*“Vicdanını Kaybeden Güç, Zulme Dönüşür!”*
Bir soru soruldu…
Sadece bir soru.
Ama o soru, bir zihniyetin aynası oldu.
Birinci dava açıldı.
Yetmedi.
İkincisi geldi.
Sonra üçüncü…
Ve dördüncü…
Artık bu bir hak arayışı değil;
Bu, korkunun hukuka bürünmüş hâlidir.
Bu, eleştiriden ürkenlerin, susturmayı yöntem edinmesidir.
Bugün ikinci davanın kapısındaydık.
Adliye koridorlarında yankılanan şey adalet değildi;
Bir koltuğu kaybetme korkusunun ayak sesleriydi.
Ve şimdi soruyoruz:
Eşi %81 engelli, kanserle mücadele eden bir insanın omzuna çökmek nasıl bir vicdandır?
Hangi güç, hangi makam, hangi unvan sana bu hakkı verir?
Bir insanın en ağır imtihanını fırsata çevirmek…
İşte asıl çürüme budur.
İşte asıl kayıp budur.
Yazıklar olsun!
Ama en çok da kaybettiğin vicdanına…
Yetkini adalet için değil, sindirmek için kullandın.
Unvanını hizmet için değil, korku üretmek için büyüttün.
Ama bil ki:
Zulüm büyüdükçe direniş de büyür.
Baskı arttıkça hakikat daha gür konuşur.
Bu dava artık bir kişinin değil;
Bir onurun, bir duruşun, bir haysiyetin davasıdır.
Ve o haysiyet, mahkeme salonlarına sığmaz.
Yaklaşan seçimler…
Evet, asıl hesap orada görülecek.
Ne baskın işleyecek,
Ne telefonlar,
Ne de kulisler…
Sadece irade konuşacak.
Sadece vicdan oy kullanacak.
Ve o gün geldiğinde…
Vesayetle büyüttüğün düzen çökecek,
Korkuyla kurduğun sistem dağılacak.
Çünkü senin gücün, insanların kalbinde değil;
Menfaatin gölgesinde duruyor.
Ve gölge, ışık gelince yok olur.
İstemesen de o koltuk seni terk edecek.
Çünkü koltuklar, hak edenleri taşır;
Korkuyla tutunanları değil.
Bugün yaptığın gösteriler, kalabalıklar, alkışlar…
Hepsi bir illüzyon.
Gerçek çok daha sade:
Sen, çoktan kaybettin.
Çünkü bir insan,
Vicdanını kaybettiği gün,
Seçimi zaten kaybetmiştir.


