Biz Nerede Yanlış Yaptık? Vicdan ve Toplum Muhasebesi
Ahmet SEVEN
Kahramanmaraş ve Siverek’ten gelen haberler, sadece düştüğü yeri değil, istisnasız hepimizin yüreğini kavurdu. Eğitim yuvalarımıza, yani geleceğimizin teminatı olan mekanlara yönelen bu menfur saldırılar, toplum olarak bizi derin bir kederin yanısıra ciddi bir özeleştiriye de sevk etmelidir.
Hayatını kaybeden evlatlarımıza ve öğretmenimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Ancak taziye dilekleri, içimizdeki sızıyı dindirmeye yetmediği gibi asıl sorunu da ortadan kaldırmıyor. Sahi; biz nerede yanlış yaptık?
Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, sadece münferit birer adli vaka değil, sosyolojik bir erozyonun sonucudur. Uzun süredir ekranları esir alan, şiddeti estetize eden ve hukuksuzluğu birer "erkeklik" nişanesi gibi sunan mafya temalı programlar, çocuklarımızın zihin dünyasını zehirlemektedir.
Genç dimağlarda "büyüyünce mafya olacağım" hevesini uyandıran bu yapımlar, gayriinsani davranışları normalize etmekte, şiddeti ise bir sorun çözme aracı olarak kodlamaktadır. Bu noktada devletin ilgili kurumları, TV’lerdeki bu yıkıcı içeriğe karşı derhal harekete geçmeli; sosyal medya mecralarında şiddet güzellemesi yapan paylaşımlar sıkı bir denetim ve yaptırım silsilesine tabi tutulmalıdır.
Ekranları ve meydanları işgal eden sanatçı kisvesi altında ahlaksızlığı sergileyen karaktersizlere sahne verilmemesi, çocukların bunlardan uzak tutulması gereği bir kez daha kendini hissettirmiştir. Çocukların dinledikleri müzik ne ise şekillerini aldığı fizikte odur. Bu anlamda kimi rol model aldıkları önemlidir.
Gerekirse 18 yaş altı için sosyal medya sınırlamaları akademik ve pedagojik bir zeminde ivedilikle tartışılmalıdır. Suça eğilimli çocuklar tespit edilmeli testi kırılmadan çözüm yolu bulunmalıdır.
Meselenin bir diğer yakıcı tarafı ise bu acı olayların politik birer aparat haline getirilme çabasıdır. Gözyaşı, kan ve evlat acısı üzerinden siyasi nema devşirmeye çalışmak, en az o suçu işlemek kadar "adi" bir yaklaşımdır.
Kirli emellerine çocukları alet etmeyi denemeye kalkışanlar elbette layık oldukları cezayı göreceklerdir. Hiç kimse çocukları suça teşvik ederek prim yapmaya kalkışmamalıdır.
Toplumsal travmaları kaos planlarına basamak yapanlara, birlik ve beraberliğimizi zedeleyenlere asla müsaade edilmemelidir. Bu acı hepimizindir; çözümü de topyekûn bir duruştadır.
Ancak suçu sadece dışsal faktörlere atmak, bizi asıl sorumluluğumuzdan kurtarmaz. Anneler, babalar ve öğretmenler olarak her birimiz başımızı iki elimizin arasına alıp kendimizi muhasebe etmeliyiz.
Çocuklarımızın ne yiyip ne içtiğine gösterdiğimiz özeni, ruhlarının neyle beslendiğine, zihinlerinin hangi ideallerle donatıldığına da göstermek zorundayız. Ahlaki değerlerle teçhiz edilmemiş, iyi ile kötüyü ayıramayan bir nesil, her türlü dış müdahaleye açık hale gelir.
Okulları tatil etmek veya her köşeye bir güvenlik görevlisi dikmek kalıcı bir çözüm değildir. Asıl mesele, her kalbe bir vicdan, her zihne insanlık onuru yerleştirebilmektir. Eğitim; sadece akademik başarı değil, karakter inşasıdır.
Gün, siyasi fırsatçılık yapma günü değil; gün, "Neden bu hale geldik?" sorusuna dürüstçe yanıt arama ve el birliğiyle bu yozlaşmaya dur deme günüdür.
Evlatlarımızı terbiye etmek, onları sadece hayata değil, insanlığa hazırlamak en mukaddes görevimizdir. Rabbim milletimizi ve ülkemizi her türlü kötülükten muhafaza eylesin.

SAMSUN BÜLTEN


