İFTAR DAVETLERİN DEKİ YANLIŞLIKLAR

İFTAR DAVETLERİN DEKİ YANLIŞLIKLAR
Ramazan ayı gelince insanın içi bir başka olur. Bir yanımız “Bu yıl susayım, uzaktan izleyeyim” der; diğer yanımız ise gördüklerine kayıtsız kalamaz. Çünkü Ramazan sadece takvimde bir ay değil, vicdanın ayağa kalktığı, kalbin hesaba çekildiği bir mevsimdir.
Bugün iftar programlarına baktığımızda ise iki ayrı Ramazan manzarası görüyoruz. Bir tarafta gösterişli salonlar, protokol masaları, özenle hazırlanmış davet listeleri… Diğer tarafta ise mütevazı sofralar, sessizce açılan hurmalar, mahcup bir şükür.
Ticari kuruluşlar iftar veriyor; davetliler genellikle iş dünyasının seçkin isimleri. Siyasi yapılar iftar veriyor; katılanlar çoğunlukla zaten her gün bir arada olan teşkilat mensupları. Dernekler, vakıflar iftar düzenliyor; masalar çoğu zaman kendi üyeleriyle dolu. Elbette bir araya gelmek, kaynaşmak güzeldir. Fakat Ramazan’ın ruhu sadece aynı çevrenin bir araya gelmesi midir?
Ramazan; davet listesinin daraldığı değil, genişlediği aydır.
Ramazan; statünün değil, secdenin eşitlediği aydır.
Ramazan; “kimler gelecek?” sorusundan önce “kimler gelemiyor?” sorusunu sorduran aydır.
İslam geleneğinde infak, paylaşmak ve gözetmek esastır. Peygamber Efendimiz Muhammed’in hayatına baktığımızda, sofraların en kıymetlisinin içinde ihtiyaç sahibinin bulunduğu sofralar olduğunu görürüz. Rivayetlerde, davetlerin en hayırlısının fakirin çağrıldığı; en hayırsızının ise sadece zenginlere mahsus olanı olduğu ifade edilir. Bu ölçü, sadece bireysel sofralar için değil, kurumsal organizasyonlar için de geçerlidir.
Bugün bazı iftar organizasyonları ne yazık ki birer sosyal vitrin hâline gelebiliyor. Fotoğraflar çekiliyor, paylaşımlar yapılıyor, masalar dolup taşıyor. Fakat o sofralarda gerçekten darda olan, eli dar olan, belki de iftara ne koyacağını düşünen kaç kişi var? Eğer bir şehirde varlıklı değilseniz, makam mevki sahibi değilseniz birçok davetin kapısı size kapalıysa, burada Ramazan’ın ruhunu yeniden düşünmek gerekmez mi?
Elbette herkes iftar çadırına da gidebilir; bunda bir eksiklik yoktur. Aksine, iftar çadırları çoğu zaman samimiyetin en saf hâline şahitlik eder. Ancak mesele mekân değil, niyettir. Mesele; fakiri ayrı bir yere yönlendirip elit sofraları başka yerde kurmak değildir. Asıl mesele, o sofraları aynı hizada kurabilmektir.
Ramazan ayı bize şunu öğretir:
Aç kalmakla fakiri anlamayı,
Paylaşmakla çoğalmayı,
Geri planda kalmakla arınmayı…
Eğer iftar organizasyonları sosyal ayrışmayı derinleştiriyor, aynı çevrelerin kendi içinde dönüp durduğu etkinliklere dönüşüyorsa, burada bir muhasebe şarttır. Ramazan gösteriş ayı değil, tevazu ayıdır. Davet; protokole değil, gönle yapılmalıdır.
Belki de yeniden şu soruyu sormalıyız:
Soframızda kim eksik?
Eğer o eksik olan, imkânı kısıtlı olan, sesi az çıkan, davet edilmeyi beklemeyecek kadar mahcup olan kişiyse; işte o zaman Ramazan’ın bize söylemek istediğini henüz tam duymamışız demektir.
Ramazan; elit sofraların değil, adaletli sofraların ayıdır.
Ve en bereketli iftar, içinde fakirin duası olandır.

Selam ve dualarımla

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.