Gençliğin Hırçınlığı Neyin Çığlığı?
AHMETSEVEN - SAMSUNBÜLTEN
Son günlerde üzüntüyle izlediğimiz olaylar, hepimizin zihnine tek bir soruyu kazıyor: Gençlik nereye gidiyor? Çocuk denilebilecek yaşlardaki bu kuşağın sergilediği akıl almaz olumsuz davranışlar; öğretmene karşı gelmekten, anne babayı hiçe saymaktan, dükkân basıp insanlara saldırmaya kadar uzanıyor. Saygı ve sevginin yerini alan bu öfke ve hınç sarmalı karşısında şaşkınız, daha doğrusu şaşırmış gibi yapıyoruz.
Bir tarafta anne-babayı, öte yanda eğitim sistemini, bir başkası da sosyal medyayı veya 'vurdulu kırdılı' dizileri suçlayıp duruyor. Herkes suçu kendi üzerinden atma derdinde. Ancak sonuç değişmiyor: Geleceğimiz hakkında ciddi endişeler taşıyoruz. Peki, konfor ve rahatlık içinde büyütülen, çoğu zaman 'ana kuzusu' denilecek kadar aileye bağımlı olan, hatta yemekleri bile yedirilen bu çocuklar nasıl oluyor da dışarıda kabalaşabiliyor, insani davranışlardan uzaklaşıp –söylemek zorundayım– canavarlaşabiliyor?
Evdeki Fırtına, Sokaktaki İsyan
Yazıktır ki, bu dramatik dönüşümün çekirdeği, çoğu zaman en güvende olması gereken yer, yani ailede yatıyor. Gözlemlediğimiz en çarpıcı detay, bu tür eylemleri gerçekleştiren çocukların önemli bir kısmının çalışan anne ve babaların çocukları arasından çıkması.
Çalışmanın yorucu temposu, ebeveynlere çocuklarına ayıracak ne enerji ne de vakit bırakıyor. Evde yaşanan anne-baba tartışmaları, sevgi eksikliği ve ilgisizlik, çocuğun ruhunda bir isyana dönüşüyor. Ebeveynler, evcil hayvanlarına gösterdikleri özeni bile çocuklarına gösteremez hale gelmiş. Çocuk yetiştirmek zor geliyor. Sanki "Ben baş edemiyorum, siz ne yaparsanız yapın!" dercesine, çocuklarını kreşin soğuk kollarına ya da okulun kalabalık sınıflarına terk ediyorlar.
İşte bu sevgisizlik, beraberinde saygısızlığı getiriyor. Çocuk, bastırdığı hırsını ve hıncını dışarıda, en şiddetli ve yıkıcı yollarla atmaya çalışıyor. Ahlak ile ahlaksızlığı, iyi ile kötüyü ayırabilecek o ince muhakeme gücü, aile ocağında beslenmediği için gelişemiyor. Söz geçiremememizin, söz dinlememelerinin temel nedeni budur. Kalbi sevgiyle dolu olmayan bir çocuğun beynine mantıkla ulaşamazsınız.
Çözümün Adresi: Ocak Başında
Bu sorun, geleceğimizin en önemli meselesidir ve çözüm mazeret üretmekle değil, acı da olsa radikal kararlar almakla mümkündür.
Geldiğimiz nokta, bizi toplumsal bir çıkmaza sokmuştur. Kadınlarımız ekonomik bağımsızlığını kazanırken, ne yazık ki çocuklarını kaybetmiş, eşlerinden uzaklaşmış ve aile ocakları çatırdamaya başlamıştır. Boşanan ailelerin giderek uzayan listesi, bu sarsıntının en somut kanıtıdır.
Çözüm yoluna gelince:
-
Anne, çocuğuna vakit ayırmalıdır. Bir annenin ilk ve en kutsal "işi," evladını yetiştirmek olmalıdır. Geldiğimiz acı durum, bize "Ya iş, ya çocuk" gibi zorlu bir tercihi dayatmaktadır.
-
Erkeğin maaşı iyileştirilmelidir. Devletin ve işverenlerin öncelikli hedefi, erkeğin kazancını, kadının çalışmaya zorlanmayacağı bir seviyeye getirmek olmalıdır. Kadın, ev ekonomisine katkı zorunluluğu hissetmemeli, ailenin toparlayıcısı rolüne odaklanabilmelidir.
Çocuklarımızın bugünkü durumu, çatırdamakta olan aile yapımızın ve dağılmakta olan ocaklarımızın acı sinyalidir. Artık herkesin elini şakağına koyup, bu çığlığın kaynağını düşünmesi gerekiyor. Mazeretler bitti, sıra harekete geçmekte.
-
GençlikÇığlığı
-
AileveEğitim
-
ÇalışanAnne
-
GençlikSorunları
-
ToplumsalÇıkmaz

