KAPININ ARDINDA Kİ İHTİYARLIK

KAPININ ARDINDA Kİ İHTİYARLIK
Hani bir sözü vardır, eskilerin “ben senin köyüne gelemem ama sen benim köyüme geleceksin “ yaşlıların da sıklıkla gençlere söylediği bir sözdür. 
İnsanoğlunun doğumdan ölüme kadar ki olan süreçte en fazla hayatı sorguladığı dönem sanırım yaşlılığı oluyor. 
Geriye dönüp bir şey yapamasa da geçmişe dönük hatalarını yaşanmışlıklarını ya da yaşanmamışlıklarını tarttığı, kendince yorumladığı, hesaplaştığı ve bu süreci  yakında ve yöresindeki evlatlarına, torunlarını ya da gençlere ders niteliğinde anlattığı bir dönem. 
Ama maalesef ki insan anlatılanı dinleyip ders çıkararak değil. Yaşayarak öğreniyor hayatı. 
Onlarla aynı yollardan geçip, aynı hataları yapıyoruz ve bir bakıyoruz biz kendimizi anlatırken buluyoruz..
. “Ben senin yaşındayken bize de büyüklerimiz demişti ama dinlememiştik… “ 
Her insan Doğduğu büyüdüğü evden, onu dünyaya getiren, yetiştiren , koşulsuz seven kollayan, yaşamını ona adayan ailesinden günün birinde ayrılıp kendine yeni bir düzen ve dünya kuruyor. Doğal olarak olması gereken de bu. Kendimize ait yeni dünyamızı kurarken,  bazen bizi bugünlere getiren ailemizi bu yeni dünyamızın dışında tutup onlardan uzaklaşıyoruz. 
Hayat ne acımasız değil mi hepimiz şöyle bi dürüstçe kendimizi sorgulasak önce  benim kendi ailem, kendi yaşamım deriz eminim çoğunluğumuz. 
Ama bir anne baba ölene kadar önce çocuğum der. Bu bir sarmal, bir döngü aksi olduğu hiç görülmemiş.  
Ebeveynlerimizin  bizler yuvamızı kurunca istedikleri tek şey evimizin içinde mutlu olmamız , onları da ihmal etmememiz ve onları bir yük gibi görmememiz.  
Yaşımız kaç olursa olsun baba evine gidince hepimiz çocuk olmuyor muyuz. Bir düşünün koca koca insanlarız ama hala annelerimiz etrafımızda döner, evine gidince hemen aç mısın deyip yemek hazırlar, meyve soyar önüne koyar, hasta mısın der ıhlamur kaynatır, yorgun musun der sırtına yastık koyar ve çocukken sabaha kadar başını beklediği yetmez gibi oturduğun yerde uyuyuverirsen üstünü örter, televizyonun sesini kısar.  Baban otoritesini hala korur ama varmı bir derdin sıkıntın diye seni yoklar. Her şey yolunda mı bir ihtiyacın var mı diye sorar. 
İnsanı böyle bi anne, babası sever, korur kollar hayatı boyunca. 
Ve biz ölene kadar yalnız onlara böyle nazlanırız. Ve maalesef ki benim hayatım deyip yine ilk önce onlardan vazgeçer önce onları kırarız.
Bazen hayat şartları öyle noktaya getirir ki 
Bir evin  içinde yapayalnız yaşamaya mahkum olurlar,  senede bir iki görürüz, haftada, ayda bir konuşuruz, hep bi önceliğimiz vardır , işlerimiz vardır, bitmek bilmeyen koşturmacalarımız vardır.  Ama onlar her zaman camın önünde, telefonun başında beklerler bizi. Onlara ayıracağımız zamanın bir küçük kırıntısını beklerler hiç ses çıkarmadan gözleri yolda elleri semada dilleri bize duada. 
En çok da Bayram sabahları gözleri kapıda yürekleri heyecanla beklerler bizi.  Limon kolonyası ve şekerler hazır. Elleri öpülsün, sırtlar sıvazlansın ve o meşhur kelam edilsin. El öpenlerin çok olsun, çok bayramlar göresin. Onların Bayramı kapıları çalınıp, elleri öpüldüğünde gelir. 
Bazen yollar bahane olur, bazen işler, bazen zaman. O kapı çalınmaz, o el öpülmez. Aman canım teknoloji var gidebileceğin mesafeyi görüntülü ararsın. Şeker öksüz kalır, kolonya kokmaz ve bayram gelmez o eve. Onların her daim önceliği bizken, onlar kendilerine zaman ayırmamızı, fırsat yaratmamızı beklerler. 
Ve biz bu duyguyu ancak onların köyüne geldiğimizde anlarız. 
Hala fırsatımız varsa, kapılarını çalabileceğimiz büyüklerimiz, akrabalarımız varsa, şekerleri öksüz bırakmayalım, evlerini şenlendirelim, yüzlerini güldürelim. 
Bu onlar kadar bize de iyi gelecektir. 
Nerede o eski bayramlar demek yerine eskileri ziyaret edelim ne dersiniz.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.
  • Selma Ongün 22 Mart 2026 10:47

    Neguzel yorumlamışsinız Hilal hanım hayatın gerçeğini teşekkür ederim iyi bayramlar diliyorum....