SOL CENAHIN ELİNE FIRSAT GEÇTİĞİ AN, NE RAMAZAN KALIR NEDE KUR'AN
Ramazan ayı asırlardır bu topraklarda yardımlaşmanın, dayanışmanın, merhametin ve paylaşmanın adı olmuştur. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve bazı destekçileri ise Ramazan ayını farklı kavramlarla tanımlayarak eleştirmekte, hatta “Talibanlaşma” gibi ifadelerle meseleyi ideolojik bir zemine çekmektedir. Bu yaklaşım, toplumun önemli bir kesiminin inanç dünyasında karşılığı olan bir ayı, siyasi tartışmaların merkezine yerleştirmektedir.
Oysa Ramazan; sadece bireysel bir ibadet dönemi değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmanın güçlendiği bir zaman dilimidir. İftar sofralarında zengin-fakir ayrımı ortadan kalkar, fitre ve zekâtlarla ihtiyaç sahiplerinin yüzü güler, komşuluk ilişkileri kuvvetlenir. Bu yönüyle Ramazan, sosyal adalet ve paylaşım bilincini canlı tutan bir iklim sunar.
Ramazan’ın kamusal alanda görünür olması, etkinliklerle, programlarla, hatırlatmalarla yaşatılması bazı çevreler tarafından laiklik tartışmaları üzerinden eleştirilmektedir. Ancak Türkiye gibi nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede, toplumun inanç ve kültür dünyasının kamusal hayata yansıması sosyolojik bir gerçekliktir. Bu durum, başka inanç veya yaşam tarzlarına müdahale anlamına gelmediği sürece, toplumsal çeşitliliğin doğal bir sonucudur.
Eleştirilerin sertleştiği noktada dile getirilen “fırsat geçtiğinde ne Ramazan kalır ne Kurban, ne cami kalır ne Kur’an” şeklindeki kaygılar ise toplumdaki kutuplaşmanın bir yansımasıdır. Kur'an ve camiler, bu milletin asırlardır süregelen inanç ve kültür mirasının temel taşlarıdır. Bu değerlerin tamamen ortadan kalkacağı yönündeki düşünceler, siyasal rekabetin getirdiği sert söylemlerden beslenmektedir.
Bugünün şartlarında ihtiyaç duyulan şey; inançlar üzerinden korku üretmek ya da karşı tarafı yaftalamak değil, ortak bir zeminde buluşabilmektir. Ramazan’ın ruhuna uygun olan da budur: sabır, anlayış, empati ve paylaşım. Farklı siyasi görüşlere sahip insanlar, aynı mahallede iftar yapabilmeli; aynı şehirde, farklı düşüncelerle bir arada yaşayabilmelidir.
Sonuç olarak Ramazan; bir kesimin iddia ettiği gibi bir “gerileme” ya da “radikalleşme” süreci değil, aksine toplumsal bağları güçlendiren bir fırsattır. Tartışmalar ne kadar sertleşirse sertleşsin, bu topraklarda Ramazan’ın anlamı; yardımlaşma, dayanışma ve manevi arınma olarak yaşamaya devam edecektir.

