Günümüz Türkiye’sinde siyaset

Günümüz Türkiye’sinde siyaset, artık sadece hizmet üretme yarışı olmaktan çıkmış; iddialar, suçlamalar ve sert söylemler üzerinden yürüyen bir mücadele alanına dönüşmüştür. Özellikle bazı belediyeler hakkında dile getirilen yolsuzluk, hırsızlık ve kamu kaynaklarının şahsi çıkarlar uğruna kullanıldığı yönündeki iddialar, toplum vicdanını derinden yaralamaktadır. Bu iddialar öylesine ağırdır ki, eğer doğruysa sadece bir yönetim zaafı değil, aynı zamanda ahlaki bir çöküşün göstergesidir.


Ancak daha da dikkat çekici olan, tüm bu iddialara rağmen hâlâ bunları görmeyen, duymayan ya da görmezden gelen bir kitlenin varlığıdır. “Yavuz hırsız ev sahibini bastırır” sözünü adeta doğrularcasına, suçlananların daha yüksek sesle konuşup kendilerini haklı göstermeye çalışması; buna karşılık hakikatin geri planda kalması, toplumsal adalet duygusunu zedelemektedir. Utanma, sorgulama ve hesap verme gibi değerlerin geri plana itilmesi, asıl tehlikenin ne kadar büyük olduğunu gözler önüne sermektedir.


Öte yandan, bu kadar ciddi iddialar ortadayken iktidar teşkilatlarının yeterince güçlü ve kararlı bir duruş sergilememesi de ayrı bir eleştiri konusudur. Toplum, sadece iddiaların konuşulmasını değil; bu iddiaların üzerine cesaretle gidilmesini, gerçeklerin net bir şekilde ortaya çıkarılmasını beklemektedir. Aynı şekilde, siyasi sahnede yer alan küçük partilerin ve özellikle ittifak ortaklarının bu konular karşısındaki sessizliği de düşündürücüdür. İktidarın sunduğu imkânlardan faydalanıp, sorumluluk söz konusu olduğunda geri planda kalmak; siyasetin samimiyetine gölge düşürmektedir.


Tüm bunlar yaşanırken, Türkiye’nin bulunduğu coğrafyanın gerçekleri de ortadadır. Etrafımız adeta bir ateş çemberiyle çevriliyken; güvenlik, istikrar ve birlik her zamankinden daha büyük önem taşımaktadır. Buna rağmen, bazı kesimlerin sadece “iktidar gitsin” anlayışıyla hareket etmesi, ülkenin huzurunu riske atabilecek bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir. Siyasi rekabet elbette olacaktır; ancak bu rekabetin, ülkenin temel dengelerini sarsacak bir noktaya taşınması kimseye fayda sağlamaz.


Sonuç olarak bugün Türkiye’nin en büyük ihtiyacı; suskunluk değil cesaret, tarafgirlik değil adalet, söylem değil icra, menfaat değil sorumluluktur. Hem iktidarın hem muhalefetin, toplumun güvenini yeniden tesis edebilmesi için daha şeffaf, daha kararlı ve daha hesap verebilir bir duruş sergilemesi şarttır. Aksi takdirde, yüksek sesle konuşanların değil; doğruyu söyleyenlerin kaybolduğu bir ortamda en büyük zararı yine millet görecektir.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.