Bir Karakter ve İlim Dehası: Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil
AHMET SEVEN - SAMSUN BÜLTEN
Dünya sahnesi nice insanlar ağırlar; kimileri sessizce göçer gider, kimileri ise geride bıraktığı izlerle zamanı ve mekânı aşar. İşte o ölümsüz isimlerden biri, bağrından çıktığı Samsun’un, Çarşamba’nın gururu; kalemin, kelamın ve fikrin sarsılmaz kalesi Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil’dir.
Hani derler ya; "Beden ölür, ten çürür, fakat eserler ölmez." Başgil, sadece yazdığı kitaplarla değil, dalgalı fırtınalar karşısında dik duran o asil karakteriyle bugün hâlâ aramızda, tam yanı başımızda yaşamaya devam ediyor.
Çarşamba’dan Paris’e Uzanan Bir İlim Yolculuğu
Bölükbaşıoğulları’ndan Hâfız İbrâhim Efendi’nin torunu, Mehmed Şükrü Efendi’nin oğlu olarak Çarşamba’da başlayan bu hayat hikâyesi, baştan sona bir azim ve adanmışlık destanıdır. 1914 yılında, vatanın ufuklarını kara bulutlar kapladığında, henüz genç bir talebeyken tahsilini yarıda bırakıp Kafkas cephesinde dört yıl boyunca yedek subay olarak siperden sipere koşan bir mücadele adamından bahsediyoruz.
Cephedeki barut kokusunun ardından, ilme olan sevdası onu Paris Buffon Lisesi’ne, ardından Grenoble Hukuk Fakültesi’ne sürükledi. Paris Hukuk Fakültesi’nde “Boğazlar Meselesi” üzerine yazdığı tezle doktor unvanını alırken; Paris Siyasî İlimler Okulu, Edebiyat Fakültesi ve Lahey Devletler Hukuku Akademisi diplomalarıyla heybesini tam bir deha gibi doldurarak 1929’da anavatana döndü.
Unvanların Ötesinde Bir Hukuk Abidesi
Türkiye’de ilk defa İş Hukuku dersini ihdas eden, dekanlıklar yapan, Hatay Anayasası’nı hazırlayıp Cenevre’de Milletler Cemiyeti’nde Türk heyetinin hukuk müşavirliğini üstlenen Başgil, 1939 yılında Ordinaryüs Profesörlük payesine erişti. Ancak onun büyüklüğü sadece bu akademik unvanlarında değil, o unvanların hakkını veren "haysiyet ve vakarında" gizliydi.
27 Mayıs 1960 İhtilâli’nin o karanlık günlerinde, Millî Birlik Komitesi tarafından üniversiteden uzaklaştırılan 147 öğretim üyesinden biriydi. Sonradan özel kanunla hakları iade edilse de o, bunu bir akademik haysiyet meselesi yaptı ve "Adaletsizliğin olduğu yerde hocalık yapmam" diyerek üniversiteye dönmedi, emekliliğini istedi.
Namlunun Gölgesinde Dik Bir Duruş
Ali Fuat Başgil, sadece bir fildişi kule aydını değildi; aksine aksiyon adamıydı. 1961 yılında memleketi Samsun’dan bağımsız olarak senatör seçildi. Milletin sinesinden yükselen ses, onu Cumhurbaşkanlığı adaylığına taşıdı. Ancak darbe rejiminin, silahların ve dipçiklerin gölgesinde hürriyeti savunan çevrelerin baskısıyla, sırf ülkesi bir kaosa sürüklenmesin diye adaylıktan ve senatörlükten istifa etmek zorunda bırakıldı.
Tehditlere, hapis istemlerine ve sürgünlere rağmen fikrinden, zikrinden ve doğrusundan asla taviz vermedi. Batı’nın hürriyetçi düşüncesini İslam’ın sarsılmaz ahlakıyla harmanlayan Başgil; din, laiklik ve hürriyet üzerine yazdığı eserlerle tabuları yıktı, tartışmalar açtı ve her daim hakkı haykırdı.
Gelecek Nesillere Rol Model: "Başgil Kültürü"
Bugün onun adı sadece tarih kitaplarında bir satır başı değil. Memleketi Çarşamba’da adını taşıyan Ali Fuat Başgil Hukuk Fakültesi başta olmak üzere, yurdun dört bir yanındaki okullarda ve kurumlarda ismi ve fikirleri geleceğin hukukçularını, idarecilerini yetiştiriyor.
Gençliğin yönünü kaybettiği, değerlerin aşındığı günümüz dünyasında Başgil; bir rol model, bir karakter abidesi olarak önümüzde durmaktadır. Ondan öğreneceğimiz çok ders var:
-
İlimde zirveye ulaşırken vatan sevgisinden ödün vermemek,
-
Makam ve mansıp uğruna şahsiyetten taviz vermemek,
-
Doğru bildiğini, gerekirse bedel ödeyerek de olsa savunabilmek.
17 Nisan 1967’de fani dünyaya veda eden ve Karacaahmet Mezarlığı’nda ebedi istirahatgâhında uyuyan hocaların hocası, bu milletin ruh kökünde aksiseda bulmaya devam ediyor.
Samsun’un bağrından çıkıp dünyaya mal olan bu büyük dehayı, vefatının yıl dönümlerinde ve her anımızda rahmet, minnet ve derin bir saygıyla anıyoruz. Onun meşalesi, Samsun’dan tüm dünyaya ışık saçmaya devam edecek.


