Samsun'un Kalbinden Anadolu'ya Yükselen Gür Ses: Âşık Kemâlî Bülbül
AHMET SEVEN - SAMSUN
Şehirler taşı toprağıyla değil, yetiştirdiği insanlarıyla anılır ve yaşar.
Samsun sokaklarında yürürken bazen bir şehrin ruhunu binaların değil, o sokaklardan geçmiş insanların inşa ettiğini fark edersiniz. İşte Samsun’un, özellikle de Kavak ilçesinin kültür hafızasına silinmez bir mühür vuran o isimlerden biriydi Âşık Kemâlî Bülbül.
Onu sadece 11 kitap bırakmış bir şair, ya da ödüllü bir halk ozanı olarak tanımlamak eksik kalır. Kemâlî Bülbül; asıl zenginliği çocuklarını okutmakta bulan bir baba, kalemini haksızlığa karşı kalkan kılan bir gazeteci ve ömrünün son demlerinde bile genç kuşaklara ışık tutmaya çalışan bir kültür, mücadele adamıydı.
Acılardan Süzülen Bir Ömür
Hayatı kolay geçmedi Âşık Kemâlî’nin. Henüz 11 yaşındayken 1939 Büyük Erzincan Depremi’nde babasını kaybetti, ardından yapayalnız kaldı. Erken yaşta tattığı bu yetimlik ve hüzün, onun şiirlerinin mayası oldu. Çağdaşı Âşık Veysel’in eline avunsun diye saz vermişlerdi; bizim Kemâlî Bülbül ise acısını dindirmek için kaleme sarıldı.
Saz çalmazdı ama söze bir başladı mı saza gerek de bırakmazdı. Gelenekteki "rüyada bade içme" klişelerine sığınmayacak kadar dobra ve espriliydi: "Bana rüyada bade filan içiren olmadı. Biz badeyi doğmadan içenlerdeniz" der, usta-çırak ilişkisini soranlara ise "Ben kalemin ve gönlümün çırağıyım" yanıtını verirdi.
"Bülbülün Çektiği Dilindendir"
Onun hayat kronolojisine baktığımızda muazzam bir mücadele görürüz. Gençlik yıllarında çıkardığı "Vicdan Sesi" ve "Büyük Cihad" gazetelerindeki cesur yazıları yüzünden mahkeme koridorlarını aşındırdı. Dönemin basını onun bu dik duruşunu, "Bülbülün çektiği dilindendir" karikatürleriyle sayfalarına taşımıştı. Ama o, ne sözünü esirgedi ne de milli-manevi değerlerinden ödün verdi. Hayrettin İvgin’in de dediği gibi; "Sözünü dudaktan, gözünü budaktan esirgemeyen bir kararlılığa sahipti."
Emekliliğinin ardından Ankara’dan kürkçü dükkanına, yani sevdalısı olduğu Samsun’a döndü. Tarihi Taşhan’da kiraladığı o küçücük odaya "Âşık Kemâlî Bülbül Kültür Evi" tabelasını astı. O oda; profesörlerin, şairlerin, yazarların ve gençlerin uğrak yeri oldu. Taşhan’dan içeri girdiğinizde yükselen radyo sesi, içeride koca bir çınarın, Samsun’un kültür nöbetini tuttuğunun kanıtıydı.
Kendi Mezar Taşını Diken Bir Bilge
Ölümü bir son değil, bir "son sefer" olarak gördü. Öyle bir raddede bilgeleşmişti ki, vefatından yıllar önce Kıranköy Mezarlığı’ndaki yerini aldı, mezar taşını kendi elleriyle diktirip üzerine adını yazdırdı. Sadece ölüm tarihi boştu... Takvimler 24 Eylül 2012’yi gösterdiğinde, 84 yaşında o boşluğu da kader kendi eliyle doldurdu.
Arkasında mal mülk, han apartman bırakmadı. Ama kendi deyimiyle en büyük mirasını bıraktı:
"Kemâlî Bülbül der, vasiyetimdir, Bıraktığım miras, haysiyetimdir..."
Bugün İlkadım’da bir parkta, Kavak’ta bir sokakta adı yaşıyor. Ancak en önemlisi, Taşhan’ın duvarlarında, Aşıklık geleneğinin mücadelesini verdiği şehrin ve bu toprakların insanının vicdanında onun gür sesi yankılanmaya devam ediyor.
Samsun’dan bir halk âşığı geçti; iz bırakarak, eğilmeden, bükülmeden... Ruhu şad olsun.


