Sırrın Aynasında Ölüm: Önden Gidenlerin İzinde Vuslat

Sırrın Aynasında Ölüm: Önden Gidenlerin İzinde Vuslat

AHMET SEVEN

Kainatın nabzı ilahi bir sırla atarken, ölüm bu büyük muammanın en sessiz ama en derin yankısıdır. Ne zaman, nerede kapıyı çalacağı bilinmez; ancak bu bilinmezlik içinde asıl soru şudur: Ölen mi hakikate doğar, yoksa yaşayan mı bir rüya aleminde ölür? Öyle ruhlar vardır ki bedeni terk edince gerçek hayata uyanırlar; öyleleri de vardır ki nefes alırken yaşadığını sanmanın koyu gafleti içindedirler.

Önden Gidenlerin Rehberliği

Bizim inancımızda ve irfan geleneğimizde ölüm bir bitiş değil, "önden gidenlerin" yolculuğudur. Bizden önce gidenlere rehber, öncü, hatta önder deriz. Çetin ve karanlık bir yola saptığımızda, en güvenilir olanları öne geçirip onların izini takip etmez miyiz? İşte dünya hayatı da tam olarak böyledir; sevdiklerimiz o bilinmez menzile bizden önce vararak yolumuzu aydınlatan birer kandil olurlar.

Korkudan Vuslata: Toprak Ana Kucağı

İnsanın en büyük dehşeti olan ölüm korkusu, sevdiklerimiz o tarafa geçince mucizevi bir şekilde yerini sükunete ve kavuşma arzusuna bırakır. Bir zamanlar ürküten o kara toprak, artık bir annenin evladına açılan sıcak kucağı gibi gelmeye başlar. Şairin dediği gibi:

"Ölümden neden korkacakmışım ki, benim en sevdiklerim şimdi toprağın altında. Onların gittiği yerden korkulur mu hiç?"

Gurbetten sılaya dönen bir yolcunun annesine sarılması gibi, kabre bir cennet bahçesine girercesine adım atarız. Korkulan o eşik, bir anda vuslatın gül bahçesine dönüşüverir.

Arınma ve Hakikat Aynası

Yaradan, belki de elimizden en sevdiğimizi alarak bizi hasret ateşiyle yakarken, aynı zamanda tüm dünya kaygılarımızı ve ölüm endişelerimizi de küle çevirir. Canımızdan can kopup gittiğinde, ruhumuz da o canın peşinden vuslata ermek ister. O an, aradaki gaflet perdesi kalkar; dünya denilen faninin gerçek yüzünü, tıpkı aynada kendi yüzümüzü görür gibi net görmeye başlarız. İbrahim Hakkı Hazretleri'nin o muazzam kelamı gönlümüzde yankılanır:

"Hak şerleri hayreyler, zannetme ki gayreyler, görelim Mevlam neyler, neylerse güzel eyler."

Çileyle Pişmek, Bakiye Kavuşmak

Ham toprak, ateşle pişmeden nasıl duvara tuğla olmazsa; insan da ayrılık acısıyla, çileyle ve hasretle pişmeden olgunluğa eremez. Rabbimiz, sevdiği kullarını yanına alırken, bizi karşılayacak olan sevdiklerimizi de aslında birer birer yanına davet etmektedir. Sevilen, sevildiğiyle karşılanacaktır; bu ilahi bir hikmettir.

Bekleyen, beklediğine elbet bir gün kavuşacak; fani dünyadaki bu sancılı hasretler, baki alemdeki o muhteşem vuslatlarla nihayet bulacaktır. İşte o gün, cennete girdiğinizi asıl o vakit hatırlayacaksınız. Emaneti teslim eden ruhlara rahmet, bu kutsal hasreti yüreğinde bir mücevher gibi taşıyanlara ise sabr-ı cemil niyazıyla...

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.