HAFTANIN RÖPORTAJI: CELAL DEMİR

Kalemiyle gönüllere dokunan  şair ve yazar Celal Demir'in edebiyata bakışını, ilham kaynaklarını ve hayat tecrübelerini anlattığı röportajımızı ilgiyle okuyacağınıza inanıyoruz."

HAFTANIN RÖPORTAJI: CELAL DEMİR

1-Celal Bey öncelikle röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim, sizi daha yakından tanımak isteriz, bize kendinizden bahseder misiniz?

  1. Bende size teşekkür ediyorum Hocam. Kültür hizmetinin bir parçası olmak adına güzel bir gayret yürütüyorsunuz. Öncelikle emeğinize sağlık diliyorum.   

Ben Ünye ile Terme’nin sınır olduğu köyde doğdum. Öyle ki fındık bahçemizin kuzeye bakan kısmı Ünye tapusuna, güneye bakan kısmı Terme tapusuna kayıtlıydı. 1960 yılının ikinci yarısına denk düşen ilkokul başlangıcım zorluklar içerisinde geçti. İlkokul evimizden yaklaşık bir saatlik mesafede bulunuyordu.        

Ortaokulu ve liseyi o zamanki adıyla Terme Lisesinde okuduktan sonra Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesinden mezun oldum. 1979 yılında Terme’nin Bulgurlu köyünde bir dönem vekil öğretmenlik yaptım. Elektriğin, iletişim araçlarının, telefon, bilgisayar ve televizyonun henüz bulunmadığı zamanlardı. Köyün okul yazar seviyesi oldukça az, okul-yazar oranı çok düşüktü.

“Düşler Gibisin” romanımı o köyde gördüğüm, duyduğum ve yaşadığım olaylardan esinlenerek yazdım. Daha sonra 39 yıl memur, şef, müdür yardımcısı ve Vergi Dairesi Müdürü olarak görev yaptığım Maliye Bakanlığı kadrosuna katıldım. Ordu, Tunceli, Sinop, Kastamonu, Giresun, Zonguldak ve Samsun olmak üzere yedi ilde görev yaptım. Her görev yaptığım yerde mutlaka bir edebi eser bırakmaya çalıştım. 2022 yılında tayin olarak atandığım Samsun Vergi Dairesi Başkanlığından (Şimdi Defterdarlık oldu) 2025 yılında emekli oldum. Emekli hayatımda da edebi alandaki çalışmalarım devam ediyor.  

Evli ve üç erkek çocuk babasıyım.

2-Biz sizi hem şair yönünüzle hem de romanlarınızla tanıyoruz. İsterseniz şiirle başlayalım. Şiirle ilk buluşma anınızı hatırlıyor musunuz; sizi şiire çeken ilk kıvılcım neydi?

  1. Şiirle ilk tanışmam Terme Lisesinde edebiyat öğretmenimiz Hüseyin Özbay’ın vermiş olduğu şiir ödevi ile olmuştu. İlk şiiri o zaman yazmıştım. Edebiyat dersinde şiir konusunu işlemiştik. Şiir Ahmet Muhip Dıranas’ın “Fahriye Abla” şiiriydi. Hepimiz o şiirden etkilenmiştik. Hatta hoşumuza gitmişti. Belki de kendimizi bulmuştuk o şiirde.

İşte o zaman kendi köyümün de yaşam şartlarını göz önüne alarak köylerin zorlu hayat şartlarını dile getirmeye çalışmıştım. Sonrasında bu tutku devam etti. Askerde her mektubun altına mutlaka bir şiir eklemesi yapardım. Tabii, o zamana kadar şiir dalında herhangi bir edebi çalışmamız yoktu. Mısraları kafiyeli bir şekilde uyarladığımız zaman şiir yazdığımızı zannediyorduk. Evet, bakıldığında ya da bize göre şiir sayılırdı fakat çok eksiğimiz olduğu fark ediliyordu. Her dörtlüğün edebi anlamda şiir olmadığını ve her şiir yazanın da şair olmadığını zamanla öğrenmiş olduk.

Daha sonrasında değişik şair ve yazarların eserlerini edinerek edebi anlamda da şiir ve romanla yakınlaşmaya başlamış olduk. O gün bugündür hasbelkader bir şeyler ifade etmeye çalışıyorum. Yayınlanmış üç şiir kitabım, üç romanımın yanında akademik ve kişisel gelişim kitabım bulunmaktadır.

3- Bu soruyu tüm şairlere soruyorum, sizce şiir nedir şair kimdir?

  1. Şiir; insan ruhuna hitap eden, yürekleri konuşturan, gönülleri buluşturan, güzel duygular uyandırmayı amaçlayan ahenkli ve uyumlu bir söz sanatı olarak çıkar karşımıza. Nihayetinde şiir yazanı da okuyanı da dinlendiren bir edebiyat türüdür.

Şairler ise hassas, yumuşak kalpli ve nazik kişilerdir. Yazmış oldukları şiirlerde bu özellikler adeta yaşanır, hissedilir. Okuyucular da yazılmış olan her şiirin mısralarında mutlaka kendisine dair bir durum, bir hassasiyet bulurlar. O yüzden şair kadar yazılan şiir de çok önemlidir.

Bunun yanında şair, edebiyatı iyi bilmenin yanında müzik dinlemeyi de enstrüman çalmayı da resim yapmayı da iyi bilmelidir. Şiirlerde dilimizin ve ruhumuzun tadını bulduğumuz gibi, yaşanılan olumsuz gerçeklerin vurgusuyla da karşılaşabiliriz. Şairler beklentilerini, özlemlerini, umutlarını şiirlerle dile getirdiği gibi derdini, acısını ve gamını da şiirin dizelerinde açığa vururlar. Bazen lirik olarak sevgiliye güzelleme şeklinde, bazen acıma ve hüzün duygularını ön plana çıkaran dramatik ve bazen de satirik olarak sitem dolu sözler içerecek şekilde dillendirilir. Bazen kadere, alın yazısına boyun eğmeyi ifade eder, bazen de kadere karşı çıkmayı dile getirir dizelerinde.

Bazen bir ressam gibi çizer hayalindeki sevgiliyi, bazen de bir kırık güfteye eşlik eden sazın mızrabı gibi vurur tellere… Buruksu vedalara el sallayan sevgiliye ağıt olurken, bazen de gecenin mehtabına konuk olan deniz meltemi şekillenir dalgalanan saçlarda.

İnsan olarak hepimizin ilginç ve sınırı olmayan bir hayal dünyası vardır. Bu hayal dünyası içerinde insan uçsuz bucaksız bir ummanda kulaç vurup dururuz. Bazen hayallere ulaşır mutlu oluruz bazen ise hayallerin uzağında kalır hüsran yaşarız. Her iki durumda duygularımızı mısralara döker en azından içimizi ferahlatmaya çalışırız. Belki de duygularımızı paylaşmak ihtiyacımızdan doğar bu durum. Şair; “Artık hayallerim suya düşecek diye kaygılanmıyorum. Çünkü onlar düşe düşe yüzmeyi öğrenmişler. “ diyerek, ne güzel ifade etmiş duygularını.

Şiirin en köklü ve etkili sanat dallarından biri olduğunu söylemek mümkündür. Duygu, düşünce ve hayallerin estetik bir biçimde kelimelere dökülmesiyle oluşan, müzikalite ve hayal gücü barındıran sözlü veya yazılı bir anlatımdır. Edebiyatın bir dalı olarak kabul edilse de, yapısal olarak resim veya müzik gibi temel bir sanat formudur. Ancak şiir de şair de günümüzde gerekli ihtimamı görememektedir.

En sevdiğim şairlerden biri olan Yahya Kemal Beyatlı, “Vuslat” adlı şiirinin bir mısrasını tamamlamak için tam sekiz yıl beklemiş. Nedeni o mısrayı oluşturun kelimelerin beklentilerini karşılamamış olmasıdır. Beklentileri karşılamanın bir bileşeni de sabırdır. Şair şiirini baştan sağma yazmamalı, gerektiğinde şartların oluşması için beklemeyi de bilmelidir. Çünkü şiir kendi beğenimizden ziyade okurların beğenisinde anlamını bulmaktadır.

  1. İlham kaynaklarınız nelerdir, ilhamı bir bekleyiş olarak mı görüyorsunuz, yoksa şiir sizin için disiplinli bir dil işçiliği mi?

4- İlham şiir yazmak için olmazsa olmaz bir durum değildir bence. İlham içerisinde yazılan şiirlere baktığınızda genellikle aşk, ayrılık, gurbet, yalnızlık, kahır konuları çıkar karşınıza. Ancak şiirin konusu sadece bunlarla sınırlı değildir.

Konu bazen doğa, bazen siyaset, bazen çevre, bazen toplumsal olaylar, bazen vatan, bazen bayrak, bazen de dini değerler olabilmelidir. Bu konularda şiir yazmak için ilhamdan çok o olayı yaşamak, gözlemlemek veya hissetmek gerekir.

Bunun yanında elbette disiplinli bir dil kullanımı da gereklidir. Çünkü disiplinli bir dil kullanımı düşünceleri estetik ve etkili bir biçimde aktarmanın anahtarıdır. Kelimeleri yerli yerinde kullanmak, ifade zenginliği sağlar ve dilin bir sanat formu olarak öne çıkmasına imkân tanır. Bu durum da icra edilen şiir sanatı beklentileri karşılamaya haiz olur. Aksi halde o şiir anlam bakımından nesirden farklı bir durum arz etmemiş olup düz bir yazıdan farksız kalır.

5- Dersimli bir kız sevdim isimli romanınızdan bahseder misiniz? Liseli iki gencin aşkını kültür farklılıkları ekseninde kaleme aldınız. Bu bağlamda yazarken duygular mı toplum ve yaşam mi sizi etkiliyor?

  1. “Dersimli Bir Kız Sevdim” adlı romanım ikinci romanım olarak çıktı ve şu an 4. Baskıya ulaştı. Romanın tutulmasının nedeni kendi yaşadığımız olayları ve yöresel olayları konu almasıdır. Romanda, bir ailenin kaygı dolu Tunceli (Dersim) tayini, Tunceli'ye gidiş ve Tunceli de süren iki yıllık yaşam öyküsü konu edilmektedir.

Konum olarak doğu bölgemizde olmakla beraber Doğu Anadolu'nun Batı'sında yer alan ve tarihi süreçte farklı olaylarla kendine yer edinen Dersim bu haliyle coğrafyası, yaşam kültürü ve destanımsı geçmişiyle farklı bir yerdedir. Bu durumu da göz önüne alınarak Alevi kültürünün öne çıkmış olduğu Dersim'in (halk ısrarla Dersim diyor) sahip olduğu çalışma hayatı, ikili ilişkiler, inanç kültürü, Devlete, Devlet temsilcilerine, polis ve askere bakışı zaman zaman gerçek gözlem ve basit dille, zaman zaman da ironik bir dille ifade edilmeye çalışılıyor.

Bunun yanında dışarıdan Dersim'e bakış ile içeresinde yaşayanlar tarafından Dersim'e bakış arasında gözle görülür farklar olduğu Haluk Bey ve ailesi tarafından yaşanarak hissediliyor. Ancak bunun dışarıya yeterince aksettirilememesi Dersim için büyük bir eksiklik olarak göze çarpıyor.   

Romanın genelinde Tunceli, Tunceliler ve Alevilerle ilgili doğru bilinen yanlışlar ile Alevilerin hayatında oldukça önemli yer tutan Ehl-i Beyt ile ilgili yanlış bilinen doğrular gerçekçi bir yaklaşımla aktarılmaya çalışılıyor.

Diğer taraftan romanda; Tunceli'de yaşanan Alevi-Sünni ayrıştırmasının farklı kulvarlarda, farklı ifade şekillerinde dahi dile getirilmiş olması ve öteden beri süre gelen PKK terörünün her aşamada kendisini hissettirmesi göze çarpıyor. Ayrıca göze çarpan bu tür olumsuzlukların bile hiçbir şekilde yaşanan bir aşka engel olamaması dillendiriliyor. Bu kapsamda liseli iki gencin kendilerini aşan büyük aşkları yer bulmuştur kendi yüreklerinde. Kendi kültürünü benimseyen ve bunu olduğu gibi özümseyen Zilan ile bu kültüre yabancı olan Sinan'ın farklı bir kültürden gelmiş olmasının engel olamadığı aşkları. Kaldı ki bu aşk, Sinan'ın kendisini ve ailesini zor durumlara düşürmüş olmasına hatta okuldan ihraç edilmesine rağmen...

Diğer romanlarım “Düşler Gibisin” ve “Baykuş Geçidi’dir. Her iki romanımda yine yaşanmışlıkları konu almaktadır. Düşler Gibisin 4.baskıyı yapmışken Baykuş Geçidi ise 2. Baskısı bitmek üzeredir.

6-Edebiyat yolculuğunuzda eserleriyle size en çok ilham veren, yolunuzu aydınlatan şairler ve yazarlar hangileridir?

  1. Şiire de nesire de ilgi duymama sebebiyet veren şair ve yazarlar oldu elbette. Okuyucu okuma alanında her zaman seçici olmalıdır. Şiirde de nesir de anlatılmak istenileni, verilmek istenilen mesajı anlamalıdır.

Bu anlamda şiir dalında özellikle Yunus Emre, Abdurrahim Karakoç, Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Haşim, Atilla İlhan, Mehmet Âkif Ersoy ve Necip Fazıl Kısakürek gibi şairlerin kitaplarını aldım ve beğenerek okudum.

Roman olarak ise Mustafa Necati Sepetçioğlu, Tarık Buğra, Ahmet Gümbay Yıldız, Emine Işınsu, Peyami Sefa, Şule Yüksel Şenler, Yavuz Bahadıroğlu, Hekimoğlu İsmail ve Sebahattin Ali gibi daha tarihi şahsiyetleri ile milli ve manevi değerleri barındıran kitapları tercih etmeye gayret ettim.

Günlük hayatımızda okunan kitaplar genellikle “Siyaset, aşk, cinsellik” konularını işliyor. Okunan kitapların %65’i aşk, %24’ü siyasi, %13’ü düşünce, %7’si gelişim alanındaymış.  Araştırmalara göre ülkemizde kitap okuyanların oranı %22 iken kitabın fotoğrafını çekip instagrama koyanların oranı %92 iken tarihimize yönelik eserleri okumamız önem arz etmektedir.

7- Yaşadığımız şehir olan Samsun’un kültürel zenginlikleri için neler söylersiniz?

  1. Yaşadığımız Samsun gerçekten hem görsel, hem ekonomik hem de ulaşım anlamında yaşanılası bir şehirdir. Kurtuluş Savaşı’nı başlatan tarihi mirası, Antik Çağ'dan gelen Amisos kalıntıları, ahşap çivisiz Göğceli Camii, Bandırma Gemisi, Kent Müzesi, Gazi Müzesi ve Samsun Müzesi, ören yerleri, rekreasyon alanları gibi tarihi değerleri ve zengin Karadeniz mutfağıyla harmanlanmış, çok kültürlü mozaik bir yapıya sahiptir. Ancak bu zenginlikler ne yazık ki kültürel turizme henüz yansımış durumda değil.

Bunların yanında Samsun’un yetiştirmiş olduğu birçok kültür elçisi olmasına rağmen onlarda istenilen seviyelerde yer bulmuş sayılmazlar. Oysa şehrimizde her yapılan kültür yolu festivallerinde dışarıdan sanatçı getirmek yerine yerel sanatçılarımıza yer verilmesi Samsun adına önemli bir ivme kazandırabilir.  

Yine kütüphanelerimizde yeterli kaynak olmasına rağmen insanların ya da gençlerin okumaya ilişkin eğilimleri yeterli derecede değildir. Market listesinde 235. Sırada yer alan kitap, evde okunmadığı gibi okullarda da kütüphanelerde de okunmuyor.  

Bu aşamada insanın aklına şu soru geliyor. Belediyelerin kültür müdürlükleri ne iş yapar? Kültür Bakanlığına Samsun Kültür İl Müdürlüğü ne iş yapar? Her nedense yerel yazar ve şairler beklenilen ilgi ve alakayı görmüyorlar. Kitap fuarları göstermelik yapılıyor. Yetkili kişiler fuarlara resim çekmek ve görüntü vermek amacıyla gidiyorlar.

Bir şair veya yazarın amacı eser üretmek, bulunduğu coğrafyaya katkı sunmak olmalıdır. Şayet o şair veya yazar kendi eserini kendisi bastırmak ve sonrasında da kendisi pazarlamak zorunda kalıyorsa o yerde kültürün ilerlemesi mümkün olamaz. Bu durumda yetkililerin bu konuya yeterince önem vermeleri gerekmektedir.  

8-Şu sıralar sizi en çok heyecanlandıran, üzerinde çalıştığınız yeni bir dosya veya şiir teması var mı? Ayrıca edebiyat dünyasına ilk adımı atan genç şairlere ve yazar adaylarına vereceğiniz en büyük tavsiye ne olurdu?

  1. Şairin de yazarında mesaisi hiç bitmez. Yaşadığı, gözlemlediği, duyduğu ve etkilendiği her olayı ya dörtlüklere döker ya da olayı öyküye, romana taşır.

 Bugün itibarıyla yayınlanmış eser sayım 10 dur. Üzerinde çalıştığım bir şiir, bir roman ve üç tanede öykü çalışmam var. Kitap bastırmanın külfetli bir konu olduğunu biraz önce söyledim. O anlamda bu durum bizleri eser üretmekten alıkoymaktadır.

Gençlere tavsiyem sürekli günlük tutmaları, yaşadıkları önemli olayları birkaç cümlede olsa mutlaka not almaları hususudur. Bunun için reklam amacıyla verilen ajandalarını kullanmayı alışkanlık haline getirmek gerekir.

Diğer taraftan şair ve yazarları iyi tahlil etmek, çok fazla okumak geleceğe atılacak adımların başlangıcı olacaktır. Şiirde sadece dörtlük yazmak, ya da serbest şekilde duyguları kâğıda dökmek şiir olarak kabul görmeyecektir.  Çünkü şiirler işledikleri konulara ve temalara göre 6 ana türe ayrılmaktadır. Lirik, epik, didaktik, pastoral, satirik ve dramatik şiir. Yazılan şiirin hangi alanda olduğunu bilmenin yanında, duygu, ölçü, redif ve kafiye şiirin vazgeçilmez temalarıdır.

Nesir yazılarında da aynı hususlar geçerlidir. Bir öykü ya da roman yazmak, mal alıp satmak ya da üretmek gibi bir şey değildir. Konu seçilen olayın dönemine yakın yaşayan insanları, dile gelen hikâyeleri dinlemek, tarihi irdelemek, olayların geçtiği mekânları dolaşmak ve sonuçta kendi dimağınızda belirecek kurguyu tablolaştırıp, tasvirlerle süsleyerek okuyucunun beğenisine sunmaktır.  

Bazı yazarlar sadece kurgu olarak yazılacak roman ya da öyküler genellikle amacına ulaşmakta zorlanırlar. Birebir yaşanan bir olayı yazıya dökmek ile aynı olayı düşünsel olarak resmetmek çok fark eder. Duyguyu aynı şekilde okuya verebilmek önemli bir ölçüt olmakla beraber tasvirler bile ciddi anlamda yerli yerine oturmazlar.

Edebiyata meraklı olan gençlerimizin tüm bu ayrıntıları dikkate almaları, yazmanın zorluklarına katlanmaları ve asla vazgeçmemeleri onlara tavsiye edebileceğim hususlardır.  Bu aşamada Türkçe sözlük okumaları ve kaynak kitaplar okumaları önemli bir ayrıntı olarak çıkar.

Böyle bir imkânı tanıdığınız çok teşekkür ederim Hocam. Çalışmalarında kolaylıklar diliyorum.

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.