• Samsun Taş Dünyası
Samsun Haberleri
Yayınlanma : 05 Kasım 2026 20:50

İl Olma Sevdası ve Yitirilen Ruh

 İl Olma Sevdası ve Yitirilen Ruh
Bir ilçenin bağlı olduğu anakentten kopuşu, yalnızca haritadaki bir sınır çizgisinin değişmesi değildir; yüzyılların imbiğinden süzülüp gelen ortak bir hafızanın, bir aidiyet ikliminin narin bağlarla koparılmasıdır.

Gölgesinden Ayrılan Gövdeler: İl Olma Sevdası ve Yitirilen Ruh

SAMSUN BÜLTEN ARAŞTIRMA SERVİSİ 

Kadim coğrafyamızda haritaları yeniden çizmek, harfleri değiştirmekten hep daha kolay sanılmıştır. Bir gecede vilayet tabelası asılan bir ilçenin; meydanına dikilen yeni bürokrasi saraylarıyla, caddelerine dağılan resmi plakalı araçlarla şahlandığı hayal edilir. Oysa bir toprağın idari unvanını büyütmek, her zaman o toprağın kaderini yüceltmeye yetmez. Şehirleşme ihtirası ile köklü gelenekler arasında sıkışan bu dönüşüm; kazandırdığı kağıt üstü yetkilerin ardında, bazen tamiri imkansız bir ruh kırılması bırakır.

Bir ilçenin bağlı olduğu anakentten kopuşu, yalnızca haritadaki bir sınır çizgisinin değişmesi değildir; yüzyılların imbiğinden süzülüp gelen ortak bir hafızanın, bir aidiyet ikliminin narin bağlarla koparılmasıdır. Yüzyıllardır aynı sancak altında aynı türküyü söyleyen, pazarını aynı ruhla kuran, mimari üslubunu aynı taşla dokuyan bir havza, sırf "il" unvanı aldı diye kendi öz gövdesinden sürgün edilmiş bir dala dönüşebilir. Ve ne yazık ki il olmanın getirdiği o amansız, hesapsız göç dalgası; fısıltıyla konuşulan komşulukları gürültülü caddelere, ahşap ve taşın sıcaklığını betonun soğukluğuna kurban eder. Yerel şive, betonlaşan sokak aralarında unutulurken; Kültür Müdürü tabelasının asıldığı binalar, o köklü mirasın restorasyonuna çare olmakta deneyimsizliğin ve acemiliğin kurbanı olurlar.

Elbette bu resmin bir yüzünde, yıllarca merkez şehrin gölgesinde kalmış, hakkı yenmiş bir yerel potansiyelin ayağa kalkma arzusu yatar. Bütçeden doğrudan pay almanın, kendi festivallerini kendi adıyla duyurmanın gururu inkâr edilemez. Fakat bu gurur, çoğu zaman ekonomik bir illüzyonun gölgesinde kalmaya mahkûmdur.

Çünkü vilayet olmak; daha tabelalar kurumadan başlayan bir rant iştahı demektir. Yüzyıllardır buğdayın, zeytinin, bereketi bol meyve bahçelerinin yeşerdiği ovalar, bir gecede "gelişme alanı" adı altında spekülasyon borsasının kucağına itilir. Arsa fiyatları fırlarken, doğup büyüdüğü topraklarda dar gelirli yerel halk için yaşamak bir barınma krizine dönüşür. Devlet bütçesinden akacak ödeneklerin hülyası kurulurken; inşa edilen devasa idari komplekslerin maliyeti ve heba edilen tarım arazilerinin bilançosu göz ardı edilir. Dünün üretim üssü olan huzurlu bir belde, yarının kentsel dönüşüm labirentinde kendi sesini kaybeder. Eski merkezin kaybettiği vergi gelirleri ve küçülen nüfusu ise bu idari ayrılığın arkasında kalan sessiz bir dramdır.

Sonuçta, unvan katlamak her zaman refah katlamaz. Bürokrasinin yetki karmaşasında boğulan geçiş yılları, trafiğe boğulan dar caddeler ve asayişin yüzünü değiştiren kontrolsüz büyüme; şaşalı açılış törenlerinin arkasından beliren asıl acı gerçeklerdir.

Toprağın ruhunu korumadan, kültürünü bürokratik acemiliklere kurban etmeden ve doğasını beton hırsına teslim etmeden atılmayan her idari adım; köklerinden koparılmış bir ağaç yaratmaktan öteye geçemez. Şehir olmak, haritada yeni bir plaka koduna sahip olmak değil; o toprağın tarihine, mimarisine ve insanına duyulan saygıyı büyütmektir.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.