Güzel İnsanlar, Güzel Atlara Binip Gitmeden Önce...

Güzel İnsanlar, Güzel Atlara Binip Gitmeden Önce...

Zamanın amansız çarkı döndükçe, ruhumuzu besleyen o köklü hasletlerin, hayatın hengamesi arasında birer birer avuçlarımızdan kayıp gittiğini hüzünle müşahede ediyoruz. Bir zamanlar hayatımızın merkezinde yer alan, insanı insan kılan muazzam bir ölçümüz vardı: Adab-ı muaşeret. O dönemlerde toplumun her ferdi, birbirine hürmeti en mukaddes vazife bilir; adeta kalpten kalbe kurulan köprülerin mimarlığını yapardı.

Meclisler, sadece insanların bir araya geldiği mekanlar değil; arif olunup kelam dinlenen, basiretin ve hikmetin harmanlandığı irfan yuvalarıydı. "El iki söylerse, biri söylenirdi" fehvasınca, sözün ağırlığı çokluğunda değil, derinliğinde aranurdu. Herkes "Üslub-u beyan, ayniyle insan" sırrını kendine ayna yapar, dilinden dökülen her kelimenin, kendi ruhunun ve ahlakının bir akrebi olduğunu bilirdi.

O meclislere edeple girilir, edeple oturulur, edeple konuşulur ve nihayetinde yine edeple ayrılınırdı. Oradakiler alelade birer tanıdık değil, birbirinin sırdaşı, yareni ve gönüldaşıydı. Dost dostunu incitmekten öyle hicap duyardı ki; konuşurken adeta kırılgan bir cam üzerinde yürüyormuşçasına her kelime ince elenip sık dokunurdu. Bugün baksak, her biri hayat yolculuğumuzun birer işaret taşı olan o asil davranışların her birinden ciltler dolusu kitaplar tevil edilirdi. İnsanlar birbirinin derdine ortak olur, sızlayan bir yara gördü mü ona merhem olmak için yarışırlardı. İşte bu yüzden onlara "kitap gibi insan" denilirdi.

Bir "kalem efendiliği", bir "kelam efendiliği" vardı ki, bugün hasretle yad ediyoruz. Bu asil duruş, hayat sahnesinde "beyefendi" tabiriyle vücut bulurdu. Beyefendi; nerede, nasıl davranacağını bilen, nezaketini zırh gibi kuşanan kibar insandı. Onun konuşması da sıradan bir lakırdı değil, bir "kelam-ı kibar" idi. Nerede edep varsa orada edebiyatta vardı. Dolayısıyla toplum nazarında kelamına da, özüne de itibar edilirdi. Gönül deryası öylesine doluydu ki, dil sadece o ummanın tercümanlığını yapardı. İnsanların yegane gayesi, şu fani gökkubbede bir "hoş sada" bırakabilmekti. Ses vardı elbette, lakin gürültü asla yoktu. Derin bir his vardı ama kuru öfkeye yer yoktu. Konuşan dikkatle dinlenir, dinleyenler adeta birer "fikir avcısı" maharetiyle o güzel düşünceleri yakalayıp sinesine sarardı. İşte bu yüzden konuşmak da, o meclislerdeki asil suskunluk da başlı başına bir sanata dönüşürdü. Böylece ilimden irfana doğru mukaddes bir yolculuğa çıkılırdı.

Eskiler boşuna "Evvelü’r-refîk, ba’de’l-tarîk" yani "Önce yoldaş, sonra yol" dememişlerdi. Her şeyden evvel bir gönül kazanma, salih bir arkadaş edinme kaygısı güdülürdü. Tarif etmeye çalıştığımız bu şahsiyetler asildi; her biri adeta şiir gibi insandı. Kabalıktan, hoyratlıktan arınmış; hayatını nizam ve intizamla kusursuzluğa doğru yöneltmiş ruhlardı. Bugün cemiyet olarak en muhtaç olduğumuz, yollarını gözlediğimiz işte bu insanlardır.

Belki haddimiz değil lakin bir hak ve sorumluluk olduğunu düşünerek bu kelamları serdetmek istedim. Hz. Ömer’in (r.a.), "Nasihatçıları olmayan ve nasihatçılarına kulak vermeyen bir toplumda hayır yoktur" ikazı gereği, bu hakkı kullanmayı bir vazife addediyorum. Günümüzde de dostlarına, çevresine hakiki manada nezaket ve hürmet gösteren, o eski ruhu yaşatmak için direnen zarif insanlar var elbet. Bizlerin ricası ve kelamı, onların o samimi adımlarına bir parça omuz verebilmektir. Şayet kelam ederken sürç-ü lisan etmişsek affola...

En büyük temennimiz ve duamız odur ki; sahip olduğumuz fikir, bilgi ve ilim, nihayetinde bizleri irfana ulaştırsın. Çünkü bu toprakların irfanla donanmış ariflere, bilge yüreklere her zamankinden daha çok ihtiyacı var.

Şükürler olsun ki, henüz o güzel atlara binip aramızdan ayrılmamış, yaşayan güzel insanlarımız, değerlerimiz var. Ümidim odur ki; onlar hayattayken kıymetlerini, kadirlerini bilmeyi becerebiliriz. Büyük fikir mimarı Hazreti Mevlana’nın feryat edercesine söylediği o eşsiz sözü kulaklarımıza küpe etmeliyiz:

"Öldüğüm vakit gelip kabrimi öpeceğine, hayattayım gel şimdi yüzümü öp!"

Hayatta olanların kıymetini vakit varken, gözlerinin içine bakabiliyorken bilebilmek arzusuyla...

O güzel insanlara, o asil ruhlara selam olsun.

Ahmet SEVEN

Samsun Bülten

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.