Kampüsten Sokağa: Üniversite-Şehir Bütünleşmesinde "Fildişi Kule" Sendromu
AHMET SEVEN- SAMSUN BÜLTEN
Üniversiteler, bir şehrin sadece coğrafi sınırları içinde yer alan eğitim binaları değil; o şehrin aklı, vicdanı ve lokomotifi olmak zorundadır. Ancak günümüzde Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) ve Samsun Üniversitesi özelinde gözlemlediğimiz tablo, ne yazık ki vaat edilen "şehirle buluşma" vizyonundan ziyade, kampüs sınırlarına hapsolmuş bir akademik izolasyon gerçeğini karşımıza çıkarmaktadır.
Her rektörlük seçimi öncesinde bir nakarat gibi tekrarlanan "Üniversiteyi şehirle barıştıracağız" cümlesi, seçim sonrası protokol koltuklarının ağırlığı altında ezilmekte ve yerini bürokratik bir durgunluğa bırakmaktadır.
Akademik İzolasyon ve Gözlem Eksikliği
Bir akademisyenin, sokağın nabzını tutmadan, esnafın derdini dinlemeden veya sanayinin çarklarındaki aksaklığı yerinde görmeden çözüm üretmesi eşyanın tabiatına aykırıdır. Lojman ile kürsü arasına sıkışmış, şehri "ayda bir kez görülen bir manzara" olarak kodlamış bir zihniyetin, Samsun’un sosyal ve kültürel dokusuna nüfuz etmesi mümkün değildir.
Gözlem olmayan yerde teşhis, teşhis olmayan yerde ise tedavi olmaz. Bilimsel veri sadece laboratuvarda değil, hayatın tam merkezinde filizlenir. Eğer bir şehrin insanı, üniversite dendiğinde sadece "Tıp Fakültesi Hastanesi"ni anlıyorsa, orada üniversite bir "bilim yuvası" olmaktan çıkmış, sadece bir "hizmet birimi" haline gelmiş demektir.
Ego Bariyeri ve Yönetimsel Sığlık
Üzülerek belirtmeliyiz ki; akademik unvanların getirdiği o yüksek ego, çoğu zaman toplumsal faydanın önüne bir set çekmektedir. Kendini toplumdan sterilize eden, "en iyisini ben bilirim" kibriyle hareket eden bir anlayış, ne sanayicinin ufkunu açabilir ne de lise düzeyindeki bir gencin hayallerine dokunabilir. Rektörlük makamı, bir "müdürlük" makamı değildir; bir vizyon ve dertlenme makamıdır.
Şehir İçin Üniversite Ne İfade Etmeli?
Gerçek bir üniversite-şehir entegrasyonu şu üç sütun üzerine yükselmelidir:
-
Ekonomik ve Sanayi Vizyonu: Sanayi kuruluşlarına sadece stajyer göndermek değil, Ar-Ge ve inovasyon süreçlerinde yol gösterici bir partner olmak.
-
Kültürel Katalizörlük: Şehrin sosyal hayatını konferans salonlarına değil, meydanlara ve kültürel merkezlere taşımak.
-
Sosyal Sorumluluk: Şehrin kronikleşmiş sorunlarına (ulaşım, çevre, göç vb.) akademik raporlarla değil, sahada uygulanabilir projelerle müdahil olmak.
Sonuç: Vaatler Ne Zaman İcraata Dönüşecek?
Samsun gibi potansiyeli yüksek bir şehirde üniversitelerin "protokol süsü" olmaktan çıkması elzemdir. Rektörlerin seçim dönemindeki heyecanlarını, görev sürelerinin tamamına yaymaları; akademik kadroların ise fildişi kulelerinden inip sokağın tozuna karışmaları gerekmektedir. Aksi takdirde, her dört yılda bir aynı cümleleri kuran ama yerinde sayan bir yapı, bu şehrin geleceğinden çalmaya devam edecektir.
Üniversite ve şehir arasındaki bağ, ticari bir alışverişin ötesinde, entelektüel bir kader birliğine dönüşmelidir. Şimdi sorma vaktidir: Sayın Rektörler, o meşhur "şehirle buluşma" vaadinizi gerçekleştirmek için daha neyi bekliyorsunuz?

#Samsun #OMÜ #SamsunÜniversitesi #AkademikEtik #ŞehirVeÜniversite #RektörlükSeçimleri #ToplumsalKatkı #EğitimVizyonu

