Haftanın Röportaj Konuğu: Hilal Genç
Hazırlayan: Eğitimci-Yazar Celalettin Tutkun
Değerli dostlar! Bu haftaki röportaj konuğum şair ve yazar Hilal Genç. "Hilali Şiirler" ve "Şiir Denizi" kitaplarından sonra yakın zamanda "Nazende" adlı hikâye kitabıyla okurlarıyla buluşan yazarımızla; eserlerini, yazmayı, okumayı, hayatı ve sanatı enine boyuna konuştuk. Keyifle okuyacağınız dolu dolu bir sohbet sizi bekliyor!
“Kitapseverlere ne söyleyebilirim ki? İyi ki varlar, güzel insanlar.”
“Kitap okumak öyle alelade, zaman doldurmak için yapılan bir eylem değil, insanın kendi için yaptığı en önemli şeydir.”
HİLAL GENÇ: ŞAİR - YAZAR
Hilal Hanım, röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Okurlarımızın sizi daha yakından tanıyabilmesi adına kendinizden bahseder misiniz?
Öncelikle size röportaj teklifiniz için teşekkür ediyorum. Ben Hilal Genç, şair ve yazarım. Resmi yazma serüvenim, 2022 yılında "Hilali Şiirler" adlı şiir kitabımla başlamış olsa da, yazma aşkım ortaokul sıralarında başladı. 1977 Samsun doğumlu, evli ve iki çocuk annesiyim.
Yayınlanmış üç şiir kitabınız var. Biz sizi şiirlerinizle tanıyoruz. Şiirle ne kadar zamandır meşgulsünüz, şiir yazmaya neden ihtiyaç duydunuz? Bu bir ihtiyaç mı, yoksa bir ifade biçimi mi?
Evet, sizler beni şiirlerimle tanıyorsunuz ama benim "Hilali Şiirler" ve "Şiir Denizi" adında iki şiir kitabım var. Bir de genel teması aile, sevgi, dostluk üzerine hüzün ve duygu yüklü, beş ayrı hayatı anlatan "Nazende" adında bir hikâye kitabım var. Daha önce de dediğim gibi, yazma serüvenim çok küçük yaşta duygularımı kâğıtlara dökerek başladı ve hayatımın her döneminde bu alışkanlığım kesintisiz devam etti. Bizim zamanımızda okulda bir konu verilir ve bu konuda kompozisyon yazmamız istenirdi. O zamandan beri kelimeleri süslemeyi ve uzun uzun yazmayı severdim.
Bu bir ihtiyaç mı? Sanırım bizim gibi yazmayı seven insanlar için evet, bir ihtiyaç; yemek gibi, su gibi. Günün herhangi bir saatinde, herhangi bir yerde birden kafanızın içinde kelimeler koşmaya başlıyor. Buna sebep bazen bir melodi, bazen bir başkasının acısı, izlediğiniz veya duyduğunuz bir olay ve tabii ki bazen sizin kendi içinizde yaşadığınız duygusal patlamalar olabiliyor. İnsan sadece kendi yaşadıkları üzerinden kendini ifade eder ve "yazar" demek bence çok yanlış bir yaklaşım olur. Benim hep söylediğim ve çok sevdiğim bir sözüm vardır: "Ne yazdığımı yaşamıyorum, ne yaşadığımı da yazmıyorum." Elbette yazdıklarımızı içimizde içselleştirip duygularımızla yoğurup kâğıda aktarıyoruz ama bu demek değil ki hepsi bizim hayatımız. Özellikle de benim gibi şiir yazan biri için her gün âşık olup ayrılmıyorum yani. Bu bize en çok sorulan sorulardan biri: "Bu şiirleri kime yazıyorsunuz?" Ben de diyorum ki, "Ahmet Ümit'e soruyor musunuz, bu cinayetleri işlediniz mi diye?" Bizler, farklı duygulardan, olaylardan beslenen ve bunları yazabilme becerisi olan insanlarız sadece.
Günümüz insanının, gündemi her gün değişen hayat koşturmacası içinde şiire yeterince vakit ayırdığını düşünüyor musunuz?
Günümüzde insanlar sadece şiire ve okumaya değil, kendilerine bile kaliteli zaman ayırmıyor. Teknoloji ve onun getirdiği kullanımlar insanların zamanının çoğunu alıyor. Hâlbuki gün içinde şöyle bir yarım saat kendilerine sessiz bir ortam yaratıp bir şeyler okusalar, günün bütün yorgunluğunu atacak, hem zihnen hem de bedenen dinleneceklerdir. Kitap okumanın insana verdiği dinginliği, okurken akan zamanın verdiği huzuru bilseler, eminim saatlerce bir beyaz ekrana takılıp kendilerini ekstra yormayacaklardır. Ama şiirin şöyle bir durumu var; insanlar genelde çok duygusal anlarında, bir sevda, aşk hali durumunda kendi duygularına tercüman olsun diye ya da karşısındakine kendini anlatmak için kullanılan ve daha çok bu zamanlarda okunan bir yazı türü. İnsan sevgilisinin gözlerinin içine bakarak bir roman okumaz ama o gece de ezberleyerek Nazım'dan, Atilla İlhan'dan, Cemal Süreya'dan bir dörtlük okur. En ateşli duygularını şiirle anlatır insan. Ve bir gün mutlaka şiire ihtiyaç duyar diye düşünüyorum. Şiir olmasa şarkılar olmaz, değil mi?
Bir şiirinizin yazılma öyküsünü bizimle paylaşır mısınız?
"Şu bir şiirimin öyküsüdür" diyemem ama başta söylediğim gibi beslendiğim acılar var; mesela babamın kaybı. Ona özlemim arttığında kalemim dile gelir. Siz sevgiliye yazıldı sanırsınız ama o bir kız çocuğunun baba hasreti, aşkıdır.
Türk edebiyatımızın dünü, bugünü ve yarını hakkında kişisel görüşlerinizi alabilir miyiz?
Türk edebiyatının dününe baktığımızda çok büyük değerler, yazarlar, şairler görüyoruz ve okuyoruz. Bunun, o dönemin yaşam şartları, imkânlar, imkânsızlıklar, savaşlar, ülkenin içinde bulunduğu durum ve yaşanan aşkların sevgilerin şekliyle de çok bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Ama şimdi maalesef yaşadığımız çağın etkisiyle, istisnalar dışında tarihe damgasını vuracak, okullarda okutulacak böyle büyük yazarlar, şairler şu dönemde çıkıyor mu derseniz, bence çıkmıyor. Aman tekrar belirteyim, hiç yok demiyorum, sonra beni taşa tutmasınlar. Genel fikrim bu.
Yazmak isteyen gençlerimiz var, ancak nasıl başlayacaklarını bilmiyorlar. Genç yazarlar için tavsiyeleriniz var mı?
Yazmak isteyen bir şekilde yazar diye düşünüyorum, sadece bunu açık edemez. Birilerinin görmesinden, okumasından, en çok da yazdıklarına yapılacak yorumlardan korkar. Bunu gençlerimiz için söylüyorum: Lütfen korkmayın, cesur olun. İçinizden geldiği gibi, yüreğiniz o an ne fısıldıyorsa yazın. Yazdıklarınız için kimseye hesap vermek zorunda değilsiniz, yazmanın en güzel yanı da budur. Boş bir kâğıt, bir kalem ve size ait bir dünyada kaybolmanın müthiş özgürlüğü...
Eleştirmenlerle aranız nasıl? Onlardan önce siz kendinizi eleştirir misiniz?
Eleştirmenlerle hiçbir sorunum yok ama eleştiriyi nereden yaptığına bakarım. Bana ayar çekmeye, yön vermeye ya da kendi baktığı pencereden baktırmaya çalışıyorsa kibarca cevabını veririm. Her tarz herkese hitap etmeyebilir ama bu benim yazmamı engellemez ve birileri beğenir mi ya da beğensin diye de yazmam. O an kalemimle yüreğim öyle sohbet etmiştir, ortaya bir şey çıkmıştır; hatta sonradan kendim de beğenmeyebilirim, asla yırtıp atmam, o anki duygum odur. Beğenilirse güzel sözler duymak motive ve mutlu eder. Beğenilmezse yorumu dinler, almam gereken bir ders varsa alırım, çok kişisel eleştirilere takılmam. Dediğim gibi, bu iş duygu işidir.
Bu güne kadar hangi yazarları ve şairleri okudunuz ve şu aralar hangi yazarları takip ediyorsunuz? Yazarlık kariyerinizde tesiri altına kaldığınız yazarlar, edebiyatçılar oldu mu diye sorsam cevabınız ne olurdu?
Bugüne kadar neleri ve hangi yazarları okuduğumu "şunlardır" diyerek bir tablo çizemem ama tabii ki Türk edebiyatına, dünya edebiyatına iz bırakmış şair ve yazarları okurum. Etrafımdan bir kitap dostumun önerdiği, hiç tanımadığım, bilmediğim yazarları da okurum. Bir kitap mağazasında gezerken arkalarını okur, ilgimi çeker alırım. "Kimsenin etkisinde kalmadım" dersem muhakkak ki yanlış olur; beğenerek okuduğum her kitap bende bir iz, bir duygu bırakır ve yazdıklarımı etkiler diye düşünüyorum.
Kitap okuma alışkanlığının halen toplumumuzda yer edinemeyişini nasıl yorumluyorsunuz?
Kitap okumak gerçekten kazanılması ve kazandırılması gereken bir alışkanlık diye düşünüyorum. Okullarda bu konuyla ilgili mutlaka bir ders saati ayrılmalı; kitaplar birlikte okunup üzerine sevgiyle, içtenlikle yorumlar yapılmalı. "Peki ya zorunlu olursa?" derseniz, evet, belki bir başlangıç için bu gerekli olabilir. "İsteksizce okunan bir kitabın ne faydası olur?" diye düşünebilirsiniz, ancak inanın zamanla o sayfaların kalbinizde ve zihninizde ne kadar güzel izler bıraktığına hep birlikte şahit olacağız. Hazır yeri gelmişken şunu da söylemeden geçmek istemiyorum: Kitap okumak, ele alınıp, sayfaları çevrilerek, bazen altı çizilerek, bazen kenarlarına notlar alınarak onunla bir bağ kurularak yapılan bir şeydir. Dijitalden okumak, dinlemek aynı şey değildir. Bu naçizane benim fikrim.
Kitap severlere, dostlarınıza söylemek istedikleriniz nelerdir? Bundan sonraki çalışmalarınız, projeleriniz, kitap çalışmalarınız hakkında bilgi verir misiniz?
Kitapseverlere ne söyleyebilirim ki? İyi ki varlar, güzel insanlar. Kitap okumak insanın dünyasını, düşüncelerini zenginleştirir. Yeni ufuklara, kapılara, hayallere, yaşamlara götürür. Empati yeteneğinizi geliştirir; başka hayatlar, başka insanlar, başka ülkeler görürsünüz. Yaşadıklarınızda yalnız olmadığınızı görürsünüz, hiç tanımadığınız insanların sevinçlerine, acılarına, yaşamlarına ortak olursunuz ve aslında bir hikâye diye okuduğunuz yaşamlardan ders çıkarır, belki de yaşamınıza yön verirsiniz. Kitap okumak öyle alelade, zaman doldurmak için yapılan bir eylem değil, insanın kendi için yaptığı en önemli şeydir.





