Samsun Haber
Yayınlanma : 23 Nisan 2026 11:15
Düzenleme : 23 Nisan 2026 11:28

Evin Sessiz Duvarları Arasında Kaybolan Gençlik: Bir Sosyal İhmalin Anatomisi

Evin Sessiz Duvarları Arasında Kaybolan Gençlik: Bir Sosyal İhmalin Anatomisi
Birçok anne ve babanın "ben yaşayamadım, evladım yaşasın" diyerek sergilediği aşırı korumacı yaklaşım, çocukları hayatın gerçeklerinden koparan ilk pranga olmuştur.

Evin Sessiz Duvarları Arasında Kaybolan Gençlik: Bir Sosyal İhmalin Anatomisi

AHMET SEVEN - SAMSUN BÜLTEN

Modern toplumun en görünür ama en az konuşulan yaralarından biri, "ev genci" olarak tanımlanan, sosyal hayattan kopuk, odalarına hapsolmuş binlerce gencin varlığıdır. Bu durum sadece bir kuşak çatışması ya da teknoloji bağımlılığı olarak geçiştirilemeyecek kadar derin, pedagojik ve sosyolojik bir krizdir. Meselenin özüne indiğimizde karşımıza çıkan tablo şudur: Kendi ayakları üzerinde duramayan, bir pensen bir cıvatayı sıkmaktan aciz, özgüvenini yitirmiş bir nesil, tesadüfen değil; yanlış ebeveyn tutumları ve yetersiz rol modellerin eliyle inşa edilmiştir.

Koruma Güdüsünden "Tembellik Kültürüne"

Birçok anne ve babanın "ben yaşayamadım, evladım yaşasın" diyerek sergilediği aşırı korumacı yaklaşım, çocukları hayatın gerçeklerinden koparan ilk pranga olmuştur. "Sen yapma ben yaparım, sen konuşma ben konuşurum" mantığıyla büyütülen çocuklar, hayata karşı temel becerilerini geliştirememiş, sorumluluk duygusundan mahrum bırakılmıştır. Bu durumun doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan hareketsizlik, beraberinde obeziteyi ve buna bağlı gelişen derin bir karamsarlığı getirmiştir. Kendi başına markete dahi gitmekten çekinen bir gencin, toplum içerisinde kendine yer bulması beklenemez.

Sofradan Kopuş ve Değerler Erozyonu

Sosyal izolasyonun en uç noktası, aile içi iletişimin kalbi olan yemek sofralarının terk edilmesidir. "Agresifleşmesin" düşüncesiyle odasına yemek taşınan, dışarıdan sipariş edilen hazır gıdalarla beslenen bir gençlik, sadece fiziksel sağlığını değil; sevgi, saygı ve paylaşım gibi temel insani değerleri de kaybetmektedir. Bu yalnızlaşma süreci, gençleri dijital dünyanın kontrolsüz mecralarına ve kimlik karmaşasına itmektedir. LGBT gibi yapıların, bu boşluktan yararlanarak karmaşıklığı birer "parıltılı norm" gibi sunması, temelleri sarsılmış bir aile yapısında maalesef karşılık bulabilmektedir.

Sorumluluktan Kaçış: "Sistem" Mazereti

En vahim tablo ise sorumluluk paylaşımında yaşanmaktadır. Çocuklarını terbiye edemeyecek kadar aciz kalan aileler suçu öğretmenlere, yetersiz kalan öğretmenler ise velilere atmaktadır. Her iki tarafın da ortak sığınağı ise soyut bir "sistem" eleştirisidir. Oysa sorun, sistemden önce "rol model" eksikliğidir. Edepli bir çocuktan önce edepli ebeveyne, kendini geliştirmeyen öğrenciden önce sokak eylemleriyle değil, ilmiyle örnek olacak öğretmene ihtiyaç vardır. Kendi mesleki ve ahlaki gelişimini ihmal eden paydaşların, "sistem" diyerek iktidarı ya da kurumsal yapıları suçlaması, asıl sorunu halının altına süpürmekten başka bir işe yaramamaktadır.

Sonuç: Canavarları Uzakta Aramayın

Hukuk literatüründe yer alan "suça sürüklenen çocuk" ifadesi, aslında sosyolojik bir gerçeğin itirafıdır. Bir çocuk eğer hayata karşı karamsar, beceriksiz ve değerlerinden kopuksa; bu sonucun arkasında onu bu hale getiren görünmeyen "canavarlar" vardır. Bu canavarlar bazen aşırı konfor, bazen ilgisizlik, bazen de yanlış yönlendirmelerdir.

Geleceği inşa edecek olan gençliği, kendi ihmallerimizin kurbanı yapmaya kimsenin hakkı yoktur. Çözüm; her şeyi devletten ya da sistemden beklemek değil; aileden okula, sokaktan medyaya kadar her alanda "sorumluluk bilincini" yeniden tesis etmekten geçmektedir. Unutulmamalıdır ki; her başarının arkasında bir kahraman olduğu gibi, her sosyal rezaletin ardında da sorgulanması gereken bir fail vardır.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.