Meydan Okuyorum: Sendika-Kooperatif İlişkisini Konuşalım

Meydan Okuyorum: Sendika-Kooperatif İlişkisini Konuşalım

YILDIRIM DEMİRCİ

Canlı yayında “Aksini iddia eden varsa ben Ali Yalçın’ım, buradayım.” dediniz. Ben de diyorum ki; “Evet, aksini iddia ediyorum. Ben Yıldırım Demirci’yim ve buradayım. İstediğiniz televizyon kanalında, kamuoyunun huzurunda Sendika-Kooperatif ilişkisini konuşalım.” Eğer söylediklerinize güveniyorsanız, buyurun meydan!

Yargı sürecinde beklediği sonuçları alamayan Ali Yalçın’ın telaşı artık gizlenemez hâle gelmiştir. Süreç ilerledikçe sözleriyle gerçekler arasındaki mesafe büyümekte, büyüdükçe de panik daha görünür hâle gelmektedir.

Öyle ki sendikanın örgütsel gücünü, maddi imkânlarını ve insan kaynağını bir üyesinin peşine düşmek için seferber etmekten çekinmemiştir. Bakanlık koridorlarında dosya takip ederek, bir sendika genel başkanına yakışması gereken temsil ve mücadele görevini bırakıp kişisel hesaplaşmaların peşine düşmüştür.

Buradan açıkça soruyoruz:

Bir üyesiyle bu denli uğraşmayı kendisine vazife edinen bir anlayış, milyonlarca memurun hakkını nasıl savunacaktır?

Bakanlık koridorlarından istediği sonucu alamayan Ali Yalçın’ın, kamuoyuna her fırsatta “ilgim yok, ilişkim yok, bağım yok” dediği Paraf Yapı Kooperatifi üzerinden idari soruşturma raporuna ulaşması ise cevap bekleyen çok daha büyük soruları beraberinde getirmektedir.

Eğer ortada hiçbir bağ yoksa bu rapor nasıl elde edilmiştir?

Eğer hiçbir ilişki yoksa bu süreç nasıl işletilmiştir?

Daha da önemlisi, üyelerinin konut ihtiyacını karşılamak amacıyla kurulan bir kooperatifin, TOKİ tarafından sağlanan imkânları kullanarak lüks konut projelerine yönelmesi kamu vicdanında ciddi soru işaretleri oluşturmaktadır.

İşin en dikkat çekici tarafı ise Memur-Sen yönetiminin yıllardır dile getirdiği ilkesel söylemler ile ortaya çıkan tablo arasındaki çelişkidir.

Memur-Sen yönetimi, 2018 yılında aldığı kararla sendika adının ve kurumsal kimliğinin kooperatif faaliyetlerinde kullanılmasına izin verilmediğini ifade etmektedir.

Peki, o hâlde şu soruların cevabı nedir?

Sendika yöneticileri neden aynı zamanda kooperatif yöneticisidir?

Sendikal sorumluluk taşıması gereken isimler neden enerjilerini kooperatif faaliyetlerine ayırmaktadır?

Eğer ortada açık bir ilke kararı varsa, bu ilkeye aykırı hareket edenler hakkında neden hiçbir işlem yapılmamaktadır?

Ekranlarda ve sosyal medya platformlarında kooperatif-sendika çelişkisini eleştirenlere “şerefsiz, haysiyetsiz, alçak, ahlaksız ve ahlaksızlığın daniskası” denilerek ağır hakaretlerde bulunuluyor.

Korunan marka statüsündeki Memur-Sen’imizin vakarına yakışır bir şekilde diyoruz ki;

Asıl ahlaksızlık, milyonlarca vatandaşımız kirada otururken kooperatif üzerinden ikişer, üçer, beşer, onar hatta altmış altı konut almaktır.

Asıl ahlaksızlık memurlar için yapılan kooperatif hissesinden memur olmayan sendika genel başkanın oğlunun hisse sahibi olmasıdır.

Asıl ahlaksızlık fakir, fukara, garip gurabanın bir ev sahibi olma hayalini kurduğu ve tüyü bitmemiş yetimin hakkı olan TOKİ arazisine lüks konut yapmaktır.

Bugün hâlâ ekranlardan “Ortada villa yok” deniyorsa, vatandaş da doğal olarak gördüğü manzaraya bakıp şu soruyu sormaktadır:

Bu millet kendi gözlerine mi inanacak, yoksa yapılan açıklamalara mı?

Hiçbir algı çalışması gerçeğin üzerini sonsuza kadar örtemez.

Bu nedenle son sözümüz nettir:

Canlı yayında “Aksini iddia eden varsa ben Ali Yalçın’ım, buradayım.” dediniz.

Ben de diyorum ki;

Evet, aksini iddia ediyorum.

Ben Yıldırım Demirci’yim ve buradayım.

İstediğiniz televizyon kanalında, istediğiniz moderatörün karşısında, kamuoyunun huzurunda “Sendika-Kooperatif” ilişkisini tüm yönleriyle konuşalım.

Eğer söylediklerinize güveniyorsanız, buyurun meydan.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.