Dijital Maskelerin Ardındaki Zehir: Sosyal Medya Terörü
Ahmet Seven / Samsun Bülten
Gelişen teknolojiyle birlikte hayatımızın tam merkezine kurulan sosyal medya, ne yazık ki son yıllarda bir bilgi pınarı olmaktan çıkıp, karanlık niyetlerin kol gezdiği bir mecraya dönüştü. Klavyenin başına geçen, adını ve yüzünü gizleyen birtakım odakların, "fake" yani sahte hesaplar arkasına sığınarak toplumsal huzurumuza kastettiğini endişeyle izliyoruz. Halkı kin, nefret ve düşmanlığa sevk eden bu dijital magandalık, artık sadece bir üslup sorunu değil, açık bir sosyal medya terörüdür.
Sosyal medya terörü; terör örgütlerinin, organize suç grupları veya kötü niyetli bireylerin dijital platformları kullanarak korku, kaos, dezenformasyon ve şiddeti yayma eylemlerinin bütünüdür. Kitle iletişim araçlarının gücünü kötüye kullanan bu yapılar, dijital dünyanın hızını ve anonimliğini istismar eder.
Bir toplumun sinir uçlarıyla oynamayı, insanları birbirine düşman etmeyi kendilerine vazife edinenlerin, "etkileşim" uğruna sınırları zorlayan konuşmalar yapması ve bunun bir de "hoşgörü" ile karşılanmasını beklemek en hafif tabiriyle akıl tutulmasıdır. Çok sayıda takipçiye sahip olmak, hiç kimseye hukukun üstünde olma ya da toplumsal barışı dinamitleme imtiyazı vermez.
Özgürlük, Nefret Yayma Hakkı Değildir
Sıkça arkasına sığınılan "ifade özgürlüğü" kavramı, başkalarının haklarına saldırmanın, nefret tohumları ekmenin veya toplumu provoke etmenin bir kılıfı olamaz. Unutulmamalıdır ki, hiçbir özgürlük sınırsız değildir. Hem uluslararası hukuk hem de Türkiye Cumhuriyeti Anayasası bu sınırları net bir şekilde çizmiştir:
-
Anayasa Madde 26: İfade özgürlüğünün kamu düzenini, genel ahlakı ve başkalarının haklarını korumak amacıyla kanunla sınırlanabileceğini açıkça beyan eder.
-
AİHM Kriterleri: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, şiddete çağrı, nefret söylemi ve toplumsal kaosa yol açabilecek ifadeleri asla koruma kalkanı altına almaz.
-
TCK Madde 216: Halkı sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik etmeyi, kamu güvenliğini tehlikeye attığı andan itibaren net bir şekilde cezalandırır.
Maskelerin Arkasına Saklananlar Yanılıyor
Sahte hesapların sağladığı sahte cesaretle maske arkasına saklanıp, topluma nifak tohumları saçanlar büyük bir yanılgı içerisindedir. Dijital ayak izleri yok edilemez; maske arkasına saklanmak, yasal sorumluluğu ve adaletin pençesini ortadan kaldırmaz. Basın veya ifade özgürlüğü adı altında bu kırmızı çizgiyi aşanlara, hukukun sınırlarını zorlayanlara göz yummak mümkün değildir.
Bu noktada bizlere, yani sosyal medya kullanıcılarına da büyük bir sorumluluk düşüyor: Dijital dünyada önümüze düşen her paylaşım, araştırılmadan ve teyit edilmeden doğru kabul edilmemelidir. Bilgi kirliliğine karşı uyanık olmak, bu terörün değirmenine su taşımayı engelleyecektir.
Neyse ki emniyet güçlerimizin ve kanun uygulayıcılarımızın bu konuda ne denli hassas davrandığını, siber dünyada suçluların takibatını titizlikle yaptığını biliyor ve onlara güveniyoruz.
Son Söz: Sosyal medyayı kötü niyetlerine, kirli emellerine alet etmek isteyenlere bu aziz millet hiçbir şekilde fırsat vermeyecektir. Bu yazı, toplumsal huzurumuzun teminatı adına bir uyarı ve tarihe düşülmüş bir hatırlatmadır.
#SosyalMedyaTerörü #SiberZorbalık #HukukVeAdalet #ToplumsalHuzur #DijitalFarkındalık #TCK216


