Klavye Kahramanları ve Solucan Gibi Kıvıranlar: Sözün Bedeli
AHMET SEVEN - SAMSUN BÜLTEN
Bu coğrafyada, hayatın her köşesinde, özellikle de ekranların ve sosyal medyanın yarattığı görünmez zırhın ardında, bir tür "klavye kahramanlığı" yükseliyor. Söze gelince mangalda kül bırakmayan, hakarete, tehdide, atara gidere gelince aslan kesilen bu tipler, gerçek hesaplaşma anı geldiğinde ise şaşırtıcı bir dönüşüm geçiriyorlar.
Kamera karşısında, cadde ortasında ya da sanal alemin gürültüsünde "dayılanan" o havalı, o cüretkar haller, devletin adalet mekanizmasıyla ya da emniyet güçleriyle yüzleşme noktasına gelindiğinde adeta buharlaşıyor.
"Kağıt Adam" Dönüşümü
İşte o an, izleyenler için bir ders, bu tipler için ise acı bir yüzleşme anı. Gözaltına alınışları, mahkeme koridorlarındaki bekleyişleri veya sadece bir polis memurunun karşısındaki halleri... Az önceki "kabadayı" duruşundan eser kalmıyor. Tıpkı bir solucan gibi kıvranma, aciz ve çaresiz bir duruma düşme hali başlıyor.
Bu durum, toplumsal bir sorunun da altını çiziyor: Karakter ve Sözünün Arkasında Durma Yoksunluğu.
-
Gerçek İnsan: Söylediği sözün ağırlığını bilir, eleştirisini veya tepkisini ahlak ve hukuk sınırları içinde yapar ve sonuçlarına katlanmaktan çekinmez.
-
"Kağıt Adam": Sadece güçsüzün üzerine yürümede cesurdur. Yetki ve gücün karşısında ise anında erir, söylediklerini inkar eder, kıvırır. Bu durum, onların "insanlık" ve "adamlık" vasfından ne kadar uzak olduklarını gösteren en çıplak aynadır.


