesini doğru bulmuyorum. Edebiyat tarihimizde bu anlayışla eser veren pek çok isim görüyoruz. Unutmayalım ki sanat, güzeli ve güzelliği güzel bir üslupla ortaya koymalıdır.

Dostlarınıza ve okurlarınıza son olarak neler söylemek istersiniz? Bundan sonraki edebiyat yolculuğunuzda neler var?

Hayatın son demine yaklaştığım bu yaşlarda uzun vadeli planlar yapmak kolay değil. Rahmetli babamın bir sözü vardır: “Oğlum, Allah izin verirse sen de bir gün bizim köye gelirsin.” Bu sözün ne anlama geldiğini zamanla daha iyi anladım.

Gücüm yettikçe, elim kalem tuttukça duygularımı yazmaya ve hak bildiğim doğruları uygun bir üslupla dile getirmeye devam edeceğim.

Bana bu sohbeti gerçekleştirme imkânı verdiğiniz için size ve Samsun Yazarlar Derneğine çok teşekkür ederim.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.