Samsun'dan Bir Halk Âşığı Geçti: Âşık Kemâlî Bülbül
(1928 - 24 Eylül 2012)
Ahmet SEVEN
Samsun Yazarlar Derneği Başkanı
"Âşık Kemâlî Bülbül'ü anlatır mısınız?" denildiğinde insanın aklına öyle çok şey geliyor ki... Nereden başlayacağınızı bilemeyip önce bir bocalıyorsunuz. Zira o, her yönüyle zengin bir şahsiyetti. Zengin dediysem; mala mülke, dünyaya itibar etmeyen gönül zenginlerindendi. Ardında maddi bir servet bırakmadı ama çocuklarını okuttu. Sohbetlerimizde daima, "Benim en büyük servetim çocuklarımı okutmaktır. Hapsi okudu, itibarlı görevlere geldi," derdi. Hele öğretmen olan kızını anlatırken göğsü kabarır, büyük bir gururla "Benim kızım öğretmen" derdi.
Onu anlatmak için edebiyat, şairlik, âşıklık, dostluk, insanlık, siyaset, vefa ve fedakârlık gibi pek çok kavramı bir arada ele almak gerekir.
1. Âşık Kemâlî Bülbül’ün Hayat Hikâyesi (Biyografisi)
Ali Kayıkçı’nın "Dünden Bugüne Samsunlu Şairler ve Yazarlar" isimli eserinde yer alan bilgilere göre Âşık Kemâlî Bülbül'ün hayat kronolojisi şu şekildedir:
-
Doğumu ve Çocukluğu: 1928 yılında Samsun’un Kavak ilçesine bağlı Kozansıkı köyünde doğdu. Annesinin adı Zekiye, babasının adı Recep’tir. Maddi imkânsızlıklar nedeniyle ilkokuldan sonra eğitimine devam edemedi.
-
Gençlik Yılları ve Gazetecilik: İlkokulu bitirdikten sonra Samsun’da çeşitli matbaa ve gazetelerde işçi olarak çalıştı. 1948-1950 yılları arasında yaptığı askerlik görevinin ardından bir süre İstanbul’da yaşadı. Ocak 1951’de İstanbul’da "Torun" adlı bir mizah gazetesi çıkardı.
-
Basın Hayatı ve Mahkemeler: Samsun’a dönerek 1952 yılında "Vicdan Sesi" gazetesini kurdu ve 4 yıl boyunca Karadeniz insanının gür sesi oldu. Aynı dönemde (1951-1952) "Büyük Cihad" gazetesinin Yazı İşleri Müdürlüğünü üstlendi. Bu gazetelerde kaleme aldığı cesur yazılar nedeniyle Asliye Ceza ve Ağır Ceza mahkemelerinde yargılandıysa da tüm davalardan beraat etti. O dönemin basını bu durumu "Bülbülün çektiği dilindendir" atasözüyle ve karikatürlerle kamuoyuna taşımıştı.
-
Ankara Yılları ve Emeklilik: 1960 ihtilalinden sonra Ankara’ya yerleşti. Hacı Bayram Camii civarında dini kitaplar, risaleler ve destanlar basıp pazarlayarak geçimini sağladı. 1986 yılında Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne işçi olarak girdi ve 1993 yılında buradan emekli oldu. Emekliliğinin ardından hemen memleketi Samsun’a geri döndü.
2. Sanat Hayatı, Üyelikleri ve Ödülleri
"Kemâlî Bülbül" ve "Âşık Bülbül" mahlaslarını kullanarak yüzlerce şiir yazan ozan, bu eserlerini 11 ayrı kitapta topladı. Türk Kooperatifçilik Kurumu, Folklor Araştırma Kurumu, İLESAM ve Samsun Yazarlar Derneği gibi pek çok saygın kuruluşun aktif üyesiydi.
Kazandığı Önemli Başarılar:
-
Atatürk’ün 100. Doğum Yılı dolayısıyla düzenlenen "Kurtuluş Savaşı Destanı" yarışmasında 1. Mansiyon Ödülü aldı.
-
Konya Âşıklar Bayramı’nda "Yılın 7’li ve 9’lu Şiiri" derecelerini kazandı.
-
Haziran 1998’de Ankara’da düzenlenen 5. Halk Âşıkları Bayramı’nda, sanattaki 50. yılı ve Türk kültürüne hizmetleri anısına Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in elinden Kupa ve Madalya aldı.
-
Kavak Belediyesi, aldığı kararla Yaşar Doğu Mahallesi’ndeki bir sokağa "Âşık Kemâlî Bülbül Sokağı" adını verdi.
3. Edebi Şahsiyeti ve Dostlarının Dilinden Kemâlî Bülbül
Şiirlerinde önceliği daima milli ve manevi konulara verdi. Vatan, millet, bayrak ve kahramanlık sevdalısı bir şairdi. Hitabeti çok güçlüydü; milli konulardan söz açıldığında sesi daha da gürleşir, adeta haykırarak konuşurdu.
Ahmet Kabaklı: "Âşık Kemâlî Bülbül, her zaman coşkun edasıyla sosyal dertlere dokunur."
M. Hâlistin Kukul: "Âşık Kemâlî Bülbül, ilerlemiş yaşına rağmen bir delikanlı heyecanıyla bu soluğu sürdürenlerden daha gür bir sestir."
Hayrettin İvgin: "Coşku ve duygu yüklüdür. Şiirlerinde heyecan hâkimdir. Gerçek şahsiyetinde milliyetçidir. Sözünü dudaktan, gözünü budaktan esirgemeyen bir kararlılığa sahiptir."
4. Hayatın Acılarıyla Olgunlaşan Bir Yürek
Âşık Kemâlî, daha 11 yaşındayken patlak veren 1939 Büyük Erzincan Depremi'nde babasını ve birçok yakınını kaybetti. Hemen ardından annesinin ikinci evliliğini yapmasıyla çocuk yaşta yapayalnız kaldı. Onun bir yanının hep tebessüm, bir yanının ise hüzün kaplı olmasının sebebi bu erken yaşta tat dığı acılardı.
Çağdaşı Âşık Veysel’in gözleri görmediğinde oyalansın diye eline saz vermişlerdi; Kemâlî Bülbül ise acılarını avutmak için kaleme sarıldı. İkisi de çocuk yaşta yola çıkmıştı; tel aynı olmasa da dil ve yol aynıydı.
Âşıklık geleneğindeki "rüyada bade içme" motifi sorulduğunda esprili ve dobra bir dille: "Bana rüyada bade filan içiren olmadı. Biz badeyi doğmadan içenlerdeniz, dünyaya öyle gelmişiz," derdi. Usta-çırak ilişkisi için ise "Ben kalemin ve gönlümün çırağıyım" cevabını verirdi.
5. "Âşık Kemâlî Bülbül Kültür Evi" ve Vefa Gecesi
Samsun’a döndükten sonra tarihi Taşhan’da ufak bir oda kiraladı ve kapısına "Âşık Kemâlî Bülbül Kültür Evi" tabelasını astı. Burası şairlerin, yazarların ve üniversite hocalarının (Prof. Dr. Celal Tarakçı, Prof. Dr. Mustafa Özbalcı, Doç. Dr. Bekir Şişman, Doç. Dr. Şahin Köktürk) uğrak yeri oldu. Odada yaz kış demez, radyosunu hiç kapatmazdı. Taşhan’dan içeri girdiğinizde yükselen radyo sesi, onun orada olduğunun kanıtıydı. Maddi olarak zorlansa da bu odayı uzun süre açık tuttu ve nihayetinde zengin kitap arşivini üniversiteye vakfetti.
Samsun dışındaki aşıklarla (Hüseyin Çırakman, Sefil Selimi, Feymani, Meydani) güçlü bağları vardı. O dönem aşıklar, "Kemâlî Ağabey olmasa biz Samsun’un yolunu bilmeyiz" derlerdi. Saz çalmazdı ama söz saza geldiğinde saatlerce konuşur, şiirin gücünü ortaya koyardı. Âşık Ramazan Yavuzarslan, "Beni Kemâlî Bülbül yetiştirdi" diyerek gururlanırdı.
60. Sanat Yılı ve Tanıtım Gecesi
2011 yılında Doç. Dr. Şahin Köktürk, onun hayatını ve şiirlerini içeren 417 sayfalık dev bir kitap hazırladı. İlkadım Belediyesi’nin bastırdığı bu kitap için düzenlenen ve sunuculuğunu bizzat benim yaptığım Vefa Gecesi'nde salon tıklım tıklım dolmuştu. Sahneye çıktığında bir çocuk gibi seviniyordu. Eşine, "Teyze, şair kahrı çekmek zordur, ne hissediyorsun?" diye sorduğumda, "Bütün yorgunluğum, kırgınlığım bitti. Demek ki mücadelesi boşuna değilmiş" demişti. O gece çırakları Hasan Sancak, Ramazan Yavuzarslan, Mustafa Bilir ve Yakup Özdemir onun şiirlerini sazlarıyla çalıp söylemişlerdi.
6. Son Sefer ve Ölümünü Yaşayan Şair
Ölümün bir gün geleceğini çok iyi biliyordu. Öyle ki, vefatından yıllar önce Kıranköy Mezarlığı’ndaki yerini almış, mezar taşını kendi elleriyle diktirip üzerine adını yazdırmıştı. Bir tek ölüm tarihi eksikti.
Bedeni artık gönlünü taşıyamaz hale geldiğinde, 23 Eylül 2012 tarihinde 84 yaşında aramızdan ayrıldı. Samsun Büyük Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından, kendi hazırladığı o mezara defnedildi. Vefatından sonra İlkadım Belediyesi, evinin karşısındaki parka "Âşık Kemâlî Bülbül Parkı" adını vererek adını ölümsüzleştirdi.
O, arkasında mal mülk değil; haysiyetli bir isim, ciltler dolusu şiir ve kadirşinas dostlar bıraktı. Ruhu şad olsun.
Eserleri
-
Kırık Sesler (1946)
-
Türk Çocuklarına Ahlâkî Öğütler (1949)
-
Güzel İstanbul’dan İlhamlar (1950)
-
Kore Destanı (1950)
-
Seçim Taşlamaları (1965)
-
Kıbrıs Destanları (1975)
-
Nerdeyim? (1984)
-
Yılları Yendim (1990)
-
Sanatta 50. Şeref Yılım (1997)
-
Cumhuriyet Güzellemesi (1999)
-
Memleket Diye Diye (2003, 2006)
Âşık Kemâlî Bülbül'ün Şiirlerinden Örnekler
Vay Halime Vay
Gözümle gönlümle arası açık, Kavgaya dönerse vay halime vay, Dünya geniş olmuş kabir daracık, Kandilim sönerse vay halime vay.
Gözler bedenimde gönül de bende, Birisi yaşarken biri ölende, Ömrümün çilesi benden de önde, Gün günü yenerse vay halime vay.
Dağı dev mi deldi Ferhat değil de, Piri kim uçurdu kanat değil de, Kaybolan insan mı sanat değil de, Can kuşum tünerse vay halime vay.
Halıdan yumuşak gelir teneşir, Kimi ağlaşır kimi söyleşir, Kemâlî Bülbül’ü dört kişi taşır, Kurtulmak hünerse vay halime vay.
Yaşar Doğu’muz
(Dünya ve Olimpiyat Şampiyonu hemşehrisi Yaşar Doğu anısına)
Samsun Kavak’ının Karlı köyü var, Madeni has maden, Yaşar Doğu’muz. Tertemiz anadan babadan doğar, Boya göre beden, Yaşar Doğu’muz.
Meydanda minderde çekince peşte, Mecal mi kalırdı verilen eşte, Bükülmeyen bilek, adı güreşte, Hocalara neden, Yaşar Doğu’muz.
Avrupa’da minder yırtan, dedirten, Hasmını gözüyle tartan, dedirten, Daldıkça kuvveti artan dedirten, Salmazdı yenmeden Yaşar Doğu’muz.
Okkasında Dünya Şampiyonuydu, Adı dilden dile gezen konuydu, İbadet, itikat, şaşmaz yönüydü, Ününü ün eden, Yaşar Doğu’muz.
Kemâlî Bülbül’üm, hemşehrisiyim, Sevginin saygının en halisiyim, Sorana Kavak’ın delisiyim, Olursa müsaaden Yaşar Doğu’muz.
Nerdeyim?
Kendimi eledim inceden ince; Canlılar içinde neyim, nerdeyim? Yaradan’ım aklı-fikri verince; Anladım emrinde olan yerdeyim...
Birkaç damla sudan, kana dönmüşüm, Yüz otuz beş günde, cana dönmüşüm, Aslım Âdem, ben de O’na dönmüşüm, Büyük imtihanda, alnı terdeyim...
Güneşinde gıdam, ayında ömrüm, İndinde bir arpa boyunda ömrüm, Hissesine düşen payında ömrüm, Belki hayırdayım, belki şerdir...
Şükrüne âcizim nimetlerinin, Gözler kamaştıran ziynetlerinin, En büyük Peygamber ümmetlerinin, Safında saflanmış sadık serdeyim...
Ne mutlu nefsimle yurdu korursam, Oğlum kızım el ele örnek olursam, Gözlerim kapanmaz borçlu ölürsem, Dünya duvarında, beyaz perdeyim...
Kemâlî Bülbül der, vasiyetimdir, Bıraktığım miras, haysiyetimdir, Boyun büken bir dul, birkaç yetimdir, Dönüşü olmayan, son seferdeyim...


