Modanın Esareti ve Kıyafet Ahlakı

Modanın Esareti ve Kıyafet Ahlakı

AHMET SEVEN - SAMSUN BÜLTEN

Her toplum, asırların imbiğinden süzülerek gelen bir değerler manzumesiyle ayakta kalır. Bu değerlerin en görünür, en somut yansıması ise şüphesiz kamusal alandaki duruşumuz, yani kıyafet ahlakımızdır. Kamusal alanlar; ortak yaşamın, karşılıklı saygının ve görgü kurallarının hüküm sürdüğü mukaddes alanlardır. Ancak son yıllarda sokaklarda, meydanlarda şahit olduğumuz manzara, artık ne modernlikle ne de çağdaşlıkla izah edilemeyecek bir noktaya ulaşmıştır. Üzülerek ifade etmeliyim ki, bugün karşı karşıya olduğumuz durum tek kelimeyle bir kıyafet rezaletidir.

Gelinen bu raddenin Avrupa ülkelerinde bile örneğine rastlamak neredeyse imkânsızdır. Elbette bu serzenişe farklı yaklaşımlar, itirazlar gelecektir; lakin her şeyin bir hududu olduğu gibi, toplumsal alanda var olmanın da bir sınırı olmalıdır. Küresel sermayenin güdümündeki moda sektörü daha çok para kazanmak istiyor diye, bu aziz milletin evlatları hayasını, ahlakını ve nezaketini kurban edemez. Yaşanan bu sınırsızlığı, bu kuralsızlığı "kıyafet özgürlüğü" şemsiyesi altına gizleyerek meşrulaştırmaya çalışmanın mantıki hiçbir tabanı yoktur. Özgürlük, başkalarının hakkını, hukukunu ve en önemlisi toplumsal huzuru ihlal etmeye başladığı yerde biter.

Gözlemliyoruz ki, bazı bölgelerdeki bu dizginsiz tarz, Cannes Film Festivali’ndeki o abartılı sahneleri bile gölgede bırakacak bir teşhirciliğe dönüşmüş durumda. Bu pespayeliği sergileyenlere modern literatürde "cesur" yakıştırması yapılıyor. Hayır, bunun cesaretle uzaktan yakından bir ilgisi yoktur! Bu olsa olsa hayasızlıkla, ahlak yoksunluğuyla, hatta derin bir manevi sağlık sorunuyla açıklanabilir. Şahsi kanaatimce; akıl sağlığı yerinde, zihni ve kalbi dengede olan bir insanın, bu derece absürt ve edep dışı kıyafetlerle sokağa çıkıp arz-ı endam edebilmesine akıl sır erdirmek mümkün değildir.

Dahası, bu yarayı kanatan en hüzünlü manzara ise, inanç ve geleneklerine bağlı, tesettürlü ailelerin yanında bu derece savrulmuş, öz değerlerinden kopmuş evlatları görmektir. İnsan bedeni, yaratıcının kuluna bahşettiği en mukaddes emanettir; insanın onurudur, haysiyetidir. Beden, sokak ortasında gelip geçene sunulan bir vitrin, bir teşhir alanı değildir.

Bu çürümeye karşı yükselen haklı itiraz ve tepkilere, "Benim kalbim temiz" diyerek ucuz savunma mekanizmaları geliştirenlere verilecek cevap nettir: Kalbi gerçekten temiz olanlar, o kalbin aynası olan bedenlerine de nezaketli, dürüst ve vakur davranmak zorundadır. İnsanı yüceltecek olan, fani bedenini cömertçe sergilemesi değil; beynini, aklını, fikrini ve edebini öne çıkartmasıdır. Modanın kölesi olmak yerine, aklın ve ruhun efendisi olmak gerekir.

Bu vesileyle, şöhretlerini ve ekran yüzlerini kullanarak toplumsal ahlakın seyrini dinamitleyen, podyumlarda, dizi filmlerinde ve sahnelerde rezil kıyafet tarzlarıyla arz-ı endam eden sözde sanatçıları, onları teşvik eden taşeronları da şiddetle kınıyorum. Sanat, toplumun ruhunu inceltmek içindir; nefisleri körüklemek için değil.

Modanın ve dayatmaların esaretinden sıyrılıp, kendi millî ve manevi bilincimizle, edep ve haya dairesinde hareket edeceğimiz vakur günlerin özlemiyle...

Ahmet SEVEN

Samsun Bülten

  • #AhmetSeven

  • #SamsunBülten

  • #KıyafetAhlakı

  • #ToplumsalDeğerler

  • #ModaEsareti

  • #AhlakYozlaşması

  • #GörgüKuralları

  • #KültürEleştirisi

  • #KöşeYazısı

  • #EdepVeHaya

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.