"Sofralar Zenginleşti, Gönüller Fakirleşmesin"
Sabahın erken saatlerinde çarşıyı, pazarı dolaştık. Esnafı ziyaret ettik, dostlarla selamlaştık, vatandaşlarla kısa ama anlamlı sohbetler gerçekleştirdik. Havaların bunaltıcı sıcaklığı kadar, insanların gündeminde geçim derdi de vardı.
Özellikle emekli vatandaşların ortak konusu maaşlardı. İlk bakışta şikâyet çok gibi görünse de konuşmalar ilerledikçe dikkat çeken bir gerçek ortaya çıktı. Birçok emekli, "Yüksek maaş enflasyonu da beraberinde getiriyor. Maaşımızın alım gücü olsun, enflasyon olmasın." düşüncesini dile getirdi. Asıl rahatsızlık ise gelir dağılımındaki adaletsizlikti. "Çok maaş alan daha çok zam alıyor." sözleri sıkça duyuldu.
Ancak ilginç olan, yüksek maaş alanların da mutlu olmamasıydı. Çünkü gelir arttıkça ihtiyaçlar değil, istekler büyüyor. Yeni otomobiller, yeni beyaz eşyalar, değişen koltuk takımları, bitmek bilmeyen taksitler... Sonuçta daha fazla borç, daha fazla stres ve daha fazla memnuniyetsizlik...
Oysa asıl eksik olan maaş değil, kanaat duygusu...
Çocukluk yıllarını hatırlayanlar bilir. Sofralarda her zaman zeytin, peynir, tereyağı, bal bulunmazdı. Büyüklerimiz, "Ekmeği katık yapın." derdi. Çünkü o günlerde yokluk vardı ama şükür de vardı. Bugün ise Allah'ın verdiği nimetler geçmişe göre çok daha fazla. Sofralarımız bereketle dolu. En mütevazı evlerde bile geçmiş yıllara kıyasla çok daha fazla imkân bulunuyor.
Fakat ne yazık ki sofralar zenginleşirken, şükür ve hamd duygusunun aynı oranda arttığını söylemek zor...
Daha birkaç yıl önce pandemi günlerinde sevdiklerinin cenazesine katılamayan insanlar oldu. Evlere kapandık, sokaklar boş kaldı, hayat adeta durdu. Ardından depremler, seller, yangınlar peş peşe yaşandı. Geçen yıl meyveye hasret kaldığımız günler oldu. Bu yıl ise Rabbimiz yeniden bereket verdi, dalları meyvelerle donattı.
Peki biz bu yaşananlardan gereken dersi çıkarabildik mi?
Bugün sadaka vermeyi, zekâtı hakkıyla ulaştırmayı, nimetin kıymetini bilmeyi ne kadar hatırlıyoruz? Şükretmeyi ne kadar hayatımızın merkezine koyuyoruz?
Toplumda ahlaki yozlaşmadan israfa, hırsızlıktan edep anlayışındaki zayıflamaya kadar birçok konuda endişe verici gelişmeler yaşanıyor. Halkının büyük çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede, Müslümanca yaşamanın sadece sözde değil, davranışlarda da karşılık bulması gerektiğini unutmamalıyız.
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey; daha fazla kazanç değil, daha fazla vicdan... Daha fazla tüketim değil, daha fazla şükür... Daha fazla istek değil, daha fazla kanaat...
İş işten geçmeden, "Keşke..." demeden önce hepimiz kendimizi sorgulamalıyız. Çünkü toplumun değişmesi, önce insanın kendi yüreğini değiştirmesiyle başlar.
Şükreden bir toplumun bereketi de, huzuru da eksik olmaz

