Kavak’ın Kalbindeki Uyuyan Dev: Kaledoruğu Höyüğü
AHMET SEVEN - SAMSUN BÜLTEN
Samsun-Ankara kara yolunda ilerlerken Kavak ilçe merkezinin hemen kuzeyinde tüm heybetiyle yükselen o dik ve konik tepeyi görmüşsünüzdür. Çoğumuzun yanından geçip gittiği, belki sadece "eski bir kale kalıntısı" diye baktığı o tepe, aslında bölgenin hafıza kartı, tarihin sessiz tanığıdır: Kaledoruğu Höyüğü.
Ancak bugün Kaledoruğu, hak ettiği ilgiden mahrum, kendi kaderine terk edilmiş bir hazine gibi duruyor. M.Ö. 3500’lü yıllara, yani günümüzden tam 5500 yıl öncesine dayanan bir geçmişten bahsediyoruz. Dile kolay; Hitit, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı... Medeniyetler birbirinin üzerine kat çıkmış, Kaledoruğu ise hepsine ev sahipliği yapmış.
Burası sadece bir toprak yığını değil, bölgenin tarihsel "beyni" konumundadır. Hititler döneminde bir garnizon görevi üstlenmiş, ticaret yollarının güvenliğini sağlamış stratejik bir merkezdir. Çorum için Hattuşa ne anlam ifade ediyorsa, Samsun ve Kavak için de Kaledoruğu aynı potansiyele sahiptir.
Maalesef tarihimize karşı gösterdiğimiz bu "atalet" üzüntü verici. İlk ciddi kazılar 1940-1942 yıllarında yapılmış, İlk Tunç Çağı’na dair muazzam veriler elde edilmiş ancak o günden bu yana bölge adeta bir kış uykusuna yatırılmıştır. 80 yıldır süren bu sessizlik, Kavak’ın ve Samsun’un turizm geleceğinden çalınan 80 yıl demektir.
Samsun’un "Göbeklitepe"si Olabilir mi? Evet, bu iddia hiç de abartılı değil. Eğer Kaledoruğu’nda modern arkeolojik yöntemlerle kapsamlı kazılar başlatılır ve eş zamanlı olarak çevre düzenlemesi hayata geçirilirse, burası Samsun’un turizmdeki parlayan yıldızlarından birisi olur.
-
Turizm Potansiyeli: Ankara-Samsun yolu üzerindeki konumu, burayı her gün binlerce insanın geçiş güzergahında bir "durak noktası" haline getirir.
-
Kültürel Miras: Kalkolitik Çağ’dan Osmanlı’ya uzanan kesintisiz yaşam izleri, bilim dünyasının gözünü buraya çevirmesini sağlar.
-
Ekonomik Canlanma: Turistin bölgeye girmesi demek, Kavak esnafının, yerel üreticinin ve dolayısıyla tüm Samsun’un kazanması demektir.
Kaledoruğu’nu kendi haline bırakmak, bu toprakların bize sunduğu bir mirası ihmal etmektir. Artık "envanterde kayıtlı" bir yer olmanın ötesine geçilmeli; kazma vurulmalı, tarih gün yüzüne çıkarılmalı ve bu alan bir arkeopark projesiyle taçlandırılmalıdır.
Kavak, sadece "kaz tiridi" ile değil, binlerce yıllık köklü geçmişiyle de anılmayı hak ediyor. Kaledoruğu uyandırılmayı bekliyor. Bu uyuyan devi ayağa kaldırmak hem tarihimize borcumuz hem de geleceğimize yatırımımızdır.
Unutmayalım; hafızasını yitiren şehirler, geleceğini de inşa edemezler.



