’ZORUNLU AŞI’’ ISRARI NEDENDİR?
Ülkemiz gündemi gerek iç gerekse de dış olaylarla fazlasıyla meşgul bir durumdadır. Hal böyle iken ve hiç de gereği yok iken bazı kanun teklifleriyle meclis gündemini meşgul etmenin ne gereği var diye de sormadan edemiyorum.
Gereksiz kanun teklifi olarak kastettiğim konu, zorunlu aşı için TBMM’ne kanun teklifi verilmesidir. Bugünlerde gündeme düşen bu durumun aslında iki ay kadar önce TBMM’ne sunulduğu ortaya çıktı.(1)
Saadet, Deva ve Gelecek Partisi Milletvekillerinden oluşan Yeni Yol Grubu’nun 10.12.2025 tarihinde Meclis’e sundukları zorunlu aşı teklifinde ilk imza İstanbul Milletvekili Elif Esen’e ait.
Elif Esen, kendine ait sosyal medya hesabında yaptığı açıklamada; ‘’Niçin böyle bir teklif verdikleri’’ konusunda şunları söyledi:
‘’Çünkü sahadan gelen veriler alarm veriyor. Yeniden kızamık, su çiçeği, verem, menenjit, boğmaca vakaları artıyor ne yazık ki… Aşılama oranı %95’in altına bile düştüğünde yalnızca aşısız çocuklar değil, bağışıklığı zayıf olan aşılı çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalar ama özellikle de kanser tedavisi gören hayata tutunmaya çalışan vatandaşlarımız da hayati risk altına giriyor.
Bazı hayalperest, art niyetli ve marjinal çevrelerin teklifimizi Epstein gibi karanlık figürlerle ilişkilendirmeye çalışmasını da tam bir akıl tutulması olarak yorumluyorum. Vatana ihanet olarak yorumluyorum.’’(2)
Videonun bundan sonraki kısmını izlemeye gerek görmedim. Çünkü aşı karşıtlığının ‘’Vatana İhanet’’ olarak tanımlanması… Hem de bir Milletvekili tarafından…
Anlaşılan sayın vekilin çocukluk aşılarının bilinenin aksine koruyucu olmadığına dair yapılan çalışmalardan haberi yok. Anlaşılan sayın vekilin aşıların içeriklerinden de haberi yok.
Mesela alüminyum fosfat, alüminyum hidroksit, timerosal(Etil cıva bileşiği), formaldehit aşı içeriklerinde bulunan başlıca ve zararlı maddelerdir.(3)
‘’Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (IARC), Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) bir parçasıdır. Başlıca hedeflerinden biri kanserin nedenlerini belirlemektir. IARC, formaldehitin nazofaringeal kansere ve lösemiye neden olabileceğine dair yeterli kanıta dayanarak, formaldehitin "insanlar için kanserojen" olduğu sonucuna varmıştır.
ABD Ulusal Toksikoloji Programı (NTP), Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH), Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) ve Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) dahil olmak üzere çeşitli ABD hükümet kurumlarının parçalarından oluşmaktadır. NTP, formaldehiti "insanlarda kanserojen olduğu bilinen" bir madde olarak listelemektedir.
ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA), çevredeki çeşitli maddelere maruz kalmanın insan sağlığı üzerindeki etkilerine ilişkin bilgileri içeren elektronik bir veri tabanı olan Entegre Risk Bilgi Sistemi'ni (IRIS) yönetmektedir. EPA, formaldehiti "solunum yoluyla maruz kalındığında insanlar için kanserojen" olarak sınıflandırmıştır. EPA, kanıtların nazofaringeal kanser, nazal sinüs kanseri ve miyeloid lösemi riskinde artış gösterdiğini ve bazı diğer kanser türleri için de riskte artış olduğunu gösterdiğini belirtmektedir.’’(4)
Bu sadece formaldehit ile ilgili bilgiler. Bir de timerosal var ki o da ayrı bir risk faktörü:
‘’Timerosal’’ birden fazla aşı dozu içeren şişelerde bakteri ve mantarların büyümesini önlemek için yani aşıların ömrünü uzatmak için kullanılıyor. Timerosal’ın %49.6’sı cıva…
1980’li yılların ortalarında sadece karma (difteri-boğmaca-tetanos), çocuk felci ve kızamık aşıları uygulanıyordu. Bunlardan sadece karma aşı cıva (timerosal) içeriyordu. İki yaşına kadar dört kere aşılanan çocuk, ortalama (4×25) 100 g timerosal alıyordu. 1990’ların başında menenjit (HiB) ve sarılık (hepatit B) aşıları da rutin aşılar arasına katıldı. Böylece iki yaşındaki çocuğun enjeksiyon yoluyla aldığı cıva miktarı100 g’dan 237.5 g’a yükselmiş oldu.
Çoklu dozlarda yapılan toplu aşılamalarda tehlike daha büyük. Hele aşı şişesi iyi çalkalanmadıysa şişenin dibinde kalan bölümü alanlardaki cıva miktarı çok yüksekti.(5)
Formaldehit ve timerosalden başka katkı maddeleri de var ama sadece bu ikisi bile aşıların ne derece risk taşıdığını açıklamaya yeter.
Sayın vekil, ‘’Sahadan gelen verilerin alarm verdiğini, vaka sayılarının arttığını’’ iddia ediyor. Ben de soruyorum: ‘’Hangi sahadan?’’ Eğer böyle bir durum olsaydı duyardık, duymadık. Hem çevremizde olağanüstü bir durum da görmüyoruz. Bu haldeyken vaka sayılarının arttığını iddia etmek hiç de inandırıcı değildir.
Sayın vekil, bu kanun teklifinin Epstein gibi karanlık figürlerle ilişkilendirilmesini ise akıl tutulması ve vatana ihanet olarak yorumlamış. Ve bunu söyleyenlere de hayalperest, art niyetli ve marjinal olarak tanımlamış.
Şahsen ben de çocukluk aşılarının zorunlu yapılması konusuna itiraz ediyorum ve bu konunun ebeveynlerin rızasına bırakılmasını savunuyorum. Bunları söylerken de ne hayalperestim ne art niyetliyim ne de marjinalim.
Aksine çocukluk aşılarının güvenilirliği konusu her geçen dün daha da tartışılıyorken, aşıların zorunlu yapılmak istenmesini Epstein gibi karanlık figürlerle ilişkilendirmeden de edemiyorum. Ve sayın vekilin bu durumu ‘’Vatana ihanet’’ olarak görmesini büyük bir talihsizlik olarak yorumluyorum ve şiddetle reddediyorum. Ben vatan haini değilim.
Aşılar hakkında özellikle de çocukluk aşıları hakkında o kadar yazılacak konu var ki. O kadar araştırma sonucu var ki. Bir örnek daha vermek istiyorum:
‘’Bugün aşıyı dünya tartışıyor…
ABD’nin National Library of Medicine’inde yayımlanan rapora göre, aşı olan bebekler aşı olmayan bebeklere oranla daha fazla hasta olup, ‘’bebek ölümlerine’’ maruz kalıyor!
38 bin bebek ölümü ve hastaneye kaldırılma vakalarını inceleyen araştırmacı doktorlar, aşı olan bebeklerde bu oranların çok daha fazla olduğunu tespit etti. Örneğin dört kere aşı olan bir bebeğin hastalanma ve hastaneye kaldırılma olasılığı, iki kere aşı olan bir bebeğe oranla çok daha fazlaydı!
Raporda dikkat çekilen başka nokta, bütün uyarılara ve çalışmalara rağmen ABD’deki konuyla ilgili kimi ‘’özerk’’ devlet kurumları aşı tavsiyelerine devam ediyordu. Centers for Disease Control and Prevention’ın CDC (Salgın Hastalıklar Kontrol ve Önleme Merkezi) tavsiyeleri üzerine, ortalama bir bebeğe tavsiye edilen aşılar 15 iken, bu rakam 2007’de 26’ya çıktı!
Araştırmayı yapan hekimlerden Neil Z. Miller bir enstitünün başkanıydı ve şöyle diyordu: ‘’Aşı olmadan önce iki kez düşünün.’’
1970-2010 yılları arasında kırk yılda dünyada bulaşıcı hastalıklar yüzde 17 oranında azaldı; aynı dönemde bulaşıcı olmayan hastalıklar yüzde 30 oranında arttı. Aşı bağışıklık sistemini koruyor mu, aslında çökertiyor mu? Bir ‘’saldırı olasılığına’’ karşı korurken, ‘’diğer saldırılara’’ kapı mı açıyor. Kronik hastalıklar nasıl bu kadar arttı? Sormayalım mı?(6)
Sayın vekilden bir ricam olacak: Ülkemizde aşılanmış çocuklarla aşılanmamış çocukların genel sağlık durumlarının araştırılması hakkında bir kanun teklifi versinler. O zaman çocukluk aşılarının koruyucu olup olmadığını da öğrenmiş oluruz.
Hal böyle iken de ülke gündeminde zorunlu aşılama konusundan daha önemli durumlar var iken bu konunun böyle araya sokuşturulup meclis gündemine getirilmesi ‘’art niyet’’ olarak görülürse de kimse kızmasın.
Ayrıca aşı konusunda çalışmalar yapan hekimlerimiz de var bizim. Onların çalışmaları neden dikkate alınmıyor diye de soruyorum.
Mesela 19 Mayıs Üniversitesi’nden Prof. Dr. Alişan Yıldıran bu konuda en çok emek verenlerden birisidir. Maalesef onun da önce laboratuvarını kapattılar, en son da bölüm başkanlığından alındığını duyduk. Yine Prof. Dr. Canan Karatay da aşıların riski hakkında vaktiyle TV ekranlarında sıkça gördüğümüz bir isimdi. Nedense son yıllarda pek göremiyoruz.
Aşı yapılması konusunda da nedense hep aşı taraftarlarının dedikleri göz önüne alınıyorken aşılara karşı temkinli yaklaşanlar görmezden geliniyor.
Ve ben de yukarıda formaldehit ile ilgili paylaşımda özellikle ABD’deki çalışmalardan örnek verdim. Sadece formaldehitin bu kadar zararlı olduğunu bile göz önüne aldığımızda aşı içeriğinde bulunan diğer maddelerin de çocukların geleceğinin ne derece riske atıldığını tahmin etmek zor değildir.
Zorunlu aşılama hakkında kanun teklifi ilk kez verilmiyor. Daha önceki yıllarda da verilmişti. Bu konuda son diyeceğim aşılamanın zorunlu değil ebeveynlerin rızasına bırakılmasıdır.
***
Biz bu kanun teklifi ile hemhal olurken başka bir durum da dikkatlerden kaçmadı. O da TBMM’nin nasıl çalıştığı ile ilgilidir.
Bu kanun teklifine imza atan milletvekillerinin metni okumadan imzalayıp imzalamadıklarını bilmiyorum ama okumadan imzaladığını itiraf eden bir vekil çıktı: Denizli Milletvekili Sema Silkin Ün.
Dilekçeyle imzasını geri çeken Sema Silkin Ün: ‘’Sosyal medyadan tarafıma ulaştırılınca konunun ne olduğunu anlamış oldum. Şunu söyleyebilirim; elbette kanun teklifinin tamamına bakmam gerekir miydi? Evet, doğru olan buydu. Ama o anda bunu hakikaten grup çalışması içerisinde düşünmemişim. Bu benim için ciddi bir talihsizlik oldu. Bunu açık yüreklilikle paylaşmak durumundayım.’’(7)
Sayın vekili bu itirafından dolayı tebrik ediyorum. Ancak altına imza attığı kanun teklifinin içeriğini sosyal medyadan öğrenmiş olması şu soruyu gündeme getiriyor: ‘’Acaba ülke böyle mi yönetiliyor?’’ Malum, kanunlar okunmadan sadece el kaldırıp indirerek meclisten geçiyorsa eğer; ‘’Vay halimize!’’
Kalın sağlıcakla
Hakan ÖZGEN
23 Şubat 2026
KAYNAKLAR
(2)https://www.instagram.com/p/DU6OYR0jkDJ/
(3)https://covid19asi.saglik.gov.tr/TR-77806/asi-icerikleri.html
(4)https://www.cancer.org/cancer/risk-prevention/chemicals/formaldehyde.html
(5)KARA KUTU – Soner Yalçın – S. 271 Kırmızı Kedi Y.
(6)KARA KUTU – Soner Yalçın – S. 279 Kırmızı Kedi Y.
(7)https://www.instagram.com/p/DU20xzMDMXJ/


