Samsun Haber
Yayınlanma : 14 Haziran 2026 11:34
Düzenleme : 14 Haziran 2026 11:43

Kültürden Maksat Konser midir, Sahneler Kime Emanet?

Kültürden Maksat Konser midir, Sahneler Kime Emanet?
Sahi, kültür demek sadece konser demek midir? Ne ara "kültür ve sanat" denilince akıllara sadece yüksek desibelli ses sistemleri, ışık oyunları ve stadyumları dolduran kitleler gelmeye başladı?

Kültürden Maksat Konser midir, Sahneler Kime Emanet?

AHMET SEVEN

Bugün toplum olarak en büyük yanılgılarımızdan birini, kültür kavramının içini boşaltarak yaşıyoruz. Sahi, kültür demek sadece konser demek midir? Ne ara "kültür ve sanat" denilince akıllara sadece yüksek desibelli ses sistemleri, ışık oyunları ve stadyumları dolduran kitleler gelmeye başladı?

Üstelik bu meydanlarda, adına "sanatçı" denilen birçok ismin, bu milletin kimliğine, özüne, örfüne, geleneğine ve ahlakına ne kadar yabancı olduğuna her gün içimiz acıyarak şahit oluyoruz. Sahneye çıkanlar, sanki bu toprakların bağrından çıkmamış da Batı ve Amerikan kültürünün birer distribütörlüğünü üstlenmiş gibiler. Bizim şarkıcı dediklerimiz Michael Jackson’ı, Freddie Mercury’yi, Prince’i, Bon Jovi’yi, David Bowie’yi veya Mick Jagger’ı taklit etme yarışındayken; siz hiç bizim öz kültürümüzü, ezgilerimizi, medeniyetimizi örnek alan bir Batılı sanatçı gördünüz mü? Göremezsiniz. Çünkü emperyalizm, önce kültürel istila ile başlar.

Bugün popüler kültürün tek bir derdi var: Stadyumları doldurmak. Kim meydanları daha fazla kalabalık yapabiliyorsa, o başarılı kabul ediliyor. Ortaya çıkan manzara ise maalesef sanatsal bir coşkudan ziyade, sorgulamayan bir "sürü psikolojisi." "Sahne kostümü" adı altında pazarlanan o insanlık dışı, garip kıyafetlerle, özellikle geleceğimiz olan gençlerin zihin dünyası derinden sarsılıyor. Sunulan müzik tarzları ise gençliği dinginliğe, tefekküre veya estetiğe değil; strese, isyana, başıboşluğa, bohemliğe, yalnızlığa ve hatta uyuşturucu bataklığına sevk ediyor.

Daha fazla kalabalık toplamak, daha çok "tıklanmak" adına kendi kültürümüze her gün bir hançer daha saplıyoruz. İşin en acı tarafı ise yerel yönetimlerin, belediyelerin bu girdaba ortak olmasıdır. Çoğu zaman oy kaygısıyla hareket eden belediyeler, bu yozlaşmanın sponsoru haline geliyor. Oysa dönüp baksınlar: Bugüne kadar bu tarz absürt isimleri getirerek meydanları dolduran hangi belediye başkanına bu konserler artı oy kazandırmış? Tarih ve seçmen hafızası bunun bir karşılığı olmadığını defalarca göstermiştir.

Şimdi o pespayeliğin, o gürültünün yükseldiği meydanlara bakıp sormak gerek: Buralarda edepten, hayadan, ahlaktan söz edebilir misiniz?

Kesinlikle hayır!

Unutmayalım ki edebin olmadığı yerde ahlak yoktur; ahlakın olmadığı yerde ise ne gerçek bir sanat ne de insanlık barınabilir. Bu sessiz çürümeye göz yummak, geleceğimize karşı işlenmiş büyük bir vebaldir ve bu vebal hepimize yeter de artar bile.

"Ama gençler böyle istiyor" bahanesine sığınmak, bir mazeret değil, düpedüz bir acziyettir. Bu kontrolsüz tüketimin, bu kültürel aşınmanın arkasında bir masumiyet aramak ise akıl tutulmasından başka bir şey değildir. Emperyalizmin tam da istediği budur: Köklerinden kopmuş, hafızasını yitirmiş, sadece tüketen bir nesil inşa etmek.

Bizim medeniyetimizin, kültür ve sanat anlayışımız bu içi boşaltılmış eğlence sektöründen ibaret değildir; olamaz da. Bu küresel dayatmaların kültürle de sanatla da hiçbir bağı yoktur.

Şimdi sorma vaktidir: Sahneler kimlere emanet, o sahnelerin karşısındaki gençlerimiz kime emanet?

Kültürden maksat nedir, ne olmalıdır? Bir kez daha, çok geç olmadan oturup derin derin düşünmek gerekmez mi?

#KültürSanat #KültürelYozlaşma #GençlikVeGelecek #YerelYönetimler #PopülerKültür #MedeniyetBilinci #AhlakVeSanat #KöşeYazısı #ToplumsalHafıza #MilliKimlik

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.