Kavak: Milli Mücadele’nin Adının Konulduğu Kasaba
Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları, Kavak’taki nahiye binasına geçerek bir süre dinlendiler. Kasabalarına bir paşanın geldiğini duyan Kavak halkı, kısa sürede nahiye binasının önünde ve içinde Mustafa Kemal'in etrafında toplandı.
Mustafa Kemal Paşa'nın karşısında Kavak’ın ileri gelenlerinden Aziz Bey, Akaloğlu Yusuf Bey, Canbolatoğlu Ekrem Bey, Nahiye Müdürü ve yöre halkı bulunuyordu. Kavak'ın zenginlerinden, yaşı yetmişe dayanmış olan Akaloğlu Yusuf Bey, saygıyla sordu: — Çay mı kahve mi buyurursunuz Paşam?
Mustafa Kemal Paşa: — Hava soğuk, çay içelim, dedi.
"Ne Haldesiniz Bakalım?"
Çaylar yudumlanırken Mustafa Kemal Paşa, halkın nabzını tutmak üzere konuşmaya başladı: — Ne haldesiniz bakalım? — Sorma Paşam... Eziyet çekiyoruz elbet. Eşkıyanın aman verdiği var mı? — Peki, hükümetin imzaladığı mütarekeden (Mondros) memnun musunuz? — Hayır Paşam. — Sebep? — Düşman içimizde yaşıyor ve onları engelleyen, cezalandıran kimse yok. Bizler ise bu merhametsiz ve gaddar çetelerle tek başımıza başa çıkacak durumda değiliz. — Pekâlâ, ne yapmak fikrindesiniz? — Bizi düşünen, derdimize çare bulacak olan kumandanlarımız, büyüklerimiz ne emrederlerse onu yapmaya hazırız.
Bu cevap üzerine Mustafa Kemal Paşa, asıl niyetini ve tarihin akışını değiştirecek o can alıcı soruyu sordu: — Eğer ben, memleketimizi çiğneyen düşman kuvvetlerini toprağımızdan sürüp atmak ve vatanı hakiki istiklaline kavuşturmak için bir hareketin başına geçecek olursam, içinizden hanginiz beni destekler?
"İki Yüz Adamımla Emrinizdeyim Paşam!"
Bu sözler üzerine Canbolatoğlu Ekrem Bey hemen yerinden fırladı. Mustafa Kemal Paşa'yı askerce selamladıktan sonra gür bir sesle haykırdı:
“Şu saniyeden itibaren iki yüz adamımla emrinizdeyim Paşam!”
Kavaklılar arasından Akaloğlu Yusuf Bey ise bu kararlılığı şu sözlerle perçinledi:
“Bu uğurda icap ederse dedelerimizden kalma paslı silahları da yağlar, öne atılırız. Yetti gayrı!”
Bu sözler odada büyük bir heyecan ve kaynaşma yarattı. Kavak halkının bu kararlı ve cesur duruşu, Mustafa Kemal Paşa’nın geleceğe dair ümitlerini ve inancını katbekat artırdı. Böylece, Kurtuluş Savaşı'nın ilk kıvılcımlarının ateşlendiği ve adının konulduğu yer Kavak kasabası oldu.
Kavak halkının bu samimi duruşundan derinden duygulanan Mustafa Kemal Paşa: — Allahaısmarladık. Ben Havza'ya gidiyorum. Sizler hemen burada bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurunuz ve bana da bilgi iletiniz. Vatanın kurtuluşu için birleşmek şarttır, diyerek oradakilerin tek tek elini sıktı ve vedalaştı.
Canbolatoğlu Ekrem Bey, emrindeki atlı süvarilerle birlikte Mustafa Kemal Paşa'yı Havza'ya kadar koruyarak yolcu etti. Bu plansız gibi görünen toplantı, aslında Milli Mücadele’nin ilk örgütlü çağrısı; Ekrem Bey de bu çağrıya ilk olumlu yanıtı veren kahraman olarak tarihe geçti.
Havza Yolunda İlk Marş: "Dağ Başını Duman Almış"
Kavak'tan ayrılan eski otomobil, yol boyunca birkaç kez daha arızalandı. Güçlükle yapılan onarımların ardından, Havza’nın Karageçmiş köyü yakınlarındaki sert dönemeçte araç bir kez daha stop etti. Mustafa Kemal Paşa, hem vakit kaybetmemek hem de yol arkadaşlarına moral vermek amacıyla Havza’ya yürüyerek gitmeye karar verdi.
Yanındaki İbrahim Tali (Öngören), Refik (Saydam) ve Kâzım (Dirik) beylere dönerek, “Size yorulmanızı engelleyecek bir çare tavsiye edeyim. ‘Dağ Başını Duman Almış’ marşını bilir misiniz?” diye sordu.
Aslında yanındakilerin hiçbiri bu marşı daha önce duymamıştı. Mustafa Kemal Paşa, gür ve dinç bir sesle yürüyüş temposuna uygun olarak marşı okumaya başladı:
Dağ başını duman almış, Gümüşdere durmaz akar, Güneş ufuktan şimdi doğar, Yürüyelim arkadaşlar…
Bu sırada otomobilin yeniden tamir edildiği haberi gelince heyet arabaya binerek Havza yolculuğuna devam etti.
İlk Kıvılcımın Kahramanı: Canbolatoğlu Ekrem Bey
Milli Mücadele'nin bu ilk safhasında öne çıkan Canbolatoğlu Ekrem Bey, Kafkasya’dan göç ederek Samsun’un Kavak nahiyesine bağlı Karlı köyüne yerleşen Çerkes asıllı bir ailenin çocuğudur. Babasının adı Canbulat Bey’dir.
Mondros Mütarekesi imzalandığı dönemde, resmi bir görev olarak Samsun-Havza Posta Müteahhitliği yapıyor ve devletin resmi postalarını taşıyordu. Mütareke sonrasında bölgedeki Türklere yönelik Rum çetelerinin saldırıları ve tedhiş hareketleri artınca, Ekrem Bey çevresindeki vatansever gençleri silahlandırarak örgütlü bir direniş başlattı.
İşgalcilerin ve Çetelerin Hedefi Oldu
Ekrem Bey’in bu milli faaliyetleri, düşman unsurlarını rahatsız etmekte gecikmedi:
- 22 Şubat 1919: Samsun’dan Kavak'a giderken Susuzhan mevkisinde Rum eşkıyalarının pususuna uğradı. Bu suikast girişiminde sürücüsü şehit oldu, ailesi ise yaralandı.
- Şikâyet Telgrafları: Bu saldırıdan sonuç alamayan Samsun Rum Metropoliti Permanos Efendi, Ekrem Bey’i etkisiz hale getirebilmek için İstanbul Hükümeti’ne asılsız şikâyet telgrafları gönderdi.
11 Mart 1919 tarihli telgrafta Rum Metropoliti şöyle diyordu: "İttihatçıların Samsun, Amasya, Havza ve Merzifon civarında İslam halkına silah dağıttığı, gayrimüslimleri korkutarak ahali arasında nifak çıkarmaya çalıştıkları; özellikle Kavak bölgesinde 'Ekrem Bey' adında bir çete reisinin etrafına topladığı silahlı adamlarla Rumları katledip köyleri yağmaladığı, mahalli hükümetin ise buna göz yumduğu..."
Metropolit Permanos, 20 Mart 1919 tarihli bir başka telgrafında ise 200’e yakın askerin 3 subayla birlikte firar ederek dağa çıktığını, sığınaklar kazdığını ve bu grubun Kavaklı Ekrem Bey ile iş birliği içinde olduğunu iddia ederek Osmanlı Hükümeti'ne baskı yapmaya çalışıyordu.
Şehadeti
Bölgenin güvenliği ve milli direniş için gecesini gündüzüne katan Canbolatoğlu Ekrem Bey, 22 Temmuz 1919 günü arkadaşlarıyla birlikte devletin resmi postasını taşırken Lâdik bölgesinde Rum-Pontus çeteleri tarafından yolu kesildi. Çıkan şiddetli çatışmada kahramanca savaşarak şehit düştü.
Naaşı, doğduğu yer olan Kavak’ın Karlı köyüne defnedildi. Milli Mücadele'ye "ilk selamı" veren ve "ilk sözü" veren bu kahraman, vatan toprağında ebedi istirahatgâhında uyumaktadır.

