1 MAYIS SUMUD'LA ATLATILDI
YILDIRIM DEMİRCİ YAZDI...
Şeffaf olmayan mali yönetim ve iyileştirilemeyen emekçi haklarının gölgesinde girilen 1 Mayıs’ta Ali Yalçın’a yepyeni bir "hikâye" gerekliydi. O da kısa sürede bulundu…
Şeffaflıktan uzak mali yönetimin tartışıldığı ve emekçinin cebine giren tek bir somut kazanımın dahi gösterilemediği bir ortamda 1 Mayıs geldi çattı. Böylesi bir tabloda Ali Yalçın için bir “kaçış anlatısı” üretmek artık bir tercih değil, zorunluluktu. Ve o "anlatı" da gecikmeden sahneye sürüldü.
“Dünyanın merkezi Çorum”da 55 dakika kürsüde kalan Ali Yalçın’ın konuşmasının yalnızca 15 dakikasını emekçiye ayırması, gerçeği tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır: Emekçi, bu kürsüde asli unsur değil; sadece vitrin süsüdür.
Açık ve net söyleyelim: Gazze, hiç kimsenin kişisel itibarını kurtarma aparatı değildir. Gazze; milletin, ümmetin ve insanlığın ortak vicdanıdır. Bu ortak vicdanı, sendikal başarısızlıkların üzerini örtmek için kullanmak ise siyasi değil, ahlaki bir sorundur. Bunun adı duyarlılık değil, düpedüz istismardır.
Global Sumud Filosu gibi girişimlere verilen destek elbette kıymetlidir. İsrail’in uluslararası hukuku hiçe sayan korsanlığı da açıkça lanetlenmiştir, lanetlenmeye devam edecektir. Ancak mesele burada bitmiyor. Asıl mesele, bu duyarlılığın samimi mi yoksa senaryolaştırılmış mı olduğudur.
#Sumud Filosu Gazze’ye doğru umutla yol alırken Girit açıklarında yaşanan bu ayrışma gerçekten sıradan bir detay mı, yoksa meselenin ta kendisi mi? Diğer gruplar engelleri bir şekilde aşarak yollarına devam ederken, neden özellikle sendikacıların ağırlıkta olduğu gemi durduruldu ve/veya niçin yoluna devam etmedi? Bu seçici tutumun ardındaki mantık nedir? Kamuoyu ve Gazze’ye gönül verenler bugün haklı olarak soruyor: Bu tablo basit bir tesadüf mü?
Bugün sorulması gereken soru nettir:
“Gerçekten mazlumların yanında mı duruluyor, yoksa kameralar karşısında kahramanlık rolü mü kesiliyor?”
Nitekim filo katılımcılarından GZT muhabiri Ümmü Gülsüm Durmuş’un TRT’in 1 Mayıs 2026 Cuma günü saat 20.00 ana haber bültenine canlı bağlanarak yaptığı açıklamalar, samimiyet ile gösteri arasındaki farkı gözler önüne sermektedir.
İslam tarihi bu tür örneklerle doludur. Uhud’da safını ihlasla belirleyenlerle, ganimet uğruna safını terk edenler aynı safta görünse de aynı niyeti taşımıyordu. Bugün de mesele tam olarak budur: Görünen ile gerçek arasındaki uçurum.
Artık herkes kendine şu soruyu sormalıdır:
Bu çağın Abdullah’ı mı olacağız, yoksa Kuzman’ı mı?
Çünkü bu mesele sloganla değil, niyetle ilgilidir. Ve niyet gizlenmez; eninde sonunda ortaya çıkar.
Son söz, en ağır ölçüdür:
“Ameller niyetlere göredir. Herkes ancak niyetinin karşılığını alır.”


